Eskiden otomobil güvenliği denildiğinde aklımıza ne gelirdi? Kapıları kilitlemek, alarmı açmak, anahtarı ortalıkta bırakmamak… Hatta biraz daha eskiye gidersek direksiyona takılan o meşhur kilitler vardı.

Şimdi işler değişti.

Çünkü bugün kullandığımız otomobiller artık yalnızca motoru, dört tekerleği ve direksiyonu olan makineler değil. İçlerinde internete bağlanan ekranlar, telefonlarımızla haberleşen sistemler, uzaktan güncelleme alan yazılımlar ve sürekli veri alışverişi yapan küçük bilgisayarlar var.

Bunun büyük bir konfor sağladığı kesin.

Navigasyonu açıyoruz, telefonumuzu bağlıyoruz, müziğimizi dinliyoruz, sesli komut veriyoruz, bazı araçlarda klimadan koltuk ayarlarına kadar birçok şeyi ekrandan kontrol ediyoruz.

Fakat otomobil bilgisayara dönüştükçe bilgisayarların yıllardır yaşadığı bir sorun da otomobillere taşınıyor: Siber saldırılar.

Üstelik tehlikenin en düşündürücü tarafı, bu kez yanlış bir bağlantıya tıklamanızın bile gerekmeyebilmesi.

Güncelleme Gelince Artık İki Kere Düşünmek Gerekiyor

Telefonumuz güncelleme istediğinde pek üzerinde durmuyoruz. “Yükle” diyoruz, birkaç dakika sonra hayatımıza devam ediyoruz.

Otomobillerde de benzer bir dönem başladı. Yeni nesil araçların önemli bir bölümü yazılım güncellemelerini internet üzerinden alabiliyor. Yani her güncelleme için servise gitmek gerekmiyor.

Normal şartlarda son derece kullanışlı bir sistem.

Fakat ortaya çıkan yeni saldırı yöntemleri, tam da bu güncelleme mekanizmasının kötüye kullanılabileceğini gösteriyor.

Bazı Android tabanlı araç içi multimedya sistemlerinde saldırganların, güncelleme sisteminin iletişim sürecini istismar ederek zararlı yazılım gönderebilmesi mümkün hale gelebiliyor.

Buradaki kritik nokta şu:

Sürücünün mutlaka şüpheli bir internet sitesine girmesi, bilinmeyen bir uygulama yüklemesi veya kendisine gelen bağlantıya tıklaması gerekmiyor.

Saldırı, normal bir güncelleme sürecinin arkasına saklanabiliyor.

İşte otomobillerde siber güvenliği ciddi biçimde konuşmamız gereken nokta da burası.

Çünkü yıllardır bilgisayar kullanıcılarına “Bilmediğiniz bağlantıya tıklamayın” diyoruz. Fakat kullanıcı hiçbir şey yapmadan gerçekleşebilecek saldırılar söz konusu olduğunda mesele kişisel dikkatin ötesine geçiyor. Üreticilerin ve yazılım sağlayıcılarının güvenliği doğrudan belirleyici hale geliyor.

Bir başka dikkat çekici veri de otomobilleri hedef alan siber olayların çok büyük bölümünün fiziksel erişim olmadan uzaktan gerçekleştirilebilmesi.

Yani filmlerde gördüğümüz gibi birisinin gece aracın yanına gelip kablo bağlaması gerekmiyor.

Adam başka bir şehirde, hatta başka bir ülkede olabilir.

Aracınız ise evinizin önünde duruyor olabilir.

Arabanız Dururken İnternette Çalışıyor Olabilir

İşin biraz ürkütücü taraflarından biri de burada başlıyor.

Zararlı yazılım bulaşmış bir multimedya sistemi dışarıdan bakıldığında normal şekilde çalışmaya devam edebilir. Siz sabah aracınıza biner, radyoyu açar ve işe gidersiniz.

Fakat arka planda olağan dışı veri trafiği gerçekleşebilir.

Bu nedenle bazı küçük belirtileri hafife almamak gerekiyor.

Örneğin daha önce gayet hızlı çalışan multimedya ekranı bir anda ağırlaşmaya başladıysa…

Ekran sebepsiz yere donuyorsa…

Sistem kendi kendine yeniden başlıyorsa…

İnternet bağlantısında açıklanamayan bir veri tüketimi ortaya çıktıysa…

Ekranda daha önce karşılaşmadığınız reklamlar veya garip bildirimler görünüyorsa…

Multimedya donanımı normalden fazla ısınıyorsa…

Bunların her biri tek başına “Aracınız hacklendi” anlamına gelmez. Teknik bir arıza da olabilir. Ancak birkaç belirti aynı anda ortaya çıkıyorsa artık meseleyi yalnızca “Ekran biraz eskidi herhalde” diyerek geçiştirmemek lazım.

Çünkü ele geçirilen sistemin internet bağlantısının başka işlemler için kullanılabilmesi ihtimali var.

Düşünsenize; otomobiliniz otoparkta duruyor ama internet bağlantısı sizin haberiniz olmadan başka bir trafik için kullanılıyor.

Birkaç yıl önce böyle bir cümle kursak bilim kurgu filmi anlatıyoruz sanılırdı.

Bugün ise otomotiv sektörünün konuşması gereken gerçek güvenlik başlıklarından biri.

Ucuz Multimedya Ekranı Gerçekten Ucuz mu?

Bence asıl dikkat edilmesi gereken konulardan biri de sonradan araca takılan multimedya sistemleri.

Özellikle eski araçlarda büyük Android ekranlar oldukça popüler hale geldi.

Navigasyon var, Bluetooth var, video oynatıyor, geri görüş kamerasını gösteriyor, telefon bağlanıyor…

Üstelik fiyatı da uygun.

İlk bakışta gayet güzel.

Ama satın alırken genellikle ekranın kaç inç olduğuna, RAM kapasitesine, görüntü kalitesine veya ses sistemine bakıyoruz.

Kaç yıl güvenlik güncellemesi alacağını soran kaç kişi var?

Üreticisinin güncelleme sunucularının güvenliği nasıl?

Yazılım desteği devam ediyor mu?

Güvenlik açığı ortaya çıktığında güncelleme yayınlanacak mı?

Çoğu zaman bunları bilmiyoruz bile.

Markası belirsiz ve yazılım desteği zayıf cihazlarda problem tam olarak burada ortaya çıkıyor. Bir telefon güvenlik güncellemesi almayı bıraktığında nasıl zaman içerisinde daha riskli hale geliyorsa, otomobilde kullandığımız Android ekran için de benzer bir durum söz konusu.

Üstelik bu cihazın telefonumuzla sürekli bağlantıda olduğunu unutmamak lazım.

Rehberimizi aktarıyoruz.

Arama geçmişimizi paylaşıyoruz.

Bluetooth bağlantısı kuruyoruz.

Bazen telefonun internetini veriyoruz.

Hatta bazı araçları evimizin Wi-Fi ağına bağlıyoruz.

Dolayısıyla mesele yalnızca “Arabanın ekranına virüs bulaştı” kadar basit değil.

Teorik olarak otomobil, aynı ağdaki başka cihazlara ulaşmaya çalışmak için kullanılabilecek bir kapıya dönüşebilir.

Yani garajdaki otomobil ile salondaki bilgisayarın siber güvenlik açısından birbirinden tamamen bağımsız olduğunu düşünmemek gerekiyor.

Otomotiv dünyasının geldiği nokta gerçekten ilginç.

Bir tarafta sürüş destek sistemleri, dev ekranlar, internet bağlantısı, uzaktan güncellemeler ve akıllı telefon entegrasyonu hayatımızı kolaylaştırıyor.

Diğer tarafta otomobile eklediğimiz her bağlantı yeni bir kapı anlamına geliyor.

Eskiden arabadan inerken tek bir şey sorardık:

“Kapıları kilitledim mi?”

Sanırım bundan sonra ikinci bir soruyu da alışkanlık haline getireceğiz:

“Peki içerideki bilgisayar gerçekten güvende mi?”