Hadi gözümüz aydın…
Bugün balık sezonu açılıyor. Denizlerin bereketi yeniden tezgâhlara gelecek. “Vira bismillah” diyerek denize açılan tekneler, günler süren bekleyişin ardından ağlarını denize bırakacak. Denizin bize sunduğu nimetler de yeniden sofralarımızı süsleyecek.
Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak balık konusunda aslında çok şanslıyız. Ama ne yazık ki bu doğal zenginlikten gerektiği kadar yararlanamıyoruz. Denizlerimizdeki balık varlığına, balıkçının emeğine, vatandaşın alım gücüne ve balığın sofralarımızdaki yerine baktığımızda, sahip olduğumuz potansiyelin çok gerisinde olduğumuzu söylemek yanlış olmaz.
Oysa balık, sağlık açısından gerçekten çok değerli bir besin. Protein açısından zengin, doğal ve katkısız bir gıda olan balık; çocuklardan yaşlılara kadar herkesin tüketmesi gereken besinlerin başında geliyor. Başta omega-3 olmak üzere içerdiği vitamin ve mineraller sayesinde dengeli beslenmenin önemli parçalarından biri. Özellikle omega-3 denince akla ilk gelen besinlerden biri balık. Kalp ve damar sağlığını korumaya, beyin fonksiyonlarını desteklemeye, göz sağlığına ve genel vücut sağlığına katkı sağlayan omega-3 yağ asitlerini doğal yollardan almanın en önemli kaynaklarından biri balık. Kısacası balık sadece sofraya gelen bir yiyecek değil, sağlığımıza yaptığımız doğal bir yatırım. Ama gelin görün ki balık deyince artık sadece sağlığı ve lezzeti konuşamıyoruz.
Balığın geleceğini de düşünmek zorundayız. Çünkü denizler bize sonsuz bir kaynak sunmuyor. Denizden aldığımız her balığın yerine yenisinin gelmesi için denizleri korumamız, balıkların üreme dönemlerine dikkat etmemiz ve avlanmayı bilimsel kurallara göre yapmamız gerekiyor. İşte burada yıllardır çözülemeyen sorunlar karşımıza çıkıyor. Bilinçsiz avlanma, küçük balıkların büyümeden tutulması, yasak dönemlerde yapılan kaçak avcılık, yetersiz denetim ve denizlerin giderek daha fazla kirlenmesi… Bunların hepsi balığın geleceğini tehdit ediyor. Bugün ağlara bol miktarda balık takılabilir. Tezgâhlar dolabilir. Vatandaş balıkçıya gidip istediği balığı bulabilir. Ama yarını düşünmezsek bir gün denizlerde balık arar hale gelebiliriz. Bu yüzden balıkçılıkta günü kurtarmak yerine geleceği düşünmek zorundayız.
Sezonun başlamasıyla birlikte gözler yine palamuda çevrilecek gibi görünüyor. Sezon öncesinde denizlerdeki varlığıyla adeta “Ben geliyorum” diyen palamut, bu sezonun yıldızı olmaya aday. Palamut denince vatandaşın yüzünde zaten ayrı bir gülümseme oluşuyor. Hem lezzeti hem de sofralarda farklı şekillerde pişirilebilmesi nedeniyle palamut, balık sezonunda en çok beklenen türlerden biri. İnşallah bu yıl denizlerimiz, başta palamut olmak üzere diğer balık türleri açısından da bereketli olur. Ama balığın bol olması kadar önemli bir konu daha var:
Vatandaşın balığa ulaşabilmesi.
Denizden çıkan balığın sofraya gelene kadar geçtiği süreç, fiyatların oluşmasında büyük rol oynuyor. Balıkçı denize çıkacak, mazot harcayacak, emek verecek. Balık hale gidecek, oradan tezgâha ulaşacak. Bütün bu sürecin sonunda balık, vatandaşın bütçesini zorlayan bir ürüne dönüşmemeli. Çünkü sağlıklı beslenmek sadece maddi durumu iyi olanların hakkı değil. Çocukların gelişimi, gençlerin sağlığı ve yaşlıların dengeli beslenmesi için balık herkesin ulaşabileceği bir gıda olmalı. Bugün ekonomik şartlar nedeniyle vatandaşın bazı temel gıdalardan bile uzaklaştığı bir ortamda, sağlıklı beslenmenin önemli parçalarından biri olan balık da lüks haline gelmemeli.
Bir başka önemli konu da denizlerin temizliği. Balıkçı ağını denize atacak ama ağından plastik çıkacaksa, denizleri çöplüğe çevirmişsek balığın geleceğini nasıl konuşacağız? Deniz sadece balıkçının geçim kaynağı değil. Deniz hepimizin ortak mirası. Denizleri kirletmek, aslında kendi soframızı kirletmek demek. Denize attığımız plastikler, bıraktığımız çöpler, kontrolsüz şekilde bırakılan atık sular ve kıyılardaki kirlilik sadece kötü bir görüntü oluşturmuyor. Deniz canlılarının yaşam alanlarını da tehdit ediyor. Bu yüzden balık sezonunun açılışını sadece “Bu yıl hangi balık ucuz olacak?” diye değerlendirmemeliyiz. “Denizlerimizi gelecek nesillere nasıl bırakacağız?” sorusunu da sormalıyız.
Bir başka önemli konu da balıkçılıktaki denetimler. Kural varsa uygulanmalı. Yasak varsa denetlenmeli. Küçük balıkların avlanması yasaksa buna göz yumulmamalı. Üreme dönemlerinde avlanma yasaksa bu yasak herkes için geçerli olmalı. Denizlerimizi korumak istiyorsak denetimler göstermelik değil, sürekli ve etkili olmalı. Çünkü bugün yapılan bir yanlışın bedelini sadece bugünün balıkçısı ya da tüketicisi ödemeyecek. Yarın çocuklarımız ödeyecek.
Balıkçılık sektörünün de sürdürülebilir olması gerekiyor. Balıkçının denizin bereketinden yıllarca faydalanabilmesi için denizleri korumamız şart. Balıkçıyla doğayı karşı karşıya getirmek yerine ikisinin birlikte var olabileceği bir sistem kurmalıyız. Balıkçının emeğini korurken denizin geleceğini de korumalıyız. Belki de balıkçılıkla ilgili en büyük eksikliklerden biri, bu alanın kendine özgü sorunlarının yeterince güçlü şekilde ele alınmaması. Balıkçılık sadece denize açılan teknelerden, ağlardan ve tezgâhlardan ibaret değil. Ekonomisi var, çevresi var, gıda güvenliği var, sağlığı var, istihdamı var, kıyıların geleceği var. Bu yüzden balıkçılığı bütün bu yönleriyle ele almak gerekiyor.
Balık sezonu bugün açılıyor. Balıkçımız “vira bismillah” diyecek. Biz de buradan onlara “Rastgele” diyelim. Denizleri bereketli, ağları dolu olsun. Ama ağların dolu olması kadar denizlerin sağlıklı olması gerektiğini de unutmayalım. Çünkü mesele sadece bugün sofraya gelecek balık değil. Mesele, yarın da soframızda balık olup olmayacağı… Çocuklarımızın ve torunlarımızın deniz kenarında oturup “Bir zamanlar bu denizlerde ne çok balık vardı” demesini istemiyorsak bugünden önlem almalıyız.
Balığı sevelim, tüketelim. Ama balığın geleceğini de düşünelim. Denizleri kirletmeyelim. Bilinçsiz avlanmaya izin vermeyelim. Küçük balıkların büyümesine fırsat verelim. Denetimleri sıkılaştıralım. Balıkçının emeğini koruyalım. Vatandaşın sağlıklı gıdaya uygun fiyatla ulaşmasını sağlayalım. Ve en önemlisi, atalarımızdan miras kalan denizleri çocuklarımıza daha temiz ve daha bereketli bırakmaya çalışalım.
Bugün balık sezonu açılıyor. Tezgâhlarda balık, sofralarda bereket olacak. Palamut başta olmak üzere denizlerimizin bütün nimetleri vatandaşla buluşacak. Bizim dileğimiz belli; balık bol olsun, fiyatı vatandaşın cebini yakmasın, balıkçının emeği karşılığını bulsun, denizlerimiz temiz kalsın. Ve her yeni sezonun başlangıcında olduğu gibi bugün de hep birlikte söyleyelim:
Vira bismillah… Rastgele!