Birçoğumuz aynı döngüyü defalarca yaşadık. Büyük bir motivasyonla diyete başladık, birkaç kilo verdik, kıyafetler üzerimize daha iyi oturmaya başladı. Sonra bir süre geçti ve tartıdaki rakamlar yavaş yavaş eski yerine döndü. İşte tam o anda çoğu insan kendine aynı cümleyi kuruyor: "Demek ki iradem zayıf."
Oysa bilim artık bunun sandığımız kadar basit olmadığını söylüyor.
Yıllardır kilo vermenin tek formülünün "az ye, çok hareket et" olduğu anlatıldı. Elbette dengeli beslenmek ve aktif olmak hâlâ işin temel taşları. Ancak bugün elimizdeki bilimsel veriler gösteriyor ki mesele sadece tabağımızdaki yemek değil; beynimiz, hormonlarımız, genetik yapımız ve yaşadığımız çevre de bu savaşın en önemli oyuncuları.
Bedenimiz Aslında Bize Karşı mı Çalışıyor?
İnsan vücudu binlerce yıl boyunca kıtlık dönemlerinde hayatta kalabilmek için evrimleşti. Yani bedenimizin temel amacı zayıf kalmak değil, hayatta kalmak.
Kilo verdiğimizde beynimiz bunu her zaman bir başarı olarak görmüyor. Tam tersine, bazen bunu bir tehdit gibi algılıyor.
Sonuç ne oluyor?
Açlık hissi artıyor.
Tatlı ve yüksek kalorili yiyeceklere karşı istek güçleniyor.
Vücut daha az enerji harcamaya başlıyor.
Yani aynı miktarda yemek yeseniz bile eskisi kadar kalori yakmayabiliyorsunuz.
Bu yüzden birçok insan, eski beslenme düzenine dönmemesine rağmen verdiği kiloları korumakta zorlanıyor. Çünkü beden, eski kilosuna dönmek için adeta sessiz bir mücadele veriyor.
Aslında düşündüğümüzde bu durum oldukça ilginç. Biz kilo vermeye çalışırken beynimiz "Hayır, eski depoları dolduralım." mesajı gönderiyor.
Son yıllarda sıkça konuşulan zayıflama ilaçları da bu nedenle gündemde.
Bu ilaçlar beynimize daha erken tokluk hissi göndererek iştahı azaltabiliyor. Bazı kişilerde oldukça başarılı sonuçlar alınırken bazı kişilerde beklenen etki görülmeyebiliyor. Üstelik tedavi bırakıldığında beynin eski biyolojik mekanizmaları yeniden devreye girince verilen kiloların geri alınması da mümkün olabiliyor.
Yani mucize bir çözüm henüz yok.
Bilim insanları şimdi yalnızca iştahı baskılayan değil, beynin "eski kiloya dön" komutunu da değiştirebilecek tedaviler üzerinde çalışıyor.
Ancak bugünün gerçeği şu: Kalıcı kilo kontrolü hâlâ yaşam alışkanlıklarıyla desteklenmek zorunda.
Belki de en önemli mesaj burada gizli.
Sağlıklı olmak yalnızca tartıdaki rakamdan ibaret değil.
Düzenli yürüyüş yapan, kaliteli uyuyan, dengeli beslenen ve stresini yönetebilen bir kişinin metabolik sağlığı, kilosunda büyük değişiklik olmasa bile önemli ölçüde iyileşebilir.
Kalp daha sağlıklı çalışabilir.
Kan şekeri daha dengeli hale gelebilir.
Tansiyon kontrol altına alınabilir.
Enerji seviyesi artabilir.
Yani bazen tartı yerinde sayarken aslında vücudunuz içeride büyük bir değişim yaşıyor olabilir.
Obezite Sadece Kişisel Bir Sorun Değil
Bir başka önemli gerçek de yaşadığımız çevre.
Bugün market rafları yüksek kalorili ürünlerle dolu. Sağlıksız yiyecekler çoğu zaman daha ucuz. Çocuklar sürekli abur cubur reklamlarına maruz kalıyor. Uzun çalışma saatleri nedeniyle insanlar spor yapmaya zaman bulamıyor. Büyük şehirlerde yürümek yerine otomobile bağımlı bir yaşam sürüyoruz.
Böyle bir ortamda sadece bireyin iradesini suçlamak ne kadar adil olabilir?
Aslında obeziteyi yalnızca kişinin tercihi olarak görmek, sorunun büyük bölümünü görmezden gelmek anlamına geliyor.
Daha sağlıklı okul yemekleri, güvenli yürüyüş alanları, bisiklet yolları, çocukları koruyan reklam politikaları ve sağlıklı gıdaya kolay erişim de en az bireysel çaba kadar önemli.
Belki de bu araştırmaların bize verdiği en değerli mesaj bu.
Kilo vermek zordur.
Verilen kiloyu korumak ise çoğu zaman daha da zordur.
Çünkü bu mücadelede yalnızca irademiz değil, beynimiz, hormonlarımız, genetik mirasımız ve yaşadığımız çevre de bizimle birlikte hareket ediyor.
Bu yüzden kısa sürede mucize sonuç vaat eden diyetler yerine sürdürülebilir alışkanlıklar edinmek çok daha değerli. Her gün biraz yürümek, yeterince uyumak, sofraya daha fazla sebze koymak ve kendimize karşı daha anlayışlı olmak uzun vadede çok daha büyük fark yaratıyor.
Belki de artık tartıya her çıktığımızda kendimizi yargılamak yerine şu soruyu sormalıyız:
Çünkü gerçek başarı, yalnızca kilo vermek değil; o sağlıklı yaşamı yıllar boyunca sürdürebilmektir.