Bir sabah Steam’i açıyorsunuz, yıllardır bildiğiniz bir oyuna artık Türkiye’den erişilemiyor...

Üstelik söz konusu olan birkaç bilinmeyen yapım da değil. Bully: Scholarship Edition, Manhunt, POSTAL serisi ve Poppy Playtime gibi oyunların da aralarında bulunduğu toplam 45 yapımdan söz ediliyor.

İlk tepki doğal olarak şu oluyor:

“Bir oyuna neden erişim engeli getirilir?”

Aslında bu sorunun hemen arkasından sorulması gereken daha önemli bir soru daha var:

“Bir oyunun zararlı olduğuna kim, hangi ölçüte göre karar veriyor?”

Çünkü oyun dünyası artık 20-25 yıl önceki gibi çocukların okuldan geldikten sonra birkaç saat vakit geçirdiği küçük bir eğlence alanı değil. Milyarlarca dolarlık bir sektör, milyonlarca yetişkin oyuncu ve başlı başına oluşmuş bir kültür var.

Dolayısıyla oyunlara getirilen erişim engellerini yalnızca “çocukları korumak” başlığı altında değerlendirmek bana biraz eksik geliyor.

Şiddet varsa oyun yasaklanmalı mı?

Erişim engeli getirilen oyunlara baktığımızda ortak bazı noktalar hemen dikkat çekiyor.

Şiddet var.

Korku var.

Rahatsız edici sahneler var.

Yetişkinlere yönelik unsurlar var.

Psikolojik açıdan ağır kabul edilebilecek içerikler var.

Örneğin Manhunt zaten yıllardır oyun dünyasının en tartışmalı yapımlarından biri. POSTAL deseniz, provokatif ve aşırı şiddet içeren yapısıyla tanınıyor. Bully ise çıktığı dönemden bu yana okul ortamındaki şiddet ve zorbalık tartışmalarının merkezinde yer aldı.

Yani bu oyunların tartışılmasına şaşırmıyorum.

Fakat burada ince bir çizgi var.

Bir içeriğin çocuklar için uygun olmaması, o içeriğin yetişkinler tarafından da erişilemez olması gerektiği anlamına gelir mi?

Sinema filmlerinde bunu yapmıyoruz.

18 yaşından küçüklere uygun olmayan bir filmi tamamen yasaklamak yerine yaş sınırı koyuyoruz. Televizyonlarda akıllı işaretler kullanıyoruz. Dijital platformlarda çocuk profilleri oluşturuyor, PIN kodları koyuyoruz.

Peki oyunlarda neden ilk akla gelen yöntemlerden biri erişimi tamamen engellemek oluyor?

Bence asıl tartışılması gereken nokta tam olarak burası.

Çocukları koruyalım ama nasıl?

Kimse 7-8 yaşındaki bir çocuğun ağır şiddet veya yetişkinlere yönelik içeriklerle karşılaşmasını savunamaz.

Ancak bugünün çocuklarının teknolojiyle ilişkisini yalnızca yasaklarla yönetebileceğimizi düşünmek de pek gerçekçi değil.

Çocuk Steam’e giremiyorsa başka platforma gider. Oyun mağazasında bulamazsa internette arar. İnternette aradığında da bu kez resmi mağazaların dışındaki, güvenliği çok daha tartışmalı kaynaklarla karşılaşabilir.

İşin garip tarafı şu: Koruma amacıyla getirilen bir kısıtlama, yanlış uygulandığında kullanıcıyı daha güvensiz alanlara itebilir.

Bu nedenle bana göre çözüm yalnızca “erişimi kapatmak” olmamalı.

Yaş doğrulama sistemleri daha güçlü hale getirilebilir. Ebeveyn kontrolleri daha görünür ve kullanışlı yapılabilir. Yaş derecelendirmeleri satın alma aşamasında çok daha belirgin gösterilebilir. Çocuk hesaplarında belirli kategoriler otomatik olarak kapatılabilir.

Hatta ebeveynlerin büyük bölümünün oyunların üzerindeki yaş işaretlerinin ne anlama geldiğini ne kadar bildiğini de ayrıca tartışmamız gerekiyor.

Çünkü anne-baba oyunun içeriğini bilmiyorsa kutunun üzerine “18+” yazmanız da tek başına yeterli değil.

Poppy Playtime örneği özellikle düşündürücü

Listede benim özellikle dikkatimi çeken oyunlardan biri Poppy Playtime.

Çünkü bu oyun klasik anlamda yalnızca “korku oyunu” olarak kalmadı. Karakterleri YouTube videolarına, oyuncaklara, kısa videolara ve çocukların izlediği içeriklere kadar yayıldı.

Burada çok ilginç bir sorunla karşı karşıyayız.

Bir oyunu mağazadan kaldırabilirsiniz. Ama o oyunun karakterlerini sosyal medyadan, video platformlarından ve internet kültüründen nasıl kaldıracaksınız?

Çocuk oyunu oynamasa bile karakterlerini biliyor.

İşte tam da bu nedenle dijital dünyada “yasakladım, sorun çözüldü” yaklaşımı giderek daha az işe yarıyor.

Sorun artık yalnızca oyunun kendisi değil; o oyunun etrafında oluşan içerik dünyası.

45 oyun bugün, peki yarın?

Meselenin bir başka tarafı da burada başlıyor.

Bugün 45 oyun için erişim engeli konuşuyoruz.

Yarın sayı 100 olduğunda ne olacak?

Hangi şiddet seviyesi kabul edilebilir olacak? Bir korku oyununun ne kadar korkutucu olduğuna kim karar verecek? Psikolojik unsurlar hangi noktada erişim engeli gerekçesine dönüşecek?

Bunların sınırlarının mümkün olduğunca açık olması gerekiyor.

Çünkü “uygunsuz içerik” oldukça geniş bir kavram.

Birine göre son derece rahatsız edici olan bir oyun, başka biri açısından yetişkinlere yönelik sıradan bir korku yapımı olabilir.

Elbette yasaların açık biçimde suç saydığı içerikler başka bir tartışma. Fakat konu şiddet, korku veya yetişkin temalarına geldiğinde yaş sınırlamasıyla tamamen yasaklama arasındaki çizginin iyi belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Yasaktan önce dijital okuryazarlığı konuşmalıyız

Bence Türkiye’de asıl eksik kaldığımız yer burası.

Çocuklara telefonu veriyoruz.

Tableti veriyoruz.

Bilgisayarı veriyoruz.

İnternete bağlıyoruz.

Sonra karşılarına istemediğimiz bir içerik çıktığında bütün sorumluluğu oyuna, sosyal medya platformuna veya internete yüklüyoruz.

Oysa çocukların dijital dünyada ne yaptığını takip etmek de artık ebeveynliğin bir parçası.

Bu takip “Çocuğun başında 24 saat bekleyelim” anlamına gelmiyor. Ne oynadığını bilmek, yaşına uygun oyun seçmek, satın alma izinlerini kontrol etmek ve gerektiğinde neden bazı içeriklerin uygun olmadığını anlatmak gerekiyor.

Devletin de platformların da sorumluluğu var elbette.

Ama ailenin sorumluluğunu denklemden çıkaramayız.

Yasaklamak en kolay yol, çözmek ise daha zor

Steam’de 45 oyuna erişim engeli getirilmesi önümüzdeki günlerde muhtemelen oyuncular arasında daha fazla tartışılacak.

Bir taraf “Bu içerikler zaten zararlıydı” diyecek.

Diğer taraf “Yetişkin insanların ne oynayacağına neden müdahale ediliyor?” diye soracak.

İki tarafın da üzerinde düşünülmesi gereken argümanları var.

Benim takıldığım nokta ise başka.

Dijital dünyada bir içeriği yasaklamak artık eskisi kadar kolay bir çözüm değil. Hatta bazen çözüm bile değil.

Çünkü internet yasaklardan daha hızlı hareket ediyor.

Bu nedenle özellikle çocukları korumaktan söz ediyorsak, erişim engelinin yanında yaş doğrulamasını, ebeveyn kontrolünü, dijital okuryazarlığı ve platformların sorumluluğunu da konuşmak zorundayız.

Yoksa bugün bir oyunu kapatırız, yarın başka bir oyun çıkar.

Bir siteyi engelleriz, başka bir platform ortaya çıkar.

Ve biz sürekli aynı soruyu sormaya devam ederiz:

“Bunu da mı yasaklayacağız?”

Belki de artık soruyu değiştirme zamanı gelmiştir.

“Nasıl yasaklarız?” yerine “Nasıl doğru kullandırırız?” diye sormak daha doğru olmaz mı?