Doktora da ihtiyaç var, mühendise de… Ama iyi bir kaynakçıya, elektrikçiye, teknisyene, duvar ustasına ve sanatçıya da ihtiyaç var. 2026 işgücü verileri, meslek tercihleriyle gerçek ihtiyaçlar arasındaki çarpıcı farkı ortaya koyuyor.
ÜMMET ŞENGÜL
Çocuklarımızı daha iyi bir geleceğe hazırlamak istiyoruz. Bunun için okutuyor, kurslara gönderiyor, sınavlara hazırlıyor, özel dersler aldırıyoruz. Niyetimiz iyi. Fakat bir noktadan sonra eğitim, çocuğun kendisini keşfetmesinin aracı olmaktan çıkıyor; bitmek bilmeyen bir yarışa dönüşüyor.
Daha ilkokuldan başlıyor yarış. Daha yüksek not, daha iyi okul, daha iyi lise, daha yüksek puan, daha iyi üniversite, daha iyi bölüm… Sonra iyi bir iş, iyi bir maaş, iyi bir kariyer…
Çocuk sürekli koşuyor. Peki nereye koştuğunu biliyor mu?
BAŞARIYI SADECE ÜNİVERSİTEYLE ÖLÇÜYORUZ
Toplum olarak uzun zamandır üniversite diplomasını başarıya eşitledik. Çocuğun hangi yeteneğe sahip olduğundan önce hangi üniversiteyi kazandığına bakıyoruz.
Üniversite kazanamayan çocuk sanki hayatta bir şey kaybetmiş gibi görülüyor. Meslek lisesine giden öğrencinin tercihi küçümseniyor. Teknik bir iş öğrenmek, bir ustanın yanında yetişmek veya sanat alanında ilerlemek çoğu zaman ikinci sınıf seçenekler gibi değerlendiriliyor.
Oysa hayat bize bunun böyle olmadığını defalarca gösteriyor.
Bir ülkenin doktora ihtiyacı var. Öğretmene, mühendise, hukukçuya, bilim insanına da ihtiyacı var. Fakat aynı ülkenin kaynakçıya, elektrikçiye, teknisyene, duvar ustasına, makine operatörüne, aşçıya, marangoza ve sanatçıya da ihtiyacı var.
Bir hastane doktor olmadan çalışamaz.
Ama o hastanenin binasını yapan, elektrik sistemini kuran, cihazlarını onaran, suyunu ve ısıtmasını sağlayan insanlara da ihtiyaç vardır.
İYİ USTA BULMAK GİDEREK ZORLAŞIYOR
Bugün özellikle teknik alanlarda yaşanan eleman sıkıntısı, yıllardır süren yanlış algının sonuçlarını göstermeye başladı.
İnşaat sektörünü düşünelim.
Bir zamanlar her mahallede bulunan iyi bir duvar ustasını bugün bulmak kolay değil. Tuğlayı düzgün ören, taş duvarı tekniğine uygun yapan, işinin inceliğini bilen ustaların sayısı azalıyor.
Sanayide de benzer bir tablo var.
Fabrikalar kaynakçı arıyor. Ama herhangi bir kaynakçı değil, işini bilen kaynakçı arıyor. Kaynakçılık yalnızca bir makine kullanmak değil; malzemeyi tanımak, ölçüyü bilmek, tekniği uygulamak ve yıllar içinde kazanılan bir ustalığa sahip olmak demek.
Bu nedenle iyi kaynakçı kolay yetişmiyor.
Üstelik İŞKUR araştırmaları da kaynakçılığın gelecekte öne çıkması beklenen mesleklerden biri olduğunu ortaya koyuyor. Yapay zekâ uzmanı, yazılım uzmanı ve yazılım mühendisi gibi mesleklerin yanında kaynakçı ve aşçının da geleceğin meslekleri arasında gösterilmesi aslında bize çok şey anlatıyor.
Gelecek yalnızca bilgisayar başında değil. Gelecek atölyede de var. Fabrikada da var. Şantiyede de var. Laboratuvarda da var. Sahnede de var.
DİPLOMA MI, SERTİFİKA MI?
Diploma başka bir ihtiyacı, mesleki sertifika başka bir ihtiyacı karşılıyor. Bir doktorun, mühendisin veya akademisyenin kapsamlı bir akademik eğitime ihtiyacı var. Fakat bazı teknik mesleklerde asıl belirleyici olan, alınan eğitimin yanında uygulama becerisi, deneyim ve ustalık.
Dolayısıyla mesele diplomayı değersizleştirmek değil. Mesele, diploması olmayan insanı değersiz görmemek.
Bir üniversite mezunu elbette önemli bir eğitim almıştır. Ama iyi yetişmiş bir usta da yıllar içinde biriktirdiği bilgi ve beceriyle çok kıymetli bir insan kaynağıdır.
ÇOCUKLARIMIZI KENDİ HAYATLARINDAN UZAKLAŞTIRIYORUZ
Çocuklarımızın meslek seçimini çoğu zaman onların yetenekleri değil, bizim beklentilerimiz belirliyor.
“Doktor olsun. Mühendis olsun. Avukat olsun. İyi bir üniversite kazansın. Geleceği garanti olsun.”
Bunların hepsi anne-babanın iyi niyetinden doğuyor. Ama çocuğun kendi isteği nerede?
Bir genç resim yapmayı seviyorsa sanatçı olmak isteyebilir. Müzikle ilgilenebilir. Bir makineyi söküp yeniden kurmaktan hoşlanabilir. Elektriğe meraklı olabilir. El becerisi çok güçlü olabilir. İnsanlarla iletişim kurmayı, yemek yapmayı, tasarım yapmayı, yazmayı veya üretmeyi sevebilir.
Biz ise çoğu zaman bunları dinlemek yerine onun önüne hazır bir başarı reçetesi koyuyoruz.
ÜNİVERSİTE TERCİHİ BİR HAYAT TERCİHİDİR
Bir genç istediği üniversiteye giremiyor. Açıkta kalmamak için sonraki tercihlerinden birini yazıyor. Yerleşiyor. Ama aslında istediği bölüm değil.
Ailesi “Bir üniversite bitirsin” diyor. Çevresi “Dört yıl okur, sonra bakarız” diyor. Genç de başlıyor. Dört yıl geçiyor. Bazen beş yıl. Bazen daha uzun. Diploma geliyor. Ama o diploma, gencin hayatıyla örtüşmüyor.
Sonra iş arıyor. Belki kendi alanında iş bulamıyor. Belki başka bir alana yöneliyor. Belki yıllarca istemediği bir işi yapıyor.
HER MESLEĞİN BİR DEĞERİ VAR
2026 işgücü verileri bize meslekler arasında çok farklı hareketlilikler olduğunu gösteriyor. Yapay zekâ, yazılım, veri bilimi ve siber güvenlik gibi alanlar yükseliyor. Bazı yüksek uzmanlık gerektiren mesleklerde gelir potansiyeli artıyor.
Buna karşılık rutin büro işleri ve otomasyona açık bazı görevler geriliyor. Ama aynı anda teknik eleman ihtiyacı da sürüyor.
İŞKUR verilerinde garson, kasiyer, kurye, temizlik görevlisi, paketleme ve satış gibi alanlarda ciddi açık işler bulunurken; işverenlerin gelecekte ihtiyaç duyacağını belirttiği meslekler arasında kaynakçı ve aşçı gibi alanlar da dikkat çekiyor. Bir mesleğin toplumda çok tercih edilmesi, onun daha değerli olduğu anlamına gelmiyor.
GELECEĞİN İNSANI TEK BİR DİPLOMAYA SIĞMAZ
Dünya değişiyor. Yapay zekâ bazı işleri dönüştürüyor. Yeni meslekler ortaya çıkıyor. Bazı eski meslekler yok olma riski taşıyor. Bazıları ise yeniden değer kazanıyor. Bu ortamda gençlere yalnızca diploma kazandırmak yeterli olmayacak.
Onlara öğrenmeyi, değişime uyum sağlamayı, teknolojiyi kullanmayı, üretmeyi ve kendi yeteneklerini tanımayı öğretmek gerekiyor.
Yarının dünyasında belki de en değerli insan, bir diplomaya sahip olan değil; öğrendiğini yeni şartlara uyarlayabilen insan olacak. Artık çocuklarımıza “Hangi üniversiteyi kazanacaksın?” sorusunu sormadan önce başka sorular sormalıyız.
Ne yapmak istiyorsun? Neyi seviyorsun? Hangi işi yaparken mutlu oluyorsun? Her işi yapan insana değil, yaptığı işi iyi yapan insana ihtiyacımız var.
Çocuklarımızı artık yarış atı gibi koşturmaktan vazgeçip onlara kendi yollarını bulabilecekleri bir eğitim hayatı sunmanın zamanı geldi.
Hayatın amacı yarışı kazanmak değil. Kendi hayatını kaybetmeden yaşamak.