Ethem Zeybek, bilinen diğer adı, “Bunu yaparsan sen yaparsın.” Herkes tamir edemeyeceği bir alet olmadığını söylüyor ama o mütevazı bir şekilde söyleyenleri uyarıyor. “İyi inceleyen, tanıyı iyi koyan herkes yapar.” Yoksul bir ailede büyüdüğü için bir an önce meslek sahibi olmak için Astsubaylığa başvurdu. Gözündeki rahatsızlık nedeniyle isteğine kavuşamadı. Adliyeye zabıt katibi olarak girdi, yazı işleri müdürü olarak emekli oldu. Onun gönlünde yatan asıl aslan, mekanik ve elektronik tamiratıydı. Emekli olunca sevdiği mesleğe kavuştu, dikiş makinası, küçük ev aletleri tamir etmeye başladı. Aynı zamanda 3D yazıcı ile piyasada bulunmayan yedek parçalar imal etti. Yapılmayanları yaparak, mağdur olanların imdadına koştu. Burhaniye ve çevre ilçelerde aranan bir tamirci olan Zeybek, yaşam öyküsünü Politika okurlarına anlattı.

Ethem Zeybek kimdir?

27 Aralık 1965 tarihinde Havran’ın Büyükdere Köyü’nde Nalbant baba, ev hanımı annenin çocuğu olarak dünyaya geldim. 4. sınıfa kadar Büyükdere İlkokulunda okudum. Yoksulluk nedeniyle ailem Burhaniye'ye göç edince, Burhaniye 8 Eylül İlkokulundan mezun oldum. Babam beni okutmak için nalbantlığı bırakıp tezgahtarlık başta olmak üzere değişik işlerde çalıştı. Devlet Parasız Yatılı Okulu sınavlarına girip kazandım. Okullar açıldı, fakat sınav sonuçları açıklanmayınca kaydım Burhaniye Ortaokuluna yapıldı. Bir ay sonra sınav sonuçları belli oldu. Hem öğretmen Okulunu, hem Devlet Parasız Yatılı Ortaokulunu kazanmıştım. Nurdan öğretmenimin önerisi üzerine Bandırma Şehit Süleyman Bey Yatılı Bölge Ortaokulu’na gidip bu okuldan diplomamı aldım. Parasız Yatılı olarak Balıkesir Lisesinde öğrenime başladım. 12 Eylül öncesinin kargaşa ortamıydı. Kavgasız gürültüsüz gün geçmiyor, bazı öğrenciler yolumu kesip, ya sağcı ya solcu olmamı istiyordu. Benim o taraklarda bezim olmadığından karışmamaya özen gösteriyordum. 2 grubun mahallelerine de giremiyordum. 2 ay sabrettim, sonunda babam bir takım evraklar imzalayarak liseyi bitirmem koşuluyla beni Burhaniye Lisesi’ne naklettirdi. Mezun olduktan sonra üniversite birinci ve ikinci basamak sınavlarında yüksek puan aldım. Hedefim subay ya da astsubay olmaktı. O yıllarda askeri okullar Üniversite puanına göre öğrenci alıyordu. Bir an önce iş sahibi olabilmek, para kazanmak için astsubay hazırlama okulu mülakatlarına girdim. Renk kartelasındaki rakamları okuyamadığım için elenince, Ankara Üniversitesi Adalet Yüksek Okulu’na kaydımı yaptırdım. Ön lisans diplomamı aldıktan sonra vatani görevimi yapmak üzere gittiğim Amasya’dan 1989’da tezkere alarak Burhaniye’ye döndüm. 1990 yılında Burhaniye Adliyesine Sulh Ceza Mahkemesi katibi olarak göreve başladım 1992’de yazı işleri Müdürü olarak Ayvalık Adliyesine atandım. 2017 yılında da emekli oldum. Burhaniye’de elektronik ve mekanik makine tamiratı için dükkan açtım. Hala tamirat işleriyle uğraşıyorum.

Elektrik, elektronik ve mekaniğe ilgi duyuyordunuz. Üniversite giriş sınavında yüksek puan almanıza rağmen neden Adalet Meslek Yüksek Okulu’nu tercih ettiniz?

Hedefim bir an önce meslek sahibi olup ev ekonomisine katkı sağlamaktı. Askeri okullar Üniversite birinci basamak sınav sonuçlarına göre öğrenci alıyordu. Subaylık için Harp Okuluna gitsem 4 yıl sürecekti. Astsubaylık için daha kısa süre gerekiyordu. Askeri okulları çantada keklik olarak görüyordum. Bu nedenle Üniversite tercih listesini hazırlarken fazla dikkate almadım. Zar attım. 5 geldiyse beşinci sıradaki okulu yazdım. 3 geldiyse üçüncü sıradaki okulu yazdım. Puanlar geldiğinde hiç merak etmeden doğrudan İzmir Gaziemir’deki astsubay hazırlama okulunun sınavlarını girdim. Renk kartelası gösterdiler. Renklerin içinde rakamlar varmış. Göremedim. Renk körüsün diyerek beni elediler. O güne kadar renk körü olduğumu bilmiyordum. Hatta Adalet Meslek Yüksek Okulunun ne işe yaradığını kayıt yaptırmaya gittiğimde öğrendim. Hukuk fakültesi, hakim, savcı avukat yetiştirmek üzere donanımlandırılırken, Adalet Yüksek Okulu, adliyelere, yazı işleri müdürü, icra müdürü, cezaevi müdürü yetiştirmek için kurulan bir okul dediler. Karar verdim tekrar sınavlara girecektim. Fakat annemin ısrarı üzerine kayıt yaptırdım. İyi bir okuldu ve çok değerli hocaları vardı. Okul müdürümüz Prof. Dr. Ahmet Mumcu’ydu. Derslerimize Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Ramazan Aslan gibi değerli öğretim üyeleri giriyordu.

Bu okula iyi ki gitmişim dediğiniz oldu mu?

Okul bittikten sonra askerlik için başvurdum. Amasya 15. Piyade Er Eğitim Tugayı 22. Piyade Alayı Er Eğitim Taburu 1. Roketatar Bölüğünde görevlendirildim. Aralık ayının soğuk bir günüydü. Birisi, “Daktilo bilen var mı? Diye bağırdı. Soğuktan kurtulayım diye bildiğimi söyledim. Komutanın makamına çıktım. Daktiloyu meslek yüksekokulunda öğrendiğimi açıkladım ve kendi bölüğümün yazıcısı oldum. İşler çok yoğundu. 3 ay sonra dağıtıma gideceğimi düşünürken, Amasya’daki birlikte askerliğimi tamamlayıp 1989 yılının mayıs ayında terhis oldum. İşler ne kadar yoğun olsa da askeriyede yazıcı dediğiniz zaman ayrı bir yeriniz oluyor. Okulumun ilk yararını askerlik döneminde gördüm.

Adliye’de katipliğe nasıl girdiniz?

Terhis olduktan sonra Burhaniye’ye geldim. Adalet Yüksek Okulunu bitirmişim bir yere girmem, iş yapmam lazım. Polislik için müracaat etmek istedim fakat astsubaylık sınavlarındaki göz rahatsızlığım tekrar bana engel olacaktı. Bir yandan iş ararken, bir yandan da, arkadaşlarımı ziyaret edip, iş aradığımı tekrar tekrar söylüyordum. Askerden geleli 2 ay olmuştu. Ali Çetinkaya Caddesi'nde işyeri olan fotoğrafçı arkadaşımın yanına gittim. Dükkana girer girmez dostum, Burhaniye Belediye hoparlörlerinden anons yapıldığını, adliyeye eleman alımı ilan edildiğini söyledi. Zabıt katibi alacaklarmış. Başvuru yaptıktan sonra Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesi Salonunda sınava girip yazılı sınavda birinci oldum. Daha sonra daktilo sınavında, dakikada 90 kelimenin üstünde yazarak bu imtihanda da birincilik elde ettim. 3 asil 1 yedek personel aldılar. Evraklar hazırlandı güvenlik soruşturması tamamlandı. Sınavı kazanan 4 kişiden 3’ü işe başlarken ben çağrılmadım. Evraklarım bir hata sonucu Ankara’da bakanlıkta takılmıştı. Ancak 3 ay sonra Burhaniye Sulh Ceza Mahkemesinde ceza katibi olarak göreve başladım. Aradan 2-3 ay geçti hala mahkemede duruşmalara giremiyordum. Benden tecrübeli olduğu için hakimler eski katibi çağırıyorlardı. Israrlarım sonunda Asliye Hukuk Kaleminde kadastro katibi olarak duruşmalara girmeye başladım. Bu arada daha iyi öğrenmek idealiyle işim bittiğinde İcra Dairesi’ne gidip, yardımcı oluyordum. Bir akşam mesai bittiğinde, İcra Müdürü Dündar Bey adalet yüksekokulu mezunlarının 1982 tarihli genelge gereği sınavsız yazı işleri müdürü olabileceğini söyleyip Havran Adliyesinde yazı işleri müdürü bulunmadığını söyledi. Hemen bir dilekçe yazarak adalet komisyonuna verdim. Kısa süre sonra Havran Adliyesine Yazı İşleri Müdürü olarak atandım.

Sonunda hayalleriniz gerçekleşti mi?

Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesi Komisyon Başkanı Ağır Ceza Reisi tarafından görevlendirildim ama evraklar bakanlığa onaya gitti. Bakanlık1989 tarihli bir başka genelgeyi öne sürerek benim sınava girmem gerektiğini bildirdi. Yazı işleri müdürlüğüne başlangıç yaptık ama sonunu getiremedik. Komisyon benim yüzümden sınav yapmak zorunda kaldı. Çünkü ortada yarım kalan bir iş vardı. Sınava onlarca insan girdi. Sınavdan alnımın akıyla çıktım. Yine evraklar bakanlığa gönderildi, yine ret yanıtı geldi. 15 Ekim 1991 tarihli bir genelge çıkmış. O genelgede de adalet yüksek okulu mezunlarının yazı işleri müdürlüğü sınavına girebilmesi için3 yıl zabıt katipliği yapmış olması şartı var diyor. 3 yıl zabıt katipliği yapmadım ama azimliyim. Doğru bakanlığa gittim. Personel genel müdür yardımcısına çıktım evraklarımı inceledim. Benim evraklarım bakanlığa 7 Ekim'de gitmiş. Genelge 8 gün sonra 15 Ekim'de yürürlüğe girmiş ve ben o genelgeye takılmışım. Personel genel müdürüne durumu anlattım. 7 Ekim 1991’de onaylansaydı genelgeye takılmayacağımı, bu konuda suçumun olmadığını söyledim. Personel genel müdürü hak verdi ve Burhaniye’ye gitmemi söyledi. 1990 yılı şubat ayında Katip olarak işe başlamıştım 1992 yılının yine şubat ayında Ayvalık’a Yazı işleri müdürü olarak atandım. 27 yaşında müdür oldum. O dönemde belki de Türkiye’nin en genç yazı işleri müdürü bendim.

Adliyede müdürken teknik personel gibi çalıştığınız doğru mu?

Müdür olunca bana büyük bir heves geldi. Sınavlara girip icra müdürü olmak, tekrar üniversite sınavlarına girip hukuk fakültesini bitirip hakim olmak niyetindeydim. Bu arada arşivi ve adli emanet deposunu bana verdiler. Emanet deposu adı üstünde olduğu gibi emaneten bakılmış. Dağınıklık diz boyu. Kısa sürede öyle düzenlemeler gerçekleştirdim ki toplu iğnenin yerini sorsanız dakikada bulurdum. Asliye ceza hakimi vardı, katipler dururken benden karar yazmamı zabıt tutmamı istiyordu. Karar yazmak, zabıt tutmak benim işim değildi. 5 yıl mobbing uygulanan bir yaşam geçti. 1997 senesinde adliye yeni binasına taşındı. Adliye sarayında ne bozulsa teknik sorumluymuşum gibi bana getiriyorlardı. Elimden geldiği için daktilodan bilgisayara her şeyi onarıyordum. Kısacası adliyenin hem yazı işleri müdürü, hem teknik sorumlusu oldum. Bir gün adliyenin kazan dairesinin patlamasına engel oldum. Kalorifer kazanları fuel oil ile çalışıyordu. Çift devridaim motoru vardı. Kaloriferci devridaim motorunu çalıştırmayı unutmuş. Saat 11.00 olmasına rağmen adliye soğuktu kazan dairesine indim, devridaim motorlarının çalışmadığını gördüm. Bereket versin termostat atıyordu. Hemen motorların ikisini birden çalıştırdım. Müdahale etmeseydim kazan patlayabilirdi.

“Ben bilmiyorum” diyerek teknik işleri yapmazdınız. Kimse de sizi zorlayamazdı. Neden sorumluluk aldınız?

1997 yılıydı. Adliyeye 3 bilgisayar geldi. Üçü de yazıcıları ile birlikte duruşma salonlarına kondu. O yıllarda bilgisayarlar DOS ile çalışıyordu. Her şey iyi, güzel, fakat anlayan yok. Ben bilgisayarı daha önce öğrendiğim gibi asliye ceza katibi eşime de öğretmiştim. Bordroları da bilgisayarda yapıyordum. Bir süre sonra duruşmalarda bilgisayarlar kullanılmaya başladı. Bu da benim sayemde oldu. Aradan 2 ay süre geçti, gazetelerde Ayvalık Adliyesi bilgisayara geçti diye haberler çıktı. Sistemi yerleştiren işin mimarı benim fakat benden hiç bahsedilmiyordu. Ben nam peşinde değilim ama hiç olmazsa adımı geçirebilirlerdi. Adliyeler UYAP’a geçmemişti. Makam odamda da bir bilgisayar vardı. Dönemin başsavcısı beni çağırdı, odamdaki bilgisayarı alacaklardı. Nedenini sorduğumda, makamımda parayla vatandaşın muhasebesini tuttuğumu söyledi. Çok sinirlendim. Buyurun bilgisayarı alın inceletin eğer öyle bir şey varsa ben her tür cezaya razıyım deyince; “Hadi hadi çek git” diyerek beni odasından çıkardı. Sonrasında evdeki bilgisayarı makam odama getirdim. Adliyelerde, icra dairesinde ve hukuk mahkemeleri müdürlüğünde yılsonunda kasa devirleri olur. Kasa karışmasın diye reddiyatlar durdurulur. Ödemen varsa da alamazsın. Defter kayıtları, banka kayıtları işlenir. 1 lira oynasa bile nerede hata yapılmış araştırılır. Reddiyat mı kesilmemiş? Tahsilat mı yapılmamış? Bende öyle bir problem yoktu. Her gün bilgisayarda kasayı Excel'e işliyordum. Her akşam tuşa bastığımda kuruşu kuruşuna devir alıyordum. Herkes şaşırıyordu. “Türkiye'nin hiçbir yerinde reddiyat yapılmıyor, sen nasıl yapıyorsun?” diyorlardı. İzmir'den bir avukat geldi. Konu ödemelerden açıldı. Bilgisayarı açtım tek tuşa dokunarak bizim dosyalarda ne kadar alacağı olduğunu söyledim. Çok şaşırdı, bu sistemin İzmir Adliyesinde bile olmadığını belirtti. Basit bir program yapmıştım. Formu dolduruyorum, program bana tevzi tablosunu yapıyor, müzekkereleri yazıyor, hesapları yapıyor, kısacası program her şeyi hallediyordu. Bilgisayar ve yazıcılar çoğalınca, personel takıldığı yerde beni çağırıyordu. Bir gün yeni savcı geldi odasına UYAP hattı çekiliyor. Elimde çekiç, kroşelerle hattı bağladım. Savcı yapılanı beğenmemiş beni çağırdı, fırça atmaya kalktı. Yazı işleri müdürü olduğumu söyleyince ne diyeceğini bilemedi. 25 yıl yazı işleri müdürlüğü yaptım ama bir türlü müdürlüğü öğrenemeden emekli oldum.

Neden müdürlüğü örenemedim dediniz?

Halk arasında, kelime anlamıyla müdür dediğin zaman amir, emir veren kişi olarak bilinir. Ben kimseye emir vermeyi beceremem. Katibi veya mübaşiri arıyorum, bana şunu alır mısın, getirir misin? Diyorum. Sonuçta bir iş buyuruyorum. Velhasıl 10 dakika geçti mi ben gidiyorum kendim yapıyorum. Personel benim huyumu bildiğinden bu durumu hep kullandı. Ayvalık Adliyesi yeni binaya taşındıktan sonra savcılık müdürü de yoktu. Bir ara üç müdürlüğe birden bakıyordum. Bazı avukatlar şaka olsun diye bana genel müdür diye takılıyordu. İzine ayrılmak için dilekçe yazdım. Beklemediğimiz bir anda müfettiş geldi. Bana soruyor. Hukuk mahkemesi müdürü kim? Benim efendim. Ceza mahkemeleri müdürü kim? Benim efendim. Adli emanet memuru kim? Benim efendim. İzalei şüyu satış memuru kim? Benim efendim. Sen benim yanımdan ayrılma dedi. Çünkü tek kişiyle muhatap olacak. Adli emanet memurluğunu yaklaşık 10 sene yaptım, vezneyi 20 yıl tuttum. Bir adliyede iki şey adamın başını yakar. Görevi ihmal edersen ertelerler. Fakat para ve adli emanetin affı yoktur. Bir tabanca kaybolsa yandın. Bin lira açık olsa sen yine yandın. Hem adli emanet memuru benim, hukuk mahkemeleri müdürü benim, ceza mahkemeleri müdürü benim, izalei şüyu müdürü benim, fon memuru benim, tereke memuru benim, vesayet memuru benim. Tüm bunların yanında avukatlar dosyayı tebligata çıkarıyor. Yani parasını veriyor taraflara tebligat yapılacak. Onun tebligatını da bana çıkarttırıyorlar. O kadar müdürlüğün arasında katibin işini de ben yaptım. Katipler, kalemde dedikodu yaparken, tebligatları da ben çıkarmaya devam edince, Adli Yargı Komisyonuna dilekçe yazıp görüş istedim. Ben haklıydım gelen yazıyı hakim ve savcılara gösterdim, takan olmadı. Sen yapacaksın dediler. Artık iyice dolmaya başladım. Hakim savcı çağırdığı zaman düğmelerimizi ilikleyip odasına gidiyoruz, vatandaşın oturduğu yerde ben ayakta bekliyorum. Müdür bey otur öyle konuş diyen yok. Eşim emekliye ayrılacaktı, ben de dilekçe verip eşim ile birlikte emekliye ayrıldım. Adalet aranan adliyede bana adaletli davranılmıyorsa benim orada işim olmazdı.

Elektrik, elektronik, mekanik tamiratı merakı sizde nasıl başladı?

Kendimi bildim bileli her şeyi merak etmişimdir. Çocukluğumda bana bir oyuncak alındığında önce onu parçalarım, içinde neler var incelerim. Çalışma tekniğini merak eder araştırırdım. Sonra parçaladığım oyuncakları birleştirip oynardım. Ortaokul çağındayken bir çubuk havya, bir kontrol kalemi, bir pense ve benzer alet edevatlar edindim. Radyoyu merak eder açarım, teybi merak eder açarım. O zamanlar çift kasetli teypler yoktu ya da vardı da Türkiye’de bilinmiyordu. İki teybi birleştirdim, çift kasetli teyp yaptım. Bir tarafta kaset çalarken, diğer tarafta kayıt yapıyordum. Komşularda elektrik arızası olduğunda beni çağırırlar gidip onarırdım. Günümüzde DIY (Do It Yourself) projesi denileni ben yıllar önce yaptım. Teyp motorlarından küçük vantilatörler yapardım. Bazı konularda mantık yürüttüm. O zamanlar Google yoktu. Kimseye bir şey soramıyorsun. Sene 1999 Bilgisayar aldım. O zaman EDSL falan yok. Bir fotoğraf açılana dek bir çay bitiriyorsun. İnternet sitesine giriyorsun, açılıyor. Açılıyor da nasıl açılıyor, nasıl yapılmış? Sana ne! Nasıl açılıyorsa açılıyor. Gir, bak, işini bitir, çık. İlla ki öğreneceğim. Ayvalık'ta emekli bir öğretmen, ayvalık.com sitesini yapıyor. Öğretmeni buldum, öğretmesi için para teklif ettim. Bu işi bana öğretti fakat profesyonel yapmadığını ayrıntıları internetten öğrendiğini söyledi. Bende internette araştırdım, bir süre sonra İnternet sitesi yapmaya başladım. Domain aldım. Misyatur.com sitesinin domainini bana verdiler. Bu site 10-15 sene yayında kaldı. Profesyonellikle amatörlük arasında sıkışmış bir siteydi. Dikili'den, Edremit’e kadar körfezin tarihçesi, adı nereden geliyor, esnafları ne yapıyor, benzeri genel bilgiler veriyordu. Otelleri nerede? Nasıl gidilir, neler yapılır bunlar hakkında bilgiler aktarıyordum. Kimseden 5 kuruş para-pul almadım. Rica minnet bilgi alıyordum. Adam anlamıyor korkuyordu. Anlayanlar sitede yer almak için bilgi veriyor, anlamayan kapı dışarı ediyordu. 2017 yılında dükkan açtıktan sonra siteye gereken ilgiyi gösteremedim. Gelen talep üzerine dönemin değeri ile siteyi 9 bin liraya sattım.

3D yazıcıyı, açtığınız işyeri için mi aldınız?

Adliyede çalışırken 3D yazıcıları merak etmiştim. Araştırdım, neler yapabileceğini öğrendim. Bilgisayarıma Maya denilen bir program yükledim, ama başarılı olamadım. Bu programı Hollywood filmlerinde kullanıyorlarmış. Yılmadım, sonrasında Autodesk’in Fusion 360 programını buldum, yaklaşık 3-4 ay içinde hemen hemen istediğim her şeyi modelleyebilecek bilgiye ulaştım. Emekli olmadan önce üç boyutlu yazıcı almıştım, emekli olup dükkanı açınca bir tane daha edindim. Zakse X1 3D yazıcı yerli üretimdi. İstanbul Kağıthane’de üretim yerine gidip yöneticilerine Balıkesir bayi ve servisi olmak istediğimi söyledim. Kabul ettiler yöneticiler beni yemeğe götürdü, ertesi gün yazıcıların sistemi hakkında bilgi aldım. İlk etapta, bir arıza durumunda müdahale edebileceğim püf noktalarını gösterdiler. Balıkesir Bayisi ve servisi oldum. İşyerinde yalnız 3D yazıcı işi yapıyordum. İşler kesat gitti 7-8 ay sonra dükkanı kapatmak zorunda kaldım. Çocuklar okuyor, para gerekli. Bu nedenle Edremit’te bir sürücü kursunda 3 yıl otomobil ve motosiklet öğreticiliği yaptım. Bu arada, eşten dosttan onarılacak eşyalar getiriyorlar, ya da tanımadığım birisi gelip, “Bunu yaparsa Ethem usta yapar dediler” diye bozuk malzemeyi bırakıyordu. Olacak gibi değildi. Sürücü kursunu bıraktım, Şu an çalıştığım işyerini açtım. 3D yazıcıların çok faydasını gördüm. Tamir edilecek eşyanın bir parçası kırılmış. O parça piyasada satılmıyor, bulunmuyor. 3D yazıcıyı kullanarak kırılan parçanın aynisini yapıyorum, yerine takıyorum ve işler hale getiriyorum. Tabi asıl işim dikiş makinesi tamiri.

Dikiş makinesi tamiratına nasıl başladınız?

Annem ev hanımıydı ama boş durmazdı. Dikiş, nakış, piko yapardı. Memuriyete başlamadan annemle birlikte piko üzerine dükkan açmıştık. Makineler arıza yaptığında tamiratını ve bakımını ben yapıyordum. Dikiş makinası tamirini böylelikle öğrendim. Bu arada küçük ev aletlerinin tamirini yapan yok. Ya da yapmak istemiyorlar. Vatandaş tamir yaptıracak usta bulamayınca çöpe atıp yenisini alıyor. Birinin bunu tamir etmesi, ekonomiye kazandırması gerekir diye düşünüp, küçük ev aletlerini tamire başladım.

3D yazıcı nedir? 3D yazıcı ile neler yapılır?

3D yazıcı, bilgisayar ortamında hazırlanan ya da taranan üç boyutlu dijital tasarımları, katman katman işleyerek fiziksel nesnelere dönüştüren bir cihazıdır. Önce bilgisayarda çizim yapılır. Tasarım, programlar yardımıyla ince yatay katmanlara bölünür. 3D yazıcı, erittiği veya dondurduğu hammaddeleri üst üste ekleyip istenilen parçayı inşa eder. 3D yazıcıyla yapılabilecekler hayal gücüne bağlıdır. Müşteri sana bir numune getirir. Diyelim ki bu plastik bir dişlidir. Parça piyasada bulunmuyordur. Ölçüleri kumpasla en ayrıntılı detayına kadar alınıp bilgisayarda üç boyutlu program da modellenir. Modellendikten sonra da yazıcı bu tasarımı üretir. Veya kendi düşündüğünüz modeli ortaya çıkarabilirsiniz. Kırılmış bir Walkman motoru, dondurma çubukları kullanarak mini vantilatörler ürettim. Kısacası, kalemliklerden, önemli bir makinanın en can alıcı parçasına kadar her şeyi 3D yazıcı ile üretebilirsiniz.

3D yazıcıda bir ürünü ortaya çıkarmak için hangi malzeme kullanılıyor?

3D yazıların malzemesi filamenttir. Filamentler de çeşit çeşittir. Yazıcının ürettiği malzemenin kullanılacağı yere göre değişik filamentler kullanılır. ABS filament, PLA filament, karbon fiber filament, fleksi filament var. Filamentlerin neden çeşitli olduğuna gelince; PLA filament kolay işleniyor ama ısıya dayanıklı değil. PLA mısır nişastasından üretiliyor. Organiktir, çocuk oyuncakları için biçilmiş kaftandır. ABS filament petrol türevidir ve ısıya daha dayanıklıdır. Sertlik mukavemeti PLA’ya göre daha fazladır. Karbon fiber filament ABS'ye göre daha dayanıklıdır. Teknik detaylara girmek istemiyorum. Çünkü çok geniş kapsamı vardır her bir filamentin baskı ayarları değişiktir. Doğru baskı ayarını bilmezsen doğru düzgün baskı alamazsın. Kullandığım 3D yazıcı mono yazıcıdır. 4-5 top filament takılıp renkli baskılar alınan yazıcılar var. Üç boyutlu yazıcılar sadece bununla sınırlı değil. Metal baskı yapan, lazer sinterleme yapan 3D yazıcılar var. Hatta üç boyutlu yazıcıyla ev yapıyorlar. Adam düğmeye basıyor 3 oda bir salon evi sabahtan akşama kadar bitiriyor. Tıp alanında, kuyumculukta, pastacılıkta da kullanılabiliyor.

Doktor doktor gezip şifa bulamayan hastalar vardır. Tamircileri dolaşıp da makinesini tamir ettiremeyen bir vatandaş size geldi mi? Geldiyse getirdiği makinanın arızası neydi?

Bir organizasyon şirketi yöneticisi kocaman bir makine getirdi. Bugüne dek hiç böyle bir makine görmemiştim. Ne olduğunu sorduğumda Pamuk Şeker Makinası olduğunu öğrendim. Makine artık pamuk şeker yapmıyormuş. Üreten firma bile çare bulamamış. Merak ettim, makinayı açtım. İyice temizledikten sonra arızayı saptadım. Kısa sürede onarıp teslim ettim. Makinaya toz şekeri koyuyorsun makine hızla dönerken, tozşekeri ısı yayan ortama daha da inceltip püskürtüyor ve pamuk şeker haline getiriyor. Temizleyip devir ayarı yaptıktan sonra denedim, pamuk şeker ortaya çıktı. Hem müşteri memnun oldu hem merakımı giderdim. Hiçbir müşteriye, bu benim alanıma girmiyor, yapamam demiyorum. Yine tamir edilemeyen bir makineyi güzellik salonundan getirdiler. Uğraşıp tamir ettim. Şimdi Güzellik salonu, kuaförlerin bozulan aletlerini ben tamir ediyorum.

Şu anda askerden yeni gelmiş olsaydınız, adliyede memurluğu mu yoksa tamirciliği mi seçerdiniz?

Kesinlikle tamirciliği seçer, adliyede yazı işleri müdürlüğü yapmazdım. Çünkü adliyede çalışmak benim hayalimde yoktu. Hasbelkader rüzgar sonbahar yaprağı gibi beni adliyeye sürükledi. Adalet Yüksek Okulunda okudum, gidip işimi yapayım demedim. Kendi irademle olan bir şey değildi.

Sizin bir özelliğiniz de Ney üflemek. Nasıl merak duydunuz?

Ney sesi insana dinginlik ve huzur veriyor. Ben de ney sesini çok severim. Edremit’te bir müzik markette görünce dayanamayıp aldım. Hiç deneyimim yoktu. Ben bunu çalabilirim diye düşündüm. İnternete girip ney hakkında bilgi edinmek istedim. Bazı insanların 6 ay süreyle ses bile çıkartamadığını öğrenince moralim bozuldu. Ama deneye deneye 10 günde ses almayı başarıp üflemeyi öğrendim. O arada gelen bir müşteri tamirat yapmam için bir makine verdi.. Tamir ettim. O arada tanıştık. Meğer dünyaca ünlü Neyzen Ercan Irmakmış. O gazla neye daha fazla ağırlık verdim. Ercan Hoca da bazı püf noktalarını söyledi. Ney tutkusu böyle başladı. Şimdi birkaç eser çalabiliyorum. Kısa zamanda bu işin de üstesinden geleceğim.

Tamirat işi yapan gençlere ne söylemek istersiniz?

Bazen öyle makinalar geliyor ki söylenen arızanın dışında ne ararsan var. İnat edip tamirini yapıyorum ama söylediğim fiyatın üzerinde masraf çıkıyor. Hiçbir zaman ek ücret istemedim. Tamir edip teslim ettiğim her aletten sonra müşteriye, beğenmediğiniz bir durum olursa geri getirin tekrar bakarız diyorum. Eğer böyle bir makine gelmişse tekrar para almıyorum. Önemli olan müşteri memnuniyetidir. Bazı müşterilerim, “Sen çok dürüstsün” diyor. Oysa, bu dürüstlük değil, mesleki etiktir. Gençler buna dikkat etmeli.