Yeni bir telefon aldığımızda aklımızdan geçen ilk şey uzun yıllar kullanabilmek olur. Sonuçta artık bir akıllı telefon, küçük bir servet değerinde. İnsan doğal olarak aldığı cihazın en az beş altı yıl sorunsuz çalışmasını bekliyor. Fakat çoğu zaman işler böyle yürümüyor.

Telefon bozulmuyor.

Ekranı sağlam, kamerası çalışıyor, bataryası değiştirilse yıllarca kullanılabilecek durumda. Ama bir gün üretici firma yeni güncelleme vermeyeceğini açıklıyor. Bir süre sonra uygulamalar yavaş yavaş desteğini çekiyor. Ardından bazı bankacılık uygulamaları çalışmamaya başlıyor, yeni özellikler gelmiyor, güvenlik güncellemeleri kesiliyor.

Sonunda kullanıcı şu cümleyi kuruyor:

"Galiba telefonu değiştirme zamanı geldi."

Aslında telefonu değiştiren kişi değil, değiştirmek zorunda bırakılan kişi oluyor.

Teknoloji şirketleri buna "ürün yaşam döngüsü" diyor. Belirli bir süre boyunca güncelleme veriliyor, ardından destek sona eriyor. Teknik açıdan bunun haklı gerekçeleri de var. Eski donanımlar yeni yazılımları çalıştırmakta zorlanabiliyor, güvenlik açıklarını kapatmak maliyet oluşturuyor ve her cihazı sonsuza kadar desteklemek mümkün olmuyor.

Ama iş sadece teknik nedenlerden ibaret değil.

Çünkü her yıl yeni modeller piyasaya çıkıyor ve bu modellerin satılması gerekiyor.

Bugün dört beş yıl önce alınmış birçok telefon, hâlâ günlük ihtiyaçların büyük bölümünü karşılayabilecek güçte. Mesajlaşabiliyor, internete girebiliyor, kaliteli fotoğraf çekebiliyor ve video izletebiliyor. Buna rağmen yazılım desteği kesildiği için yavaş yavaş sistemin dışına itiliyor.

İşte burada akıllara şu soru geliyor:

Gerçekten teknolojinin sınırına mı ulaşıyoruz, yoksa tüketimin sınırlarına mı?

Eskiden insanlar telefonlarını bozulana kadar kullanırdı. Şimdi ise çoğu cihaz çalışıyor olmasına rağmen "eski" kabul ediliyor. Çünkü teknoloji şirketleri yeni özellikleri sadece yeni modellere sunuyor. Yapay zekâ özellikleri, gelişmiş kamera yazılımları veya bazı güvenlik sistemleri bazen donanımdan çok pazarlama stratejisinin bir parçası gibi görünüyor.

Bunun çevresel etkisi de göz ardı edilmemeli.

Her yıl milyonlarca telefon çöpe gidiyor. İçlerinde yeniden kullanılabilecek metaller, piller ve elektronik parçalar bulunuyor. Yeni telefon üretmek için harcanan enerji ve doğal kaynaklar da cabası. Bir yandan sürdürülebilirlik konuşulurken, diğer yandan hâlâ kullanılabilir cihazların sistem dışına itilmesi büyük bir çelişki oluşturuyor.

Son yıllarda bazı ülkelerde "onarım hakkı" ve daha uzun yazılım desteği tartışmaları boşuna yapılmıyor. Çünkü insanlar artık daha dayanıklı ürünler istiyor. Bir telefon satın aldığında sadece donanımı değil, uzun yıllar kullanılabilecek bir yazılım desteğini de satın almak istiyor.

Belki de gelecekte telefon alırken ilk soracağımız şey kamera çözünürlüğü ya da işlemci gücü olmayacak.

"Bu telefon kaç yıl güncelleme alacak?"

Çünkü artık bir cihazın ömrünü ekranı ya da işlemcisi değil, üreticinin verdiği yazılım desteği belirliyor.

Belki de asıl eskimeyen telefonlar değil.

Eskiyen, bize sürekli yenisini almamız gerektiğini söyleyen tüketim anlayışı.