Yaz geldi mi içimize bir endişe çöker. Televizyonda yükselen alevler, gökyüzünü kaplayan dumanlar, tahliye edilen köyler... Neredeyse her yaz aynı manzaraları izliyoruz. Birkaç gün sonra yangın söndürülüyor, gündem değişiyor. Ama aslında yangın o gün bitmiyor.
Çünkü alevlerin en büyük zararı, çoğu zaman gözle göremediğimiz yerde kalıyor; toprağın içinde.
İnsanlar genellikle yangından sonra ilk olarak kaç hektar ormanın yandığını konuşuyor. Oysa o yangının hemen yanında bulunan tarım arazilerinde yaşanan kayıp çoğu zaman ikinci plana atılıyor. Halbuki yanan sadece ağaçlar değil; buğday, zeytin, meyve bahçeleri, hayvanların yiyeceği samanlar, yılların emeği ve çiftçinin umudu da oluyor.
Toprak, dışarıdan bakınca aynı toprak gibi görünür. Siyahlaşmış, üzerine kül serpilmiş bir arazi... Ama işin aslı öyle değil. Yangın sırasında toprağın en değerli kısmı olan organik madde büyük ölçüde yanıyor. Bitkinin gelişmesini sağlayan azot kayboluyor. Yıllardır toprağı canlı tutan milyonlarca faydalı bakteri ve mantar birkaç dakikada yok oluyor.
İşte bu yüzden "Yağmur yağar, toprak kendine gelir." düşüncesi maalesef doğru değil.
Yangının şiddetine göre toprağın eski verimine yaklaşması bazen birkaç yıl, bazen ise çok daha uzun sürebiliyor. Özellikle yüksek sıcaklığa maruz kalan alanlarda toprak suyu içine çekmek yerine adeta itmeye başlıyor. Yağmur yağınca su toprağa işlemediği için bir yandan sel riski artıyor, diğer yandan verimli üst toprak tabakası akıp gidiyor. Ardından erozyon geliyor. Sonra da yıllarca süren verim kaybı...
Yani yangın bittikten sonra aslında görünmeyen ikinci felaket başlıyor.
Balıkesir gibi hem ormanların hem de tarım arazilerinin iç içe geçtiği şehirlerde bu risk çok daha büyük. Hele bir de rüzgar varsa... Küçücük bir kıvılcımın dakikalar içinde onlarca hektarlık alana yayılabildiğini defalarca gördük. İvrindi'de, Savaştepe'de, Kepsut'ta, Edremit'te... Her yaz benzer haberleri okuyoruz.
İşin en üzücü tarafı ise bu yangınların önemli bir bölümünün insan kaynaklı olması.
Söndürülmeden bırakılan bir mangal...
Yola atılan sönmemiş bir sigara izmariti...
Yakılan anız...
Arızalı bir tarım makinesi...
Belki de "Bir şey olmaz." diye düşünülen küçücük bir ihmal...
Sonuç ise binlerce dönüm kül olmuş arazi.
Üstelik anız yakmak yalnızca yangın riski oluşturmakla kalmıyor. Aynı zamanda toprağın en verimli katmanını da yok ediyor. Kısa vadede tarlayı temizlediğini düşünen kişi, aslında gelecek yılların ürününden çalmış oluyor.
Doğa kendini yenileyebiliyor, buna şüphe yok. Fakat bunun bir bedeli ve bir zamanı var. Bugün yanan bir toprağın eski üretim gücüne kavuşması bazen yıllar alıyor. O süreçte kaybedilen ürün, gelir ve emek ise geri gelmiyor.
Belki de artık yangın haberlerini izlerken sadece alevlere değil, alevlerin geride bıraktığı sessiz yıkıma da bakmalıyız.
Çünkü yanan sadece orman değil...
Toprağın bereketi...
Çiftçinin emeği...
Ve aslında hepimizin geleceği.