Türkiye siyasetinde son dönemin en dikkat çekici görüntülerinden biri, CHP ile Yeni Parti arasındaki gerilim.

Öyle bir gerilim ki… Sanki bu iki siyasi yapı yıllarca aynı çatı altında siyaset yapmamış.

Sanki aynı örgütlerde birlikte mücadele etmemiş, aynı seçimlerde aynı hedef için çalışmamış, aynı grup kararlarının altına imza atmamışlar.

Sanki birbirlerinin siyasi geçmişlerini hiç bilmiyorlarmış gibi…

Oysa gerçek çok farklı.

Yeni Parti, CHP’den kopanların oluşturduğu bir siyasi yapı.

Dolayısıyla Yeni Parti’ye geçenlerin siyasi kökü CHP’de.

Bugün yollar ayrılmış olabilir.

Siyasi adresler değişmiş olabilir.

Ama geçmiş değişmedi.

İşte tam da bu nedenle yaşanan gerilim, sıradan bir siyasi rekabet görüntüsünden çok daha farklı bir anlam taşıyor.

Çünkü ortada iki ayrı siyasi gelenekten gelen iki parti yok.

Aynı siyasi aileden çıkan, yolları ayrılmış iki yapı var.

Ve bugün birbirlerine karşı kullandıkları dil, bu gerçeği unutturacak kadar sert.


Herkes birbirine düşman!

CHP’de kalanlar, Yeni Parti’ye geçenleri suçluyor.

Yeni Parti’ye geçenler ise CHP’de kalanlara adeta “hain” muamelesi yapıyor.

Bir taraf “neden gittiniz?” diye soruyor.

Diğer taraf “neden kaldınız?” diye…

Bir taraf kendisini gerçek muhalefetin adresi olarak görüyor.

Diğer taraf kendi konumunu savunuyor.

Sonuç?

İktidar ve iktidarın politikaları ikinci plana itiliyor.

Türkiye’nin ekonomik sorunları, hukuk, eğitim, adalet, işsizlik, hayat pahalılığı, tarım, emekliler, gençlerin geleceği…

Bütün bunların üzerine konuşmak yerine muhalefet kendi içindeki ayrışmayı konuşuyor.

Siyasetin enerjisi ülke sorunlarına değil, birbirine harcanıyor.

Bunun adı siyasi mücadele değil.

Bunun adı siyasi enerjinin yanlış yere tüketilmesi.


30 Ağustos'ta Balıkesir'deki tablo

Bunun en çarpıcı örneklerinden birini 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda Balıkesir'de gördük.

Her resmi ve milli bayramda CHP öncülüğünde düzenlenen alternatif çelenk törenlerinde muhalefet partileri, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, dernekler ve vatandaşlar Atatürk Anıtı önünde bir araya geliyor.

Amaç belli:

30 Ağustos'u birlikte kutlamak.

Atatürk'ü anmak.

Zafer Bayramı'nın anlamını yaşatmak.

Bu kez ise törenin önüne başka bir tartışma geçti.

CHP-Yeni Parti rekabeti…

Anons sırasında CHP'nin “ana muhalefet partisi” olarak duyurulmasına Yeni Parti cephesinden itiraz geldi.

“Anamuhalefet biziz” tartışması yaşandı.

Sonrasında düzeltildi.

Peki…

Buna gerçekten gerek var mıydı?

30 Ağustos'ta, Atatürk Anıtı'nın önünde, zaferin yıldönümünde birbirine omuz vermesi gereken insanların “ana muhalefet kim?” tartışmasına girmesi kime ne kazandırdı?

Hiç kimseye.

Tam tersine, muhalefetin kendi içindeki kavganın ne kadar büyüdüğünü gösterdi.

Oysa mesele çok daha basit olabilirdi:

Yan yana durmak.

Çelenkleri koymak.

Saygı duruşunda bulunmak.

İstiklal Marşı'nı birlikte söylemek.

Ve dağılmak.


Bugün kavga edenler, yarın yeniden buluşabilir

Siyasette bugün “asla” denilen şeylerin yarın mümkün olduğunu çok gördük.

Bugün birbirine ağır sözler söyleyenlerin yarın aynı masada oturduğuna da…

Bu nedenle CHP ile Yeni Parti arasındaki bugünkü kavganın kalıcı bir düşmanlığa dönüşmesini doğru bulmuyorum.

Çünkü bu kopuşun ortaya çıkış biçimi de zaten sıradan bir siyasi ayrışma değil.

CHP'de yaşanan hukuki ve siyasi süreçlerin ardından oluşan tablo, partinin iç dengelerini altüst etti.

Bugün CHP'de kalanların önemli bir bölümü de mevcut yönetim biçiminden rahatsız.

Onların talebi açık:

Seçilmiş, meşru ve parti tabanının iradesini yansıtan bir yönetim.

En kısa sürede kurultay.

Delegenin ve üyenin iradesinin sandığa yansıması.

Partinin geleceğine parti üyelerinin karar vermesi.

Böyle bir süreç gerçekleştiğinde siyasi dengelerin yeniden değişmesi de şaşırtıcı olmayacaktır.

Bugün Yeni Parti'de siyaset yapanların önemli bir bölümü dün CHP'deydi.

Yarın ne olur?

Bunu bugünden kimse kesin olarak bilemez.

Ama siyasette kapıları tamamen kapatmanın, köprüleri yakmanın, birbirini düşmanlaştırmanın doğru olmadığı ortada.

Çünkü gün gelir, yollar yeniden kesişir.


Balıkesir'de matematik değişti

Bu meselenin Balıkesir'deki yansıması ise daha somut.

Çünkü CHP'den kopuş yalnızca siyasi söylemi değiştirmedi.

Belediye meclislerindeki aritmetiği de değiştirdi.

Bugün CHP seçmeninin oylarıyla seçilmiş büyükşehir ve ilçe belediye başkanları görevlerinin başında.

Ancak aynı oylarla oluşan meclislerde artık farklı siyasi dengeler var.

Yeni Parti güç kazandı.

CHP'nin meclislerdeki ağırlığı azaldı.

Dolayısıyla dün aynı grup kararlarının altında imza atan, aynı yönde oy kullanan siyasetçiler bugün farklı saflarda.

Bunun sonuçlarını daha çok göreceğiz.

Nitekim ilk örneklerden biri de Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın'ın satış planları arasında bulunan Karizma Halı Saha ve Spor Tesisleri konusunda yaşandı.

Yeni Parti grubu, AK Parti ile birlikte hareket ederek satış planına karşı çıktı.

Bu yalnızca bir komisyon oylaması değil. Balıkesir'de değişen siyasi aritmetiğin ilk işaretlerinden biri.

Önümüzdeki dönemde benzer tabloların yaşanması şaşırtıcı olmayacaktır.

Çünkü artık Büyükşehir Belediye Meclisi'nde dünün siyasi matematiği yok.

Yeni bir matematik var.

Ve bu matematik, Ahmet Akın ve ekibinin işini daha da zorlaştırabilir.


“Küçük olsun, benim olsun” siyaseti CHP'yi de Yeni Parti'yi de bitirir

Burada her iki tarafa da bir uyarı yapmak gerekiyor.

Siyaset, “Benim partim olsun, partinin başında da ben olayım” anlayışıyla yapılırsa kaybeden yalnızca siyasetçiler olmaz.

Seçmen kaybeder.

Muhalefet kaybeder.

Ve nihayetinde toplum kaybeder.

CHP de Yeni Parti de bugün birbirleriyle uğraşmayı bırakıp kendi siyasi kimliklerini ve ülke sorunlarına ilişkin çözüm önerilerini ortaya koymak zorunda.

Çünkü iktidar çantada keklik değil.

Bunu özellikle hatırlatmak gerekiyor.

Paralı anketlerin, masa başında hazırlanmış siyasi projeksiyonların, sosyal medyadaki alkışların hiçbirisi sandığın garantisi olmaz.

Seçmen her zaman son sözü söyler.

Ve seçmen, birbirine hakaret eden, birbirini hain ilan eden, kendi iç kavgasından ülkenin gerçek meselelerine sıra getiremeyen siyasi yapılardan da bir gün bıkabilir.


Asıl rakip birbiriniz değil

CHP'ye de Yeni Parti'ye de düşen görev belli.

Önce kendi iç hesaplaşmalarını tamamlayacaklar.

Sonra Türkiye'ye ne söyleyeceklerine karar verecekler.

Ekonomi için ne öneriyorlar?

Hukuk ve adalet konusunda ne yapacaklar?

Gençlere nasıl bir gelecek sunacaklar?

Emeklinin, işçinin, çiftçinin, esnafın sorunlarına hangi çözümleri getiriyorlar?

Türkiye'nin dış politikasına nasıl bakıyorlar?

Yerel yönetimlerde nasıl bir model ortaya koyuyorlar?

Bunları anlatacaklar.

Siyaset, “Ben bu ülke için ne yapacağım?” sorusuna cevap verebilmek.

Bugün CHP ile Yeni Parti'nin birbirine bilenmesi, belki kısa vadede taraftarlarını konsolide edebilir.

Ama uzun vadede iki tarafa da zarar verebilir.


***

Unutulmasın:

Dün aynı çatı altında siyaset yapanların bugün birbirini düşmanlaştırması, yarın aynı seçmenin karşısına çıkacakları gerçeğini değiştirmiyor.

Bugün yollar ayrılmış olabilir.

Yarın yeniden kesişebilir.

İşte o gün geriye dönüp bakıldığında, söylenen her ağır sözün, kurulan her kırıcı cümlenin hesabı sorulur.

Bu nedenle 30 Ağustos'taki çelenk tartışmasından herkesin bir ders çıkarması gerekiyor.

Atatürk Anıtı'nın önünde “ana muhalefet kim?” diye tartışmak yerine, “Bu ülkenin ve bu şehrin geleceği için ne yapacağız?” diye sormak çok daha anlamlı değil mi?

Siyasetçinin birbirine düşman olması kolaydır.

Zor olan, farklı düşünürken aynı ülke için birlikte mücadele edebilmektir.

Ve unutmayalım:

CHP'nin de Yeni Parti'nin de asıl sınavı birbirlerine karşı değil, sandıkta seçmenin karşısında olacak.