(2. Bölüm)
Türkiye'de yaşlılara yönelik önemli sosyal devlet uygulamaları bulunuyor. Emekli aylıkları, evde bakım destekleri, 65 yaş aylığı, evde sağlık hizmetleri, ücretsiz şehir içi toplu ulaşım, aile hekimliği sistemi ve sosyal yardım programları hiç kuşkusuz önemli kazanımlar. Belediyeler de kendi imkânları ölçüsünde emekli evleri açıyor, ihtiyaç sahibi vatandaşlara ev temizliği, kişisel bakım, kuaför ve berber hizmetleri sunuyor, sıcak yemek ulaştırıyor, zaman zaman kültürel etkinlikler düzenliyor.
Bütün bunlar değerlidir. Bunları küçümsemek haksızlık olur. Bunlar gerçekten yaşlılarımızın ihtiyaçlarını karşılamaya yetiyor mu?
Çünkü yaşlılık, ekonomik destek verilerek yönetilebilecek bir süreç değil. Yaşlılık; sağlık, psikoloji, sosyal yaşam, güvenlik, ulaşım, barınma ve insan onurunu aynı anda ilgilendiren çok yönlü bir hayat dönemi.
Bugün birçok belediyenin açtığı emekli evlerine baktığımızda, insanların günün belli saatlerinde bir araya gelip çay içtiği, sohbet ettiği, vakit geçirdiği mekânlar görüyoruz. Elbette bunların da önemli bir sosyal işlevi vardır. Ancak insan hayatının son çeyreğini yalnızca birkaç saatlik sohbetlere sığdırmak mümkün değil.
Gerçek sosyal belediyecilik, yaşlıları gün içinde ağırlayan değil; onların yaşam kalitesini yıllarca yükselten projeler geliştirebilmektir.
Artık belediyelerin hizmet anlayışı da değişmek zorunda. Çünkü Türkiye'nin nüfusu yaşlanıyor. Balıkesir daha da hızlı yaşlanıyor.
Dolayısıyla bugünün küçük projeleri, yarının büyük sorunlarını çözmeye yetmeyecektir.
Yaşlı dostu şehirler yalnızca sloganla kurulmaz
Dünyanın gelişmiş ülkelerinde "yaşlı dostu kent" anlayışı yıllardır şehir planlamasının temel başlıklarından biri olarak kabul ediliyor.
Çünkü insanlar yalnızca evlerinde yaşamıyor. Sokağa çıkıyorlar. Parka gidiyorlar. Otobüse biniyorlar. Hastaneye ulaşıyorlar. Markete gidiyorlar. Bankaya uğruyorlar.
Dolayısıyla şehirlerin de yaşlanan nüfusa göre yeniden tasarlanması gerekiyor.
Bugün Balıkesir'in birçok mahallesinde yüksek kaldırımlar, bozuk yürüyüş yolları, yetersiz oturma alanları ve yaşlıların dinlenebileceği gölgelik alanların eksikliği dikkat çekiyor. Baston kullanan ya da yürüme güçlüğü yaşayan insanlar için birkaç santimetrelik kaldırım bile aşılması güç bir engel hâline gelebiliyor.
Şehirler gençler için değil, her yaştan insan için güvenli olduğunda gerçekten çağdaş olur.
Daha fazla bank... Daha fazla gölgelik... Daha fazla dinlenme noktası... Daha erişilebilir toplu ulaşım... Daha güvenli yaya geçitleri... Daha uzun yeşil ışık süreleri...
Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünse de yaşlı bir insanın günlük hayatını tamamen değiştirebilir.
Şehir planlamasında yaşlıların görüşlerini alan danışma kurulları oluşturulması bile önemli bir başlangıç olabilir.
Çünkü onların ihtiyaçlarını en iyi yine onlar bilir.
Sağlık hizmeti hastane kapısında başlamamalı
Bugün hastanelere gittiğinizde en kalabalık koridorların yaşlı vatandaşlarla dolu olduğunu görürsünüz.
Sabahın erken saatlerinde kayıt sırası bekleyenler... Laboratuvar kuyruğunda bekleyenler... MR günü alanlar... Kontrol muayenesi için tekrar gelenler... Her biri farklı bir hastalıkla mücadele ediyor.
Hipertansiyon... Şeker hastalığı... Kalp rahatsızlıkları... Romatizma... Parkinson... Alzheimer... Demans...
Yaş ilerledikçe kronik hastalıkların sayısı da artıyor.
Birçok yaşlı vatandaş günde beş, altı hatta on farklı ilaç kullanmak zorunda kalıyor.
Bazıları tek başına hastaneye gidemiyor. Bazıları ise evinden çıkamayacak kadar güçsüz durumda.
İşte tam da bu noktada sağlık hizmetlerinin anlayışı değişmelidir.
Sağlık hizmeti sadece hastanede verilen bir hizmet olmaktan çıkmalı, insanların evine kadar ulaşmalıdır.
Balıkesir gibi büyük bir coğrafyaya sahip bir ilde mobil sağlık ekipleri çok daha yaygın hâle getirilebilir. Evde doktor değerlendirmeleri... Evde hemşire desteği... Evde fizik tedavi... Evde diyetisyen danışmanlığı... Evde psikolojik destek... Düzenli ilaç kontrolü... Yalnız yaşayan yaşlıların periyodik sağlık takibi...
Bütün bunlar hem yaşlıların yaşam kalitesini yükseltir hem de hastanelerin üzerindeki yükü önemli ölçüde azaltır.
Asıl amaç, insanları hastalandıktan sonra tedavi etmek değil, mümkün olduğunca sağlıklı yaş almalarını sağlamaktır.
İşte çağdaş sosyal devlet anlayışı da tam olarak bunu hedeflemelidir.
Yalnızlık da tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır
Belki de yaşlılığın en ağır yükü ne tansiyondur ne şeker hastalığıdır. En ağır yük, sessizliktir. Saatlerce kimseyle konuşmadan geçen günlerdir. Kapının hiç çalmamasıdır. Telefonun hiç çalmamasıdır. Bayram sabahlarını yalnız karşılamaktır. Akşam sofralarında tek kişilik tabak hazırlamaktır.
Eşini kaybetmiş, çocukları farklı şehirlerde yaşayan binlerce yaşlı insan için yalnızlık, görünmeyen ama her gün biraz daha büyüyen bir yaradır.
Bu nedenle belediyelerin sosyal hizmet anlayışı yalnızca fiziksel ihtiyaçları karşılamakla sınırlı kalmamalıdır. İnsan ruhunun da bakıma ihtiyacı vardır.
Mahalle bazlı gönüllü ziyaret ekipleri oluşturulabilir. Üniversite öğrencileriyle yaşlılar arasında dostluk projeleri geliştirilebilir.
Emekli öğretmenler, mühendisler, sanatçılar ve zanaatkârlar bilgi ve tecrübelerini genç kuşaklara aktarabilecekleri merkezlerde yeniden üretken hâle getirilebilir.
Çünkü insan, faydalı olduğunu hissettiği sürece hayata daha güçlü bağlanır.
Yaşlılarımızın ihtiyacı acınmak değil, yeniden hayatın içinde yer almaktır.
Ve belki de onlara verebileceğimiz en büyük hediye, "Sen hâlâ bu toplum için çok değerlisin." duygusunu yeniden hissettirebilmektir.