Market raflarının önünde durup kala kaldığınız oluyor mu?
“Protein mi alayım, lif mi, vitamin mi, omega mı?”
Bir yanda “bunu ye” diyenler, öbür yanda “sakın dokunma” diyenler…
Sonuç: Sepet dolu ama beden hâlâ yorgun, bağırsaklar hâlâ mutsuz, kafamız hâlâ karışık.
Oysa mesele sandığımızdan daha basit olabilir.
Bilim insanları oturmuş, binin üzerinde gıdayı tek tek incelemiş. “En süslüsü hangisi” diye değil, günlük hayatta vücuda gerçekten ne yarıyor diye bakmışlar. Ortaya çıkan liste şaşırtıcı değil ama öğretici. Çünkü bu yedi besin, çoğumuzun mutfağında ya hiç yok ya da yanlış kullanılıyor.



Ve asıl mesele şu:
Biz yıllardır yanlış şeyleri değil, doğru şeyleri eksik yiyoruz.


Badem
Bademi hâlâ “bir avuç atıştırmalık” sananlar var. Oysa düzenli tüketildiğinde, kötü kolesterolü aşağı çekip bağırsakları toparlayan ciddi bir oyuncu.
Araştırmalar gösteriyor ki kek yiyenlerle badem yiyenler arasında fark sadece bel çevresinde değil, bağırsak florasında da ortaya çıkıyor. Daha iyi sindirim, daha az ödem, daha düzenli tuvalet… Bunlar küçük detay gibi duruyor ama sağlığın temel taşları.
Bir de şu var:
Badem yiyenlerin haftada daha fazla tuvalete çıktığı bile ölçülmüş.
Evet, kulağa komik geliyor ama bağırsak çalışıyorsa vücut çalışıyor.


Pazı
Pazı genelde “ıspanak yoksa” devreye girer. Oysa pazı, damar sağlığına çalışan, tansiyonu dengeleyen, hücreleri koruyan ciddi bir antioksidan deposu.
Üstelik içindeki nitratlar sayesinde damarların iç yüzeyini bile onarmaya yardımcı olabiliyor. Yani mesele sadece vitamin değil, dolaşım meselesi.
Ama küçük bir uyarı:
Pazıyı lapa haline getirene kadar pişirirseniz, bütün marifeti gider.
Az pişir, diri kalsın. Hayat gibi.


Su Teresi
Su teresi çoğu sofrada “süs” niyetine var. Oysa antidepresan etkisiyle anılan nadir bitkilerden biri.
Evet, yanlış duymadınız.
Demir, omega-3, vitaminler… Hepsi bir arada.
Üstelik bazı doğal bileşenleri sayesinde kanserli hücrelerin büyümesini yavaşlatabildiği bile söyleniyor.
Bir bitki düşünün;
Hem ruh haline, hem bağışıklığa, hem kolesterole dokunuyor.
Ama biz onu limon sıkıp kenara itiyoruz.


Pancar Yaprağı
Pancarın kendisini yiyoruz, yaprağını çöpe atıyoruz. Büyük hata.
Çünkü pancar yaprakları, kökünden bile daha fazla mineral ve antioksidan içeriyor. Hatta bazı araştırmalarda kötü kolesterolü düşürdüğü ve hücreleri oksidatif hasardan koruduğu görülmüş.
Yani mesele “moda besin” değil;
Elimizin altındaki değeri fark edememek.


Chia Tohumu
Burada duralım. Çünkü chia tohumu en çok yanlış tüketilen besinlerden biri.
Bir kaşık at, üstüne yoğurt dök, geç…
Olmuyor.
Bilim insanları açıkça söylüyor:
Chia’yı öğütmeden yerseniz, içindeki omega yağları neredeyse emilmiyor.
Yani pahalı pahalı alıp bağırsaktan olduğu gibi geçiriyoruz.
Kısaca:
Chia mucize değil, doğru kullanılırsa işe yarar.


Kabak Çekirdeği
Kabak çekirdeğini maç izlerken tükettiğimiz bir çerez sanıyoruz. Oysa sinir sistemini koruyabilen, hafızayı ve bilişsel fonksiyonları destekleyen yağ asitleriyle dolu.
Hatta bazı çalışmalarda, kaygı ve hafıza üzerinde olumlu etkiler gözlenmiş. İlginç olan şu:
Kavrulmuş hali, çiğ halinden daha faydalı çıkmış.
Nadirdir bu.


Karahindiba Yaprakları
Karahindiba çoğu kişi için “yabani ot”.
Oysa dünya mutfaklarında salatadan çorbaya kadar kullanılıyor.
Ödem atıcı, antioksidan, vitamin deposu…
Üstelik baharda bedava.
Bazen en şifalı şey, en sıradan görünen oluyor.



Bu yedi besin mucize değil.
Ama bize şunu hatırlatıyorlar:
Sağlıklı beslenme, pahalı süper gıdalarla değil;
doğru bilgiyi, doğru şekilde uygulamakla oluyor.
Belki de artık “ne yemeliyim?” sorusundan önce
“Bunu doğru yiyor muyum?” diye sormanın zamanı gelmiştir.