ULAŞ SÜRMELİOĞLU
Son yıllarda vitamin ve mineral takviyeleri neredeyse günlük hayatımızın sıradan bir parçası haline geldi. Sabah kahvaltısından sonra bir multivitamin, öğleden sonra magnezyum, akşam D vitamini... Peki gerçekten sağlıklı olmak için bu kadar çok takviyeye ihtiyacımız var mı? Yoksa ihtiyacımız olanların büyük bölümü zaten mutfağımızda mı?
Marketlerin, eczanelerin hatta internet sitelerinin raflarına baktığınızda karşınıza onlarca farklı ürün çıkıyor. C vitamininden çinkoya, magnezyumdan omega-3'e kadar hemen her besin öğesinin kapsülü, tableti veya tozu var.
Bu durum ister istemez şu algıyı oluşturabiliyor: Sağlıklı olmak istiyorsak takviye kullanmalıyız.
Çünkü bir havuçla A vitamini tableti, bir tabak brokoliyle vitamin kapsülü ya da bir avuç kuruyemişle mineral takviyesi vücudumuz açısından aynı şey değil.
Doğal gıdaların en önemli avantajlarından biri, bize tek bir besin öğesi sunmamaları.
Örneğin havuç yediğinizde yalnızca vitamin almıyorsunuz. Aynı zamanda karotenoidler, polifenoller ve başka bitkisel bileşikler de tüketiyorsunuz. Sebzeler, meyveler, baklagiller, tam tahıllar, kuruyemişler ve tohumlar da benzer şekilde vitamin ve minerallerin yanında lif, antioksidanlar ve çok sayıda doğal bileşik içeriyor.
İşte doğal gıdayla takviye arasındaki önemli farklardan biri burada ortaya çıkıyor.
Takviye çoğu zaman belirli bir maddeyi yoğunlaştırılmış ve izole edilmiş biçimde sunarken, gerçek gıda adeta bir "paket" halinde geliyor.
Üstelik paketin içindekiler birbirinden bağımsız da çalışmıyor.
Beslenme biliminde "besin sinerjisi" olarak ifade edilen durum tam olarak bunu anlatıyor. Bir gıdanın içerisindeki vitaminler, mineraller, lifler ve diğer bileşenler birlikte çalışarak tek başlarına oluşturabileceklerinden farklı bir etki meydana getirebiliyor.
Bir başka ifadeyle mesele yalnızca "Ne kadar vitamin aldım?" sorusu değil.
"Bu vitamini hangi gıdayla ve hangi diğer besinlerle birlikte aldım?" sorusu da önemli.
Brokoli bunun güzel örneklerinden biri. Yapılan araştırmalarda brokolide bulunan bazı yararlı bileşiklerin, bütün brokoli tüketildiğinde takviye formuna kıyasla vücut tarafından daha iyi kullanılabildiği görülüyor. Bunun nedenlerinden biri, gıdanın içerisinde bu maddelerin kullanılmasına yardımcı olan doğal bileşenlerin ve enzimlerin de bulunması.
Yani doğa bazen vitamini tek başına göndermiyor; yanında kullanım kılavuzunu da getiriyor!
Buradan "Bütün vitamin takviyelerini çöpe atalım" sonucu çıkarmak da yanlış olur.
Çünkü takviyelerin gerçekten gerekli olduğu durumlar var. Örneğin yapılan tetkiklerde belirgin bir vitamin veya mineral eksikliği tespit edilmişse, yalnızca beslenmeyle bu açığı kısa sürede kapatmak her zaman mümkün olmayabilir. Takviyeler çok daha yüksek miktarda besin öğesi sağlayabildiği için eksikliğin giderilmesinde önemli rol oynayabilir.
Benzer şekilde bazı sindirim ve emilim problemleri bulunan kişiler yedikleri gıdalardan yeterince vitamin ve mineral alamayabilir. Böyle durumlarda mesele kişinin ne kadar sağlıklı beslendiğinden çok, vücudunun o besinleri ne kadar kullanabildiğiyle ilgilidir.
Gebelik dönemi de ayrı değerlendirilmesi gereken dönemlerden biri. Folik asit ve demir gibi bazı besin öğelerine ihtiyaç artabileceğinden, sağlık profesyonelinin önerisiyle takviye kullanılması gerekebilir.
Yani takviye gerektiğinde son derece değerlidir.
Sorun, ihtiyaç olup olmadığı bilinmeden kullanılmaya başlandığında ortaya çıkıyor.
Çünkü vitamin ve mineraller konusunda "Fazlası daha iyidir" düşüncesi doğru değil.
Özellikle yüksek dozlarda ve uzun süre kontrolsüz kullanılan bazı takviyeler istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Üstelik kullanılan ilaçlarla etkileşim ihtimali de göz ardı edilmemeli.
Bu nedenle arkadaş tavsiyesiyle, sosyal medyada görülen bir videoyla veya "Bana iyi geldi, sen de kullan" önerisiyle takviye almaya başlamak çok doğru bir yaklaşım değil.
Bence bu tartışmanın en önemli noktası burada.
Sağlıklı beslenmenin kısa yolu kapsül şişelerinden geçmiyor.
Öncelikle tabağa bakmak gerekiyor.
Sebzeler, meyveler, baklagiller, tam tahıllar, yumurta, balık, süt ürünleri, kuruyemişler ve tohumlar gibi farklı besin gruplarını dengeli biçimde tüketebiliyorsak vücudumuza yalnızca vitamin ve mineral sağlamıyoruz.
Lif alıyoruz.
Protein alıyoruz.
Sağlıklı yağlar alıyoruz.
Antioksidan ve farklı bitkisel bileşikler alıyoruz.
Üstelik bunların birbirleriyle etkileşiminden de yararlanıyoruz.
Bir kapsülün bütün bunların tamamını birebir taklit etmesini beklemek gerçekçi değil.
Bu nedenle takviyeleri beslenmenin alternatifi olarak değil, gerektiğinde eksik parçayı tamamlayan bir araç olarak görmek daha doğru.
Bazen gerçekten ihtiyaç vardır ve kullanılması gerekir. Bazen ise çözüm vitamin şişesinde değil, alışveriş sepetindedir.
Sabah kahvaltısını geçiştirip öğlen fast food yiyip akşam sebzeye dokunmadan günü tamamladıktan sonra multivitamin alarak bütün açıkları kapattığımızı düşünmek biraz fazla iyimser olur.
Çünkü sağlık yalnızca günlük vitamin miktarlarını tamamladığımız matematiksel bir denklem değil.
Sonuçta doğal gıda mı, takviye mi sorusunun cevabı aslında "ya o ya bu" değil.
Sağlıklı bireyler için temel hedef, ihtiyaç duyulan vitamin ve minerallerin mümkün olduğunca çeşitli ve dengeli beslenmeden karşılanması olmalı. Takviyeler ise gerçekten ihtiyaç olduğunda, özellikle tespit edilmiş eksikliklerde ve özel dönemlerde sağlık profesyonelinin değerlendirmesiyle devreye girmeli.
Belki de vitamin konusunda yapmamız gereken ilk şey eczane raflarına değil, kendi tabağımıza bakmak.
Tabağımız ne kadar renkli?
Haftada kaç farklı sebze ve meyve tüketiyoruz?
Baklagiller soframıza ne kadar geliyor?
Kuruyemiş, tam tahıl, balık ve diğer besleyici gıdalara yeterince yer veriyor muyuz?
Bu soruların cevapları pek iç açıcı değilse, ilk çözümümüz yeni bir takviye satın almak olmamalı.
Çünkü kapsül gerektiğinde eksiği tamamlayabilir.
Ama iyi bir beslenmenin yerini dolduramaz.