Yakupköy Muhtarı’nın Büyükşehir Belediyesi’nin bilgilendirme toplantısındaki sert çıkışı gündeme oturdu. Eleştirmek, hesap sormak, talep etmek elbette muhtarın da vatandaşın da hakkı. Ama “Ulan, burada isminiz yazıyorsa geleceksiniz” diye bağırmak başka bir şey. Hele ki karşınızdaki bir kamu yöneticisiyse…
Muhtar neden bu kadar öfkelendi?
Belli ki Yakupköy Muhtarı’nın bir sıkıntısı var.
Belki bir talebi karşılık bulmadı. Belki köyüyle ilgili bir beklentisi gecikti. Belki defalarca anlattığı bir sorunun çözülemediğini düşünüyor. Belki de biriktirdiği öfke, o toplantıda mikrofon eline geçtiğinde dışarı taştı.
Bunların tamamı anlaşılabilir.
Muhtar dediğiniz insan, mahallesinin derdiyle uğraşır. Vatandaşın kapısını çalar, belediyeye gider, kurumların kapısını aşındırır. Yol ister, su ister, kanalizasyon ister, altyapı ister, hizmet ister.
Sesini yükseltmesi de zaman zaman mümkündür.
Ama bir başka mesele var.
Üslup.
Çünkü haklı olmak, her söyleneni haklı hale getirmiyor.
“Burada isminiz yazıyorsa geleceksiniz!”
Toplantıda yaşanan görüntüler sosyal medyada dolaşıma girince tartışma da büyüdü.
İddiaya göre Yakupköy Muhtarı, toplantıda Ahmet Akın ve Erdoğan Öztürk üzerinden oldukça sert ifadeler kullandı. Konuşmasında, “Burada isminiz yazıyorsa geleceksiniz” şeklindeki sözleri yüksek sesle dile getirdiği, bu ifadelerin başına ve sonuna “ulan” hitabını eklediği görüldü.
Muhtarlık İşleri Daire Başkanı’nın üstüne yürüyüp, “benim sesimi kesemezsin” diye bağırmasını da ekleyelim…
İşte burada durmak gerekiyor. Çünkü eleştiri başka, bağırmak başka.
Talep başka, hakaret sınırına yaklaşan bir dil başka.
Bir belediye başkanına kızabilirsiniz. Bir genel müdürün uygulamasını beğenmeyebilirsiniz. Bir bürokratın verdiği cevaptan rahatsız olabilirsiniz. Hatta hizmetin gecikmesine öfkelenebilirsiniz.
Ama öfkenizi anlatmanın da bir yolu vardır.
Makamları işgal eden insanlara kişisel bir yakınlığınız, sempatiniz veya saygınız olmayabilir. Fakat kamu görevi yapan kişilere, bulundukları makamın ağırlığını gözeten bir dil kullanmak zorundasınız.
Bu sadece Ahmet Akın için geçerli değil.
Bir valiye, kaymakama, emniyet müdürüne, il müdürüne, ilçe müdürüne, belediye başkanına, genel müdüre ya da herhangi bir kamu görevlisine aynı şekilde seslenemeyeceğinize göre, belediye başkanına da böyle seslenemezsiniz.
Ahmet Akın yoksa Erkan Uzun orada
Meselenin bir başka tarafı daha var. Ahmet Akın toplantıda yokmuş.
Toplantı zaten Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenmiş.
Muhtarlarla muhatap olmak, onların sorunlarını dinlemek ve ilgili birimlere aktarmak üzere Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanı Erkan Uzun orada.
Üstelik Erkan Uzun, yaşanan gerilim karşısında oldukça zor bir pozisyonda kalmış.
Anlatılanlara ve toplantı görüntülerine göre, konuşmak isteyen muhtarın elindeki mikrofona müdahale ederek ortamı sakinleştirmeye çalışmış, ardından platforma çıkarak toplantının amacını anlatmış ve yaşanan tatsızlıktan dolayı diğer muhtarlardan özür dilemiş.
Doğrusu, yapılması gereken de buydu.
Çünkü o salonda yüzlerce insanın huzurunda yaşanan bir gerilimin daha fazla büyümesinin kimseye faydası yok.
Erkan Uzun’a da haksızlık etmeyelim
Bu noktada Erkan Uzun için ayrıca bir parantez açmak gerekiyor.
Çünkü kendisiyle dün sabah belediyenin karşısındaki Yonca Çay Evi'nde tesadüfen karşılaştık. Oturup bir çay içimliği sohbet ettik. Doğal olarak toplantıda yaşananları da konuştuk.
Belli ki üzülmüş.
Özellikle ulanlı, mulanlı ifadelerin ve yüksek sesli konuşmanın kendisini rahatsız ettiğini anlattı.
Bir de şu ayrıntıyı aktardı:
Yakupköy’den gelen talep ve şikâyetlere her zaman yanıt verildiğini, köye yapılan hizmetler nedeniyle Yakupköy Muhtarı’nın kısa süre önce Ahmet Akın’a teşekkür plaketi verdiğini söyledi.
Bu önemli bir ayrıntı.
Çünkü dün plaket veren muhtar ile bugün “Burada isminiz yazıyorsa geleceksiniz” diye bağıran muhtar aynı kişi.
Demek ki mesele kişisel bir husumet değil. Demek ki ortada çözülmesini bekleyen bir sorun, karşılık bulmadığını düşündüğü bir talep ya da iletişim problemi var.
O halde konuşulur. Anlatılır. Israr edilir. Gerekirse eleştirilir. Ama bağırarak değil.
“Muhtarlar benim çalışma arkadaşlarım” diyen bir başkan
Ahmet Akın, göreve geldiği günden bu yana muhtarlarla ilgili hemen her konuşmasında benzer bir anlayışı dile getiriyor.
“Muhtarlar benim çalışma arkadaşlarım.”
“Muhtarlar benim yardımcılarım.”
“Bu şehri birlikte yönetiyoruz.”
Bunlar sadece kulağa hoş gelen siyasi cümleler olarak kalmamalı elbette.
Muhtarın sözünü dinlemek, sorununu takip etmek, ulaşılabilir olmak ve mahallelerin ihtiyaçlarını hizmet planlamasına dahil etmek gerekiyor.
Ama bunun karşılığı da belli bir iletişim kültürü olmalı.
Başkan muhtarı çalışma arkadaşı olarak görüyorsa, muhtar da başkanı muhatap aldığı yerde meseleyi çalışma arkadaşlığı sınırları içinde anlatmalı.
Çünkü çalışma arkadaşlığı, birbirine bağırmak anlamına gelmiyor.
BASKİ Genel Müdürü neden yoktu?
Bir başka soru da BASKİ Genel Müdürü Erdoğan Öztürk üzerinden sorulabilir.
Elbette böyle bir toplantıya katılmalıydı. Çünkü muhtarların en fazla sorun yaşadığı alanların başında su ve altyapı geliyor.
Ancak toplantıda bulunmamasının nedenini kesin olarak bilmiyoruz.
Hatta BASKİ'ye yönelik son dönemde artan şikâyetler nedeniyle yoğun bir mesai yürütüyor olması da ihtimaller arasında.
Ama sebebi ne olursa olsun, toplantıda Erdoğan Öztürk yok diye toplantıyı provoke etmenin de bir anlamı bulunmuyor.
Çünkü orada ilgili daire başkanı var. Sorunlar aktarılabilir. Not alınabilir. Kayıt altına alınabilir. İlgili birimlere gönderilebilir.
Gerekirse ertesi gün yine başkanın kapısı çalınabilir.
Bin küsur muhtarla uğraşan bir bürokrat
Erkan Uzun açısından da şu gerçeği teslim etmek gerekiyor.
Muhtarlık İşleri Dairesi'nde merkez ve kırsaldaki bin küsur mahalle muhtarıyla muhatap olan bir bürokrattan söz ediyoruz.
Her mahallenin ayrı bir sorunu var. Her muhtarın ayrı bir talebi var.
Her vatandaşın başka bir beklentisi var.
Bütün bunları aynı anda yönetmeye çalışmak kolay değil.
Üstelik Erkan Uzun'un mesaisinin yalnızca mesai saatleriyle sınırlı olmadığını, muhtarlarla günün ilerleyen saatlerine kadar iletişim halinde olduğunu biliyoruz.
Bu nedenle Büyükşehir bürokrasisi içerisinde sahadaki muhtarlarla en fazla temas eden isimlerden biri olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Bir yandan Ahmet Akın'ın muhtarlarla kurduğu ilişkiyi güçlendirmeye çalışıyor, bir yandan merkeze ve kırsala yetişmeye uğraşıyor.
Çalışkanlığı konusunda hakkını teslim etmek gerekir.
Bu yüzden toplantıda yaşananların onu ayrıca üzmüş olması şaşırtıcı değil.
Eleştiri olacak, öfke de olacak
Şimdi biri çıkıp “Muhtar hiç mi eleştirmesin?” diyebilir.
Elbette eleştirsin. Hem de sonuna kadar.
Bir muhtarın görevi sadece belediye başkanını alkışlamak değildir. Mahallesinin hakkını arayacak.
Vatandaşın talebini masaya koyacak. Gerekirse belediye başkanını da eleştirecek.
BASKİ'yi de eleştirecek. Daire başkanını da eleştirecek.
Hizmet gecikiyorsa bunun hesabını soracak.
Ama bütün bunları düzgün bir dille yapacak.
Çünkü kullanılan dil, anlatılan meselenin önüne geçtiği anda haklı olduğunuz konuda haksız duruma düşersiniz.
Sosyal medyada dolaşan görüntülerde insanların dikkatini çeken şey köyün sorunu değil, muhtarın öfkesi ve kullandığı dil oluyor.
Bu da anlatılmak istenen gerçek sorunun gölgede kalmasına neden oluyor.
Mikrofon elinizdeyken makamın ağırlığını unutmayın
Bir toplantıda mikrofon elinize geçtiğinde yalnızca kendinizi temsil etmiyorsunuz.
Mahallenizi temsil ediyorsunuz. Muhtarlık makamını temsil ediyorsunuz.
Söylediğiniz her söz, bulunduğunuz makamla birlikte değerlendiriliyor.
Bu nedenle mikrofonun gücünü, sesinizin yüksekliğiyle karıştırmamak gerekiyor.
Bağırmak güçlü olmak değildir.
En yüksek ses, en haklı ses değildir.
Bazen en sert cümle, en etkisiz cümledir.