DEDİKODU / Malum Kişi
Eski partiden istifa edip yeni partiye geçen bazı belediye başkanları, parti yöneticileri, hatta bazı belediye bürokratları…
Bir bakıyorsunuz birileri hakkında rüşvet iddiası.
Bir başka paylaşımda irtikap suçlaması.
Başka bir yerde özel hayat üzerinden imalar, yazışmalar, ilişkiler…
Doğru mudur? Yanlış mıdır? Gerçek midir? Safsata mıdır?
Bilemeyiz.
Eğer ortada gerçekten bir suç isnadı varsa ve konu yargıya taşınmışsa, elbette yargı araştırır, delilleri değerlendirir ve hükmünü verir.
Bizim işimiz ise mahkeme kurulmadan mahkeme olmak değil.
Ama ne yazık ki Türkiye’de uzun zamandır başka bir alışkanlık var:
Önce sosyal medya hüküm veriyor.
Sonra bazı medya organları bu hükmü manşete taşıyor.
Ardından sosyal medya yeniden devreye giriyor.
Ve daha yargının kapısından bile geçmemiş bir insan, kamuoyunun gözünde çoktan “suçlu” ilan ediliyor.
***
Buna gazetecilik mi diyeceğiz?
Haber verme hakkı elbette kutsaldır. Kamu adına soru sormak da gazeteciliğin görevidir.
Yolsuzluk varsa üzerine gidilir. Kamu zararı varsa araştırılır. Usulsüzlük varsa ortaya çıkarılır.
Ama iddia ile hüküm arasındaki çizgiyi yok ettiğiniz anda gazetecilik ile itibarsızlaştırma arasındaki sınır da ortadan kalkar.
Asıl tehlike burada başlıyor.
***
Bir siyasetçinin özel hayatında yaşadığı ve kamu görevini etkilemeyen bir durum neden toplumun önüne servis edilir?
Bir kişinin özel yaşamındaki davranış, kamu görevini kötüye kullanmasıyla bağlantılı değilse neden siyasi hesaplaşmanın malzemesi haline getirilir?
Bir insanın özel hayatı bizi ilgilendirmiyor; hiç kimseyi ilgilendirmemeli.
Elbette kamu göreviyle doğrudan bağlantılı, kamu zararına yol açan, görev ve yetkinin kötüye kullanıldığı bir durum varsa bunun araştırılması başka bir mesele.
Ama özel hayat üzerinden insanları küçük düşürmek, itibarsızlaştırmak, ailelerini ve çevrelerini de hedef haline getirmek…
Bu başka bir şeydir.
Bu, gazetecilik sınırlarının çok ötesine geçebilir.
Üstelik “iddia edildi” diyerek ortaya atılan her şey masum değil.
Bazen bir cümle, bir ekran görüntüsü, bir sosyal medya paylaşımı, bir söylenti; bir insanın yıllarca taşıyacağı bir lekeye dönüşebilir.
İddia etmek kolaydır. İtibarın bedelini ödemek zordur!
***
İşte burada insan ister istemez durup düşünüyor.
Uzun süredir eski parti – yeni parti ekseninde ciddi bir siyasi ayrışma yaşanıyor.
İstifalar var. Yeni siyasi dengeler oluşuyor.
Belediye meclislerinde yeni gruplar ortaya çıkıyor.
Siyasi aktörler saf değiştiriyor.
Tam da böyle bir dönemde, bazı isimlerle ilgili çok ağır iddiaların peş peşe gündeme gelmesi elbette soru işaretleri doğuruyor.
Mesela geçtiğimiz günlerde şehrin siyasi aktörlerinden birinin sevgilisi olduğu ileri sürülen kişiyle yaptığı iddia edilen yazışmalar üzerinden çok sert yayınlar yapıldı.
Oysa söz konusu yazışmaların yeni olmadığı söyleniyor.
Yaklaşık bir yıldır bazı kişilerin bu yazışmalardan haberdar olduğu ifade ediliyor.
Öyleyse insanın aklına şu soru geliyor:
Madem bu kadar zamandır biliniyordu, neden şimdi?
Neden siyasi gerilimin yükseldiği, tarafların birbirinden ayrıştığı, yeni siyasi dengelerin kurulduğu günlerde?
Neden tam şimdi?
Aynı şekilde bazı belediye başkanları ve bürokratlarla ilgili iddialar da gündeme geliyor.
Bunların bir kısmı muhatapları tarafından yalanlanıyor.
Bir kısmı hakkında henüz yargısal bir hüküm yok.
O halde ikinci soru da şu:
Bunlar gerçekten gazetecilik refleksiyle mi gündeme getiriliyor, yoksa siyasi hesaplaşmanın bir parçası olarak mı kullanılıyor?
Bunu da bilmiyoruz.
Ama sorgulamak zorundayız.
***
Bugün hedefte bir belediye başkanı vardır. Yarın başka bir ilçe belediye başkanı olabilir.
Öbür gün bir parti yöneticisi… Bir meclis üyesi…
Bir belediye bürokratı… Bir iş insanı… Bir gazeteci…
Peki sırada kim var?
Daha önemlisi:
Sıradaki dosya ne zaman servis edilecek?
Çünkü bu yöntem normalleşirse siyaset artık projeler, hizmetler, fikirler ve politikalar üzerinden değil; birbirinin açığını arayan insanların yarıştığı bir alana dönüşür.
Bugün birileri hakkında yapılan saldırıya alkış tutanlar, yarın aynı yöntem kendilerine yöneldiğinde ne yapacak?
***
Siyasette birlik ve beraberlik mesajları veriliyor.
Sarılmalar… Öpüşmeler… Kol kola yürümeler… Kameraların önünde dostluk görüntüleri…
Ama kameraların arkasında?
Sosyal medya hesapları üzerinden itibarsızlaştırmalar… Servis edilen belgeler… Anonim hesaplar…
İmalı paylaşımlar…
“Bomba iddia” başlıkları…
“Şok gelişme” duyuruları…
Ve daha iddianın doğruluğu araştırılmadan verilen hükümler…
Bu nasıl bir siyaset?
Bu nasıl bir siyasi ahlak?
Daha önemlisi, bu nasıl bir vicdan terazisi?
Bir insanı yıkmak bu kadar kolay olmamalı.
***
Bugün sosyal medya, siyasetin en güçlü araçlarından biri. Ama aynı zamanda en tehlikeli silahlarından biri.
Çünkü trol hesaplar bir iddiayı binlerce kişiye ulaştırabiliyor.
Bir medya kuruluşu bunu haberleştirdiğinde iddia “haber” kimliği kazanıyor.
Başka hesaplar haberi paylaşıyor.
Sonra başka birileri “Bakın, hakkında haberler çıkıyor” diyor.
Ve sonunda başlangıçta yalnızca bir iddia olan şey, toplumun önemli bir bölümünün zihninde “gerçek” haline geliyor.
Buna algı yönetimi denir.
Daha kötüsü, buna bazen medya da alet olabilir.
Gazeteciliğin temel sorusu “Bu doğru mu?” iken, algı operasyonunun temel sorusu “Bunu nasıl daha etkili gösteririz?” olur.
İkisi arasındaki farkı görmek zorundayız.
***
Bir başka tehlike daha var.
Bugün suçlanan, yarın cevap vermek isteyecek.
Bugün hakkında iddia ortaya atılan, yarın karşı iddialar ortaya koyacak. Sonra karşı tarafın geçmişi kurcalanacak.
Eski mesajlar bulunacak. Eski fotoğraflar çıkarılacak. Yeni suçlamalar gündeme gelecek.
Ve siyaset, bir süre sonra “Kim kimin açığını bulacak?” yarışına dönüşecek.
Sonra?
Karşılıklı itibarsızlaştırma… Karşılıklı suçlamalar… Karşılıklı dosyalar… Karşılıklı sosyal medya saldırıları…
Ve sonunda herkesin birbirini parçaladığı bir siyasi iklim.
Bundan kim kazanır?
Ne halk kazanır.
Ne şehir kazanır.
Ne demokrasi kazanır.
Ne de siyaset.
Sadece kavga kazanır.
***
Kimse suç işleme özgürlüğüne sahip değil. Ayrıca kamusal görev yapan hiç kimse hesap vermekten muaf değildir.
Ama hiç kimse de hakkında kanıtlanmış bir suç bulunmadan sosyal medya mahkemelerinde mahkûm edilmeyi hak etmez.
Bir suç varsa: Araştırın. Belgeleyin. Soruşturun. Yargıya taşıyın. Yargı karar versin.
Ama bir insanı “iddia edildi” cümlesinin arkasına saklanarak toplumun önünde linç etmeyin.
Bugün başkasına yaptığınız şey, yarın sizin kapınızı çalabilir.