Hata yapmak insanlara mahsustur. Önemli olan yapılan hatayı düzeltmektir.

Doğan Haber Ajansı’nda çalışırken bir ihbar geldi. Havran Kaymakamı, ziraat mühendisleri ve veterinerleri Havran Kaymakamlık binasında bulunan yerlerinden sürgün etmişti. Önem vermedim; Çünkü kaymakam bunu neden yapsındı? Ertesi gün yerel gazetelerde benzer haberleri okuyunca gelişmeleri araştırdım. Gerçekten Kaymakam, ziraat mühendisi ve veterinerleri kaymakamlık binasından göndermişti. Bazı kesimler bu durumu siyasetle bağdaştırmıştı.


Onlarla görüştüm haberi toparladım. Tarafsız olmak adına kaymakamı aradım, kraldan çok kralcı olan çalışanları kaymakamla görüşmeme bir tür engel oluşturdular. Gelişmeler üzerine haberi tek taraflı yazdım. Aradan belli bir zaman geçti. Hangi bakan olduğunu hatırlamıyorum Balıkesir’e gelince haber takibine başladım. Çeşitli ziyaretlerden sonra yolumuz Havran’a düştü. Kaymakam bakana brifing verdi, ilçeyle ilgili gelişmeleri anlattı. Bakan Havran ziyaretinden sonra İzmir’e gidiyordu. İşimi eksiksiz yaptığımın gönül rahatlığı ile kaymakamlık binasından çıkmak üzereyken kaymakam benimle görüşmek istediğini, vereceği önemli haber olduğunu söyledi.


Çalıştığım kurumun logosu bulunan yelekten benim, kaymakam hakkında yaptığım olumsuz haberi yazan kişi olduğumu anladığını düşündüm. Sonra gelirim diyerek Havran’dan ayrıldım. Pazar günü telefon çaldı. Açtım, kaymakam bey beni Havran’a köfte yemeğe davet ediyordu. “Eteğindeki taşları döksün diyerek” yola çıktım ve saat 11.00 sularında kaymakamla buluştum. Hoş bir karşılama yaptı. Seni bir yere götüreceğim diyerek kendi özel otomobiliyle, Havran çayında bir yere götürdü. Kumlar, çakıllar yığılmış bir dere yatağıydı. “Bu gördüklerin Köylere Hizmet Götürme Birliği adına ihaleye verdiğimiz Havran Çayı yatağından elde ettiğimiz kum ve çakıllar” diyerek açıklama yaptı.


Kaymakamın ne yapmak istediğini anlamamıştım. Sabır diyerek otomobiline bindim ve beni prefabrik yapılardan oluşan bir yere getirdi. Bir binanın kapısını açtı, Burası veterinerlerin hayvanları muayene ve ameliyat edip sağlığına kavuşturmaları için yaptırdığım yerdedi. Sonra Ziraat mühendislerinin kaldığı odaları gösterdi. Burası çöplüktü. Ben bu araziyi belediyeden çok cüzi bir rakamla satın aldırdım ve bu hale getirdimdedi.


Merakım gittikçe artıyordu. Sonra beni Havran’ın birkaç köyüne götürdü. Yeni dikilmiş çam fidanlarını gösterdi. Fidanların dikildiği alanda bir tek ot yoktu. Nedenini sorduğumda, Ben ziraat mühendislerine 1 milyon fıstık çamı fidanı diktirdim. O fidanların bir kısmı buraya ekildi. Bakımı yapılsın diye muhtarlarla toplantı yaptım. Köylerinde, ekonomik durumu iyi olmayan, tarlası tapanı olmayan aileleri bildirmesini istedim. Sonra bana bildirilen ailelere sarımsak soğan tohumu verip çamların arasına ekmelerini, yetiştirip satmalarını istedim. Buradaki soğan ve sarımsaklar kısa zamanda büyüyecek yoksul köy halkı da ürettiklerinden para kazanırken, yeni dikilen fidanların bakımı olacak burada asla yangın çıkmayacakdedi.


Şaşırmıştım. Bir şey söylememe fırsat vermeden, Ziraat mühendisleri, veterinerler hükümet konağında kalsalardı, bunlar olmazdı dedi. Hayatımın en büyük derslerinden birini almıştım. Saat 14.30 sıralarında bir lokantaya gidip köfte yedik. Keşke her yönetici sizin gibi düşünebilse. Sizi sevgiyle anıyorum. Köylünün soğan sarımsak üretmek için bakım yaptığı çam fidanları arasındaki topraklara benzin, mazot, gazyağı dökseniz yakamazsınız.


Canan Hançer Kepsut Kaymakamıydı. Türkiye Tarihinin en büyük orman yangınlarından biri olmuştu. 2 yaşlı ölmüş, 8 bin hektar orman kül olmuştu. Haber peşinde koşarken Kepsut Kaymakamı Canan Hançer’in yangın alanında dolaştığını gördüm. Kepsut’a yeni atanmıştı. Yüreğindeki acı gözlerinden belli oluyordu. Yüreği vatan sevgisiyle dolu olan kaymakam yangın mahallinden ayrılmıyordu. “Cesur Yürek” başlığı ile haberi tüm Türkiye’ye duyurdum. Çünkü yangın alanında canla başla çalışan kaymakam hamileydi.


Balıkesir’in körfez ilçelerini yağmur felaketi vurmuştu. Gömeç, Altınova sel suları altında kalmıştı. Dönemin valisi ayağında çizmelerle, felaket bölgesinde dolaşıyor, halkın sorunlarını dinliyordu. Aradan uzun bir süre geçti. Balıkesir Lisesinde öğrenim gören Balıkesir Valisi, arkadaşlarıyla buluşup, Balıkesir’deki görevi noktalandığı için arkadaşlarına veda ediyordu. Dışarıda felaket bir yağmur vardı. “Gök delindi” diye bir tabir vardır. Yağmur damlaları adeta bulunduğumuz salonun camlarını dövüyordu. Gazetecilik aşkı bu ya; Valiye Sayın valim, daha önceki valimiz çizmelerini giyip, sel basan ilçelere gitmişti. Siz çizme giyip gitmeyecek misiniz?diye sorduğumda, “Ben valiyim, çizme giymem. O işi yapacak onlarca memurum var. Çizme giydirip, olay yerine gönderirim. Önemli olan, böyle bir afetin şehirlere yansımasını önlemek” dedi.


Kıssadan Hisse; Türkiye’nin en büyük orman varlığına sahip şehirlerinden biri olan Balıkesir’de ormanların bakımı iyi yapılıyor mu? Otu, çöpü temizleniyor mu? Yoksa “Allaha emanet” mi deniyor? Söndürme helikopter ve uçaklarına vereceğiniz paranın çok daha azını orman köylüsüne otları temizlemesi için verseniz, güzelim akciğerlerimiz yanmazdı.