Yıllardır kahvaltıda ne yememiz gerektiğini konuşuyoruz. Yumurta mı yiyelim, peynir mi, ekmekten uzak mı duralım, çayı şekersiz mi içelim? Meğer sofranın üzerinde ne olduğuna bakarken saate bakmayı unutmuşuz.
Sabahları hepimizin aşağı yukarı aynı telaşı var.
Alarm çalıyor, biraz daha uyuyalım derken zaman daralıyor. Duş, hazırlanma, çocukları okula yetiştirme, işe gitme derken kahvaltı ilk gözden çıkarılan şey oluyor.
“Ofiste bir şey yerim.”
“Öğlene doğru kahveyle bir şey atıştırırım.”
“Zaten sabahları canım bir şey istemiyor.”
Tanıdık geliyor değil mi?
Benim de asıl dikkatimi çeken tam burası oldu. Çünkü 31 binden fazla yetişkinin yaklaşık 10 yıl boyunca takip edildiği bir araştırma, yemeğin içeriği kadar günün ilk öğününün hangi saatte yenildiğinin de önemli olabileceğini söylüyor.
Üstelik ortaya çıkan rakamlar öyle kolayca geçilecek cinsten değil.
Araştırmada sabah 07.00-08.00 arasında ilk kalorisini alanlar ile daha geç saatlerde yemek yiyenler karşılaştırılmış.
İlk öğün geciktikçe erken ölüm riskinde de artış görülmüş.
Sabahın ilerleyen saatlerinde ilk öğününü yiyenlerde risk yüzde 10 ile yüzde 19 arasında yükselirken, ilk öğün öğleden sonraya kaldığında artış yüzde 29'a kadar çıkmış.
Daha dikkat çekici olanı ise kalp ve damar hastalıklarıyla ilgili sonuç.
İlk öğününü öğleden sonraya bırakanlarda kalp ve damar hastalıklarından ölüm riskinin yüzde 46 daha yüksek olduğu belirlenmiş. Bu gruptaki kişilerin ortalama yaşam süresinin de yaklaşık 2,5 yıl daha kısa olduğu hesaplanmış.
Şimdi burada hemen “Saat sekizi geçti, eyvah!” diye paniğe kapılmanın da anlamı yok.
Çünkü böyle araştırmaları okurken rakamlara kapılıp gerisini unutabiliyoruz.
Bir insanın kaç yıl yaşayacağını yalnızca kahvaltı saati belirlemiyor. Sigara kullanıyor mu, hareket ediyor mu, kilosu ne durumda, kronik bir hastalığı var mı, nasıl besleniyor? Bunların hepsi işin içinde.
Zaten araştırmada da yaş, sigara kullanımı, fiziksel aktivite, vücut kitle indeksi ve kronik hastalıklar gibi etkenler hesaba katılmış.
Yani mesele “Saat 07.30'da yumurta yersen uzun yaşarsın” kadar basit değil.
Bence araştırmanın asıl düşündürücü tarafı başka.
Vücudumuz bizim çalışma programımıza, toplantımıza, telefonumuza ya da gece izlediğimiz dizinin son bölümüne göre yaşamıyor. Kendi saati var.
Biz ise o saati epey hırpalıyoruz.
Gece yarısında yemek yiyoruz, sabah kahvaltı etmiyoruz, öğlen ne bulursak atıştırıyoruz, akşam yemeğini bazen altıda bazen gece on birde yiyoruz.
Sonra da “Ben neden sürekli yorgunum?” diye düşünüyoruz.
Araştırmada beni şaşırtan bir başka ayrıntı da akşam yemeğiyle ilgili.
En düşük ölüm riskinin son öğününü akşam 20.00 civarında yiyenlerde görüldüğü belirtiliyor.
Ama burada da ilginç bir durum var.
Son öğünü 19.00'dan önce bitirenlerde risk yüzde 13 daha yüksek bulunurken, gece yarısından sonra yemek yiyenlerde bu artış yüzde 27'ye çıkıyor.
Demek ki mesele yalnızca “Ne kadar erken, o kadar iyi” değil.
Vücudun belli bir düzeni sevmesi daha önemli olabilir.
Aslında düşününce çok yabancı olduğumuz bir fikir de değil bu.
Uyku konusunda aynı şeyi söylüyoruz. Her gece başka saatte yatıp başka saatte kalktığımızda düzenimiz bozuluyor. Bir gece üç saat, ertesi gece on saat uyuyarak sağlıklı bir uyku düzeni kuramıyoruz.
Yemek konusunda neden tamamen farklı davranalım?
Belki de bedenimiz sofranın kurulacağı saati de bilmek istiyor.
Tabii bütün bunlardan “Herkes sabah 07.00'de kahvaltı yapacak, akşam 20.00'de çatalı bırakacak” sonucu çıkarmak doğru olmaz.
Çünkü söz konusu çalışma gözlemsel verilere dayanıyor. Yani araştırma bir ilişki gösteriyor ama tek başına “geç kahvaltı erken ölüme neden olur” demek için yeterli değil. Araştırmanın sonunda yapılan uyarı da zaten bu yönde: Sırf bu sonuçları okuyup doktor önerisi olmadan beslenme düzenini kökten değiştirmek doğru değil.
Ama insan yine de kendi hayatına dönüp bakıyor.
Sabah kahvaltısını kaç kere “vaktim yok” diyerek atladık?
Akşam yemeğini kaç kere geceye bıraktık?
Gece yarısı buzdolabının kapağını açıp aslında aç olmadığımız halde bir şeyler atıştırdığımız kaç akşam oldu?
Belki yarından itibaren mutfakta devrim yapmaya gerek yok.
Ne ekmeği tamamen hayatımızdan çıkarmak ne de alarmı sabah altıya kurup zorla kahvaltı yapmak gerekiyor.
Ama yemek saatlerimizi biraz daha düzenli hale getirmek hiç de kötü bir başlangıç olmayabilir.
Çünkü sağlıklı yaşam denildiğinde hep büyük kararlar arıyoruz.
Spor salonuna yazılmak, şekeri tamamen bırakmak, özel diyetler yapmak, takviyeler almak...
Oysa bazen mesele çok daha sıradan bir yerde duruyor olabilir.
Mesela her sabah önünden geçip gittiğimiz o kahvaltı masasında.