Bir derenin kenarında yürürken kumların arasında altın bulmak kulağa film sahnesi gibi gelebilir. Ancak bu tamamen hayal değil.

Uygun jeolojik koşulların bulunduğu bölgelerde akarsuların taşıdığı kum ve çakılların arasında çok küçük altın parçacıkları bulunabiliyor. Bu yöntem “kırıntı” ya da “plaser altın madenciliği” olarak biliniyor.


Peki dağın içindeki altın nasıl oluyor da derenin içine kadar geliyor?

Süreç aslında doğanın binlerce, hatta milyonlarca yıldır yaptığı bir taşıma ve ayrıştırma işleminin sonucu.

Altın içeren kayaçlar zaman içerisinde yağmur, sıcaklık değişimleri ve erozyon nedeniyle aşınıyor. Ana kayadan kopan malzemeler akarsular tarafından aşağı bölgelere taşınıyor.

Altının yoğunluğu çevresindeki kum ve çakıldan çok daha fazla olduğu için suyun hızının azaldığı uygun noktalarda ağır minerallerle birlikte birikme eğilimi gösteriyor.

İşte dere ve eski akarsu çökellerinde oluşan bu tür birikimlere “plaser yatak”, buradaki altının aranmasına da kırıntı madenciliği deniliyor.

Kirinti Madenciligi3


Deredeki Altın Nasıl Bulunuyor?

Kırıntı altın aramada dünyanın en eski yöntemlerinden biri “pan” adı verilen tava benzeri ekipmanla yapılan yıkama işlemi.

Dere yatağından alınan kum ve çakıl su içerisinde hareket ettiriliyor. Daha hafif malzemeler uzaklaşırken yoğunluğu yüksek parçacıklar kabın dibinde kalıyor.

Bir başka yöntem ise savak sistemi.


Burada suyun akışından yararlanılarak kum ve çakıl elenirken ağır minerallerin sistemin belirli bölümlerinde tutulması amaçlanıyor.

Ancak filmlerde gördüğümüz iri altın parçalarını her dereye girildiğinde bulmak pek gerçekçi değil. Kırıntı madenciliğinde karşılaşılan altın çoğu zaman oldukça küçük tanecikler halinde olabiliyor.


Üstelik dere yatağında parlak sarı bir mineral görülmesi onun mutlaka altın olduğu anlamına da gelmiyor. Pirit gibi bazı mineraller görüntüsü nedeniyle altınla karıştırılabiliyor.

Türkiye’de de kırıntı madenciliğine ilgi gösteren gruplar bulunuyor. Özellikle Ege Bölgesi’nde dere yataklarında geleneksel eleme yöntemlerini kullanan kişiler zaman zaman bir araya geliyor.

Kirinti Madenciligi2


Peki Türkiye’de hangi bölgeler bu açıdan dikkat çekiyor?

Manisa-Salihli ve Sart: Türkiye’de plaser altın denildiğinde bilimsel kayıtlarıyla öne çıkan bölgelerden biri Salihli ve Sart çevresi. Bölge yalnızca tarihi anlatılarla değil, yapılan jeolojik araştırmalarla da dikkat çekiyor. Sart çevresindeki plaser altın oluşumları MTA tarafından ayrıca araştırılmış durumda.

İzmir-Kemalpaşa ve Manisa-Turgutlu hattı: MTA’nın Salihli, Kemalpaşa-Ören ve Turgutlu-Sinancılar çevresindeki çalışmalarında altın içeren jeolojik oluşumlar araştırıldı. Çalışmalarda Salihli yöresindeki sistem ile Sart plaserlerindeki altının kaynağı arasında olası bir ilişki de değerlendirildi.

Aydın ve Ege Bölgesi: Aydın’da kırıntı madenciliğine ilgi duyan grupların dere yataklarında izinli olarak geleneksel yöntemlerle altın aradığı biliniyor. Aydın, Manisa, Denizli ve Uşak’tan gelen meraklıların Germencik çevresindeki bir dere yatağında bir araya gelerek pan ve savak sistemleriyle çalışma yaptığı da kayıtlara yansıdı.


Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Bir bölgede altın oluşumlarının bulunması veya jeolojik araştırmalarda altın izine rastlanması, o bölgedeki her derenin altın taşıdığı anlamına gelmiyor.

Aynı şekilde bir dere yatağında altın taneciklerinin bulunması da orada ekonomik ölçekte işletilebilir bir altın rezervi bulunduğunu göstermiyor.

Elime Tavayı Alıp Derede Altın Arayabilir miyim?

İşin en kritik noktası da burada başlıyor.


Türkiye’de madenler, üzerinde bulundukları arazinin sahibine ait kabul edilmiyor. Maden mevzuatı kapsamında madenler devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunuyor.

Dolayısıyla “dere kamuya açık, tavayla biraz kum eleyeyim” düşüncesi hukuki açıdan sanıldığı kadar basit değil.

Madencilik faaliyetlerinde ruhsat ve gerekli izin süreçlerinin dikkate alınması gerekiyor. Nitekim Türkiye’de akarsu yataklarında kırıntı madenciliği yapan grupların faaliyetlerinde de resmi kurumlardan izin alınması gerektiği belirtiliyor.

Kirinti Madenciligi


Bu nedenle hobi amacıyla dahi olsa herhangi bir dere yatağına giderek altın aramaya başlamadan önce alanın ruhsat durumu, koruma statüsü, özel mülkiyet durumu ve gerekli izinlerin araştırılması gerekiyor.

Özellikle tabiat parkları, sit alanları, ormanlar ve farklı koruma statülerine sahip bölgelerde ayrıca kısıtlamalar bulunabilir.

Kısacası, “Türkiye’de dereden altın çıkar mı?” sorusunun cevabı evet.


Ancak bu, Türkiye’deki her derenin dibinde altın olduğu veya isteyen herkesin gidip altın toplayabileceği anlamına gelmiyor.

Doğa altını taşıyabiliyor, dere onu belirli noktalarda biriktirebiliyor; fakat ekonomik değeri olan bir yatak bulmak bambaşka bir konu. Altını bulmak kadar, onu hangi izinlerle arayabileceğinizi bilmek de önemli.

Muhabir: Haber Merkezi