“Devlet Terbiyesi” dendiğinde sözlük anlamına bakarsanız, “Kamu hizmetinde tarafsızlık, ciddiyet, kurallara bağlılık ve etik sorumluluk bilinci. Bu kavram; liyakat, nezaket ve devletin sürekliliğine saygı ilkelerini kapsar. Görev yaparken kişisel veya siyasi görüşleri bir kenara bırakmak, herkese eşit yaklaşmak. Görevin sorumluluğuna uygun, ölçülü, ağırbaşlı ve disiplinli hareket etmek. Yasaları ve kurumsal gelenekleri kişisel çıkarların üstünde tutmak. İşi hak edene vermek, kamu malını ve yetkisini korumak” tümceleri ile karşılaşırsınız. Hikmet Cesur DSİ’de Devlet Memuru olarak, devlet terbiyesi ile görev yaptı. İnşaat Mühendisleri Odası Balıkesir Şube Başkanlığı görevini yürütürken, devlet terbiyesini elden bırakmadı. Siyaset yaparken de yine devlet terbiyesiyle hareket etti. 33 yıllık memuriyet yaşamında, Balıkesir ve Çanakkale illerindeki pek çok baraj ve göletin yapımında emek harcadı. İMO Başkanlığı ve yöneticiliği yıllarında, özellikle kamuda çalışan mühendislerin hakkını savundu. Emekli olduktan sonra bilgi ve tecrübesini ülke lehine kullanmak için siyasete girdi fakat umduğunu bulamadı. Hikmet Cesur mühendislerin hakları için verdiği mücadeleyi Politika okurları için anlattı.

Hikmet Cesur kimdir?
Balıkesir’in Sındırgı ilçesi Gölcük Beldesinde 1 Ocak 1958’de dünyaya geldim. Babam 1963 yılı sonlarında maden işçisi olarak Belçika’nın Limburg Bölgesi Hasselt Şehrine giderken, tüm aileyi yanında götürdü. İlkokulu Belçika’da bitirdim. Ortaokul çağı geldiğinde ailem, kardeşim Mehmet ile bizi Türkiye’ye gönderdi. Okullar arası denklik nedeniyle Türkçe, matematik gibi derslerden sözlü sınava girip, kaydımı yaptırdığım Balıkesir Atatürk Ortaokulundan mezun oldum. Muharrem Hasbi Koray Lisesini bitirip Balıkesir Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi İnşaat Bölümünü kazandım. Akademiden diplomamı aldıktan sonra Belçika ve Hollanda’da prefabrik yapılar konusunda uzman bir firmada çalıştım. Askerlik dönemi geldiğinde, vatani görevimi yerine getirmek için Türkiye’ye döndüm. Teskeremi aldıktan sonra Erdek Belediyesi’nden iş teklifi geldi. Danışmak için gittiğim Devlet Su İşleri’nde (DSİ) 25. Bölge Müdürlüğü’nde görevli Hocam Erol Güneri, DSİ’de çalışmamı önerdi ve personel müdürünü çağırıp işlemlerimi başlattı. 1986 yılında DSİ’de, Barajlar Hidroelektrik Santralleri Şube Müdürlüğünde mühendis olarak göreve başladım. 33 yıl mühendis, başmühendis ve şube müdürlüğü yaptıktan sonra emekli oldum. Çalıştığım yıllarda, Balıkesir ve Çanakkale’deki tüm barajlarda emeğim oldu. Yıllarca baraj, gölet sulama işleri projelerine imza attım. Kamuda çalışan mühendis arkadaşların sorunlarını dillendirmek için Balıkesir İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Balıkesir Şubesinde, 4 yıl yönetim kurulu üyeliği, 2 dönem şube sekreterliği, 3 dönem şube başkanlığı yaptım. Emeklilik sonrası İyi Partiye girdim ve Belediye Meclis Üyesi seçildim.

Kamuda çalışan mühendislerin sorunları neydi?
DSİ’de o senelerde çalışan eğitimli personel ve mühendislerin ücretleri konusunda tepkilerimiz vardı. Özellikle mühendis ve eğitimli camianın ücretleri çok düşüktü. Bunu dillendirmek adına İnşaat Mühendisleri Odası Balıkesir Şubesi'nde yönetime girdim. En azından kamuda çalışan mühendis arkadaşların sorunlarını ortaya koymak istedim. Sorunları çözebildik mi? Hayır. Hem İMO Şube Başkanlığı yapmak, ayni zamanda kamu kurumu olan DSİ’de çalışmak zor oldu. Sorunları dillendirdiğinde, ister istemez birilerini rahatsız ediyorsun. Kamu görevi yaptığım için kamu disiplini içinde dillendirmek gerekiyor. O süreçte bu vazifeyi dengeli bir şekilde yürüttüğümü zannediyorum. Ailemdeki işlerin yoğunluğu nedeniyle İMO yönetimlerinde görev yapmamın yeterli olduğunu düşündüm ve ayrıldım.

Balıkesir’de görev yapan Köy Hizmetleri Müdürü, “Çaycı, benden daha fazla maaş alıyor” demişti. Gerçeklik payı var mı?
Öğrencilik yıllarından itibaren işçi haklarını savundum, hakları için meydanlarda yürüdük. Emeğin hakkını koruyalım istedik. Maalesef inşaat mühendisi olarak kendi hakkımızı koruyamadık. DSİ’de ve bazı kurumlarda işçi pozisyonundaki arkadaşlar siyaset yapabiliyorlardı. Sendikaları vardı. Biz ise siyasetin yani iktidarın iki dudağı arasındaydık ve onların öngördüğü zamla, ücretlerle hayatımızı sürdürmek zorundaydık. İMO Balıkesir Şube Başkanıyken, odamızı ziyaret eden ya da bizim ziyaret ettiğimiz tüm siyasilere sorunlarımızı aktardık. Dedik ki bizim müstahdemimiz, bizim şoförümüz, biz asli unsur olarak varız diye var olan, bize hizmet eden kısımlar bizden fazla ücret alıyor. Bu bir dengesizliktir, doğru değildir, değişmesi gerekir diye anlattık. Anlattığımız siyasilerin tamamı da hak verdi ama hiçbiri maalesef haklarımız için parmağını oynatmadı, çaba harcamadı. Harcamaya çalışan da ancak sağda solda dillendirdi. Kendi siyasetleri içinde bile bu hakkı hukuku savunamadılar. O nedenle bu noktalara geldik. O gün öyleydi, bugün farklı mı? Hayır. Bugün DSİ’de çalışıp emekli olmuş bir işçi, bir şoför, benim gibi 33 yıl DSİ'de çalışmış bir mühendisten daha fazla ücret alıyordu, şimdi emekli olarak da alıyor. Böyle bir dengesizlik var. Sürü tersine dönünce uyuz keçi başa geçermiş. Maalesef Türkiye'de bu dengesizlik, liyakatsizlik diz boyu. İnşaat mühendisi olarak biz üreten sektörüz. Birebir ekonomiye katkı veren bir sektörüz. Aldığımız eğitim çok önemli fakat ücret konusuna geldiğinde maalesef çok düşük. Bir iş yeri düşünün. Orada işinizin ana unsuru olan birileri var. İş yerinde olmadığınızda bütün işinizi emanet edebileceğiniz birileri var. Bir de ona hizmet eden diğerleri var. Şimdi burada ücretlendirme yaparken ne yaparsınız? Sizin işinize daha çok yarayana, katkı verene farklı bir ücret ödersiniz. Maalesef bizde bu böyle değil. Bu ülkede kimsenin aç, susuz düşük gelirle yaşamasını tasvip eden birisi değilim. Herkes insanca yaşayacak bir gelire sahip olmalı, bunun için de bir denge kurulmalı, bir çaycıyla mühendis aynı ücreti almamalı. Ben bunun mücadelesini çok verdim. Odaya giriş sebebim de buydu.

Hangi siyasetçiler sizi hayal kırıklığına uğrattı?
İsmail Özgün Refah Partisindeydi. İMO Balıkesir Şubesi’ni ziyaret ettiğinde yaşadığımız olumsuzlukları anlattık. Balıkesir Selüloz ve Kağıt Fabrikası’nın (SEKA) özelleştirilmesine karşı çıkıyorduk. Bize hak verdi, ayni düşünceleri paylaştı. Satılmaması için ne gerekirse yapacağını söylüyordu. Aradan bir süre geçti, Ak Partinin kurucular kurulu üyeleri arasında yer aldı, Ak Parti’den 20, 21 ve 22’nci dönem milletvekilliği yaptı. 22’inci dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Komisyonu başkanlığı yaptı 2003 yılında Balıkesir SEKA’nın özelleştirilmesine asla karşı çıkmadı. Özelleştirmeyle ilgili kurulan heyetin yönetiminde yer aldı. Samimi olmak gerekir. Siyasette kimse kimseyi kandırmamalı. Siyasette ne yazık ki liyakat, eğitim değil, benim olsun koşulsuz itaat etsin, söylediklerimin dışına çıkmasın, bana oy versin düşüncesi var. AK Parti, CHP, MHP hiçbiri diğerinden farklı değil. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üyesiyim. CHP’de de liyakat konusu diğerlerinden farklı değil. Tüm partilerde liyakatli insanlar var fakat liyakat değer görmüyor. Bunu açıkça söylemem gerekir. Ben bunu bir vatan görevi gibi görüyorum. Slogan atmak, bayrağı sallamakla milliyetçi, vatansever olunmaz. Vatansever dürüst olmalı. Vatanına hizmet edecek şeyleri bir takım çıkarlar karşılığında feda etmemeli. Yurt dışında yetişmemin de bunda payı vardır.

Açık sözlülüğünüz nedeniyle eleştirilip zarara uğradınız mı?
Soyadım Cesur. Doğru bildiklerimi cesur bir şekilde dillendiriyorum. Ben bundan zarar görüyor muyum? Görüyorum elbette. Bugünkü siyasi ortamda bile kimse senin eğitimine, branşına bakmıyor. Baktıkları şey bana ne kadar yakın? Ben ondan nasıl oy alabilirim? Ben İyi Parti'de karesi belediye meclis üyeliği yaptım. Arkadaşlarımın bir takım sorunları dolayısıyla bana geldiler. İnanın hemen hemen hepsini ya çözmeye çalıştık ya da çözdük. Nasıl çözdük? Çünkü gelen sorunlar çözebileceğimiz sorunlardı. Olmayan bir şeyi, hukuksuz olanı yapma şansım yok. Bir yerde bir evrak tıkanmış ya da yanlış anlaşılmış. Oturup anlattık. Vatandaşa da anlattık. İlgili birimdeki arkadaşlara da anlattık ve çözdük. Olmayacak bir şeyi, yasal olmayan, hukuksuz olan, adil olmayan hiçbir şeyi o süreç içerisinde yapmadım.

DSİ’nin 33 yıl önceki çalışmaları, performansı günümüzde ayni mi? Fark var mı?
Devlet Su İşleri Türkiye'nin en ciddi kurumudur. Benim girdiğim dönemde de bugün de ayni liyakat var. Çünkü işler büyük boyutlarda. 5-6 muhtarın gelip bir talebiyle, hatta siyasi talebiyle de olsa yapılması mümkün olmayan iş görülmezdi. Çünkü baraj yapıyoruz, sulama tesisleri yapıyoruz, gölet yapıyoruz. Trilyonlar, milyonlarca lira para harcanıyor. Muhtar geldi, gölet, baraj yapılmasını istedi; iş o kadar basit değil. Ölçümlemeleri yapılmalı. Şartlar planlamalar doğruysa iş yapılır. Tüm bunlar bir süreç. Çünkü ödeneği programa aldırabilirseniz, başkentte ödeneği her şeyi hazırlarsanız, öyle 3-5 kişinin bozabileceği bir sistem yok DSİ'de. DSİ’yi yalnız sulama işi, baraj işi yapıyor gibi görmeyin. Deprem olduğunda en yakın süreçte DSİ’nin iş makinalarını deprem bölgesinde görürsünüz. Taşkın olur, sel olur, DSİ’nin iş makinaları, iş makinası operatörlerini, çalışanlarını orada görürsünüz. Ancak Devlet Su İşleri benim iş başı yaptığım yıllarda çok daha ciddi bir kurumdu. Bunu bozan tabi ki siyaset oldu. Siyaset bu tip yerlere, teknik konulara, özel konulara girmemeli. Bunun dışında kalmalı. Çünkü ülkemize yapılacak bir hizmet hepimize yapılıyor. Ben siyaset yaptığım süreçte de gittiğim yerlerde şunu diyordum. İkizcetepeler Barajından Balıkesir’in içme, kullanma suyu temin ediliyor. Pamukçu, Aslıhantepecik Ovalarının sulaması yapılıyor. Bu sudan yararlanan köyler var. İçme kullanma suyu olarak bir şekilde yararlanan köyler var. O köylere gittiğimde, abdest aldığınız, elinizi yüzünüzü yıkadığınız suda Hikmet Cesur’un 1 gram da olsa emeği var. Suyunuza sahip çıkın diyorum.
Ben başmühendis oldum, şube müdürü oldum ama siyasetle olmadım. Sürecin işleyişi anlamında o noktaya geldim. DSİ’de bir başmühendis olmak için en az 10 yıl çalışmak gerekiyor. Bağlı bulunduğun birimde başarılı olman gerekiyor. Son yıllarda, 7 yıllık mezun bölge müdür yardımcıları atandı. Bir yere gidecekleri zaman bizden birilerini götürmek istiyorlardı çünkü konuya hakim değillerdi. DSİ’de sadece mühendislik yetmiyor. DSİ bir okul gibidir. Uzmanlık, çalışarak usta-çırak ilişkisiyle gelişir. Okulda öğrendiklerimizin bir kısmını birebir biliyorsun ama tatbikatta birebir uygulamaya geçtiğinde yapamayabilirsin. Biz çoğu şeyi DSİ'de öğrendik.

İkizcetepeler Barajı inşaat halindeyken içme ve kullanma suyu için belli bir ömür biçmişlerdi. Böyle bir gerçek var mı? Barajın işlerliğinin yok olmaması için ne yapılmalı?
Barajlara ömür vermek bana göre doğru değil. Takribi bir şey söylemek gerekirse, arkasındaki kuyruk suyunda biriken sıyırma kazısı yaptığımız bölgelerdeki kirlenme, akış, ölü hacmi doldurabilir. Su alma yapısının ağız kısmından suyu alıp, vanayla sulamaya ya da ilgili noktalara aktarıyoruz. İkizcetepeler Barajındaki suyu içme ve kullanma suyu için aktarıyoruz. Onun dibinde oluşan belli bir tortu, belli bir birikim var. Mutlaka oluşacak. Fakat ben bir 33 yılını DSİ'ye vermiş birisi olarak baraj ömrü doldu dediğimiz baraj pek fazla hatırlamıyorum. Elbette aynı verimlilikte olmayabilir ama ömrü doldu gibi bir sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Barajın işlevini yitirmemesi için tortuların göl içine gelmesini önlemek için gerekli tedbirler alınmalı, sıyırmalar yapılmalı. İçme kullanma suyu amaçlı barajlarda mutlak koruma alanları vardır. Biz mutlak koruma alanlarını oluşturamadık. Gelecek pis suları engellememiz lazım. Tarımsal ilaçlamayı yakın bölgedeki tarlalarda yasaklamak gerekir. Bu tedbirler maalesef uygulanamıyor. İkizcetepeler Barajı yapıldığında İzmir-Balıkesir Karayolunun belli bir kısmı kuyruk suyunun üzerinden geçecekti. Bu gerçek baraj yapım aşamasında çok tartışıldı. Zirai ilaç ya da asit yüklü bir kamyon, bir tır kaza yapsa göle zararlı madde karışsa kirlenmesini ne derece etkiler? Bu tip yollar baraj gölü üzerinden geçmemeli. Allaha şükür ki şimdiye kadar en ufak bir sıkıntı olmadı.

Karayolları bazı köprü ve yolların işletme hakkını belirli süreliğine devrederek özelleştirdi. DSİ’de böyle bir uygulama var mı?
Karayolları özelleşti gibi bir şey. Karayolları makinalarını kiraya verdikten sonra Balıkesir İzmir Karayolu kar nedeniyle 46 saat trafiğe kapandı. Bu gerçeği hepimiz anımsıyoruz. DSİ’de bazı görevleri kısmen başka kurumlara ya da birimlere veriyor. Ben bunu onaylamıyorum. Bir alanda bir kurumun uzmanlaşmış olması gerekir. Tecrübe ediniyor, uzmanlaşıyor. Devlet Su İşlerinde Barajlar Şube Müdürüydüm. Üniversiteden hocama gidip bana su yapılarını öğreten, bana hidrolojiyi öğreten hocama sorular yöneltip bilgi ediniyordum. Zamanla barajda hangi sorunlar nasıl çözülür ben ona anlattım. Çünkü hocamda teorik bilgiler varken, bende pratik, pratiği birebir uygulama vardı. DSİ’de çalışırken, bazen heyelan, bazen tünel göçükleri, bazen değişik problemlerle karşılaşıyorduk. Bu problemleri kitapla, defterle çözemiyorsun. Bu sorunlar tecrübeyle, birikimle çözülüyor. Tecrübe dediğimiz şeyler, çalışırken edindiğimiz bilgilerin toplamıdır.

Balıkesir'deki barajlar içme ve kullanma suyu, sulama suyu için yeterli mi?
Bandırma’nın içme suyu, bölgedeki araziyi sulamak için Gönen Barajı var. İkizcetepeler Barajı içme ve tarımsal sulama için kullanılıyor. Çaygören Barajı, Manyas Barajı var. Gönen ve Manyas Barajından hem tarımsal sulama yapılıyor hem elektrik üretiliyor. Son yıllarda Balıkesir’deki barajlar %10 seviyesine kadar düştü fakat bu yıl barajlar iyi yağış aldı ve çok iyi noktaya geldi. Bu süreçte su sıkıntısı olmayacağını düşünüyorum. Nerede kaynak varsa biz oraya baraj yapalım demeyle baraj yapılmıyor. Öncelikle su yeterli olmalı. Gövdeyi inşa edeceğimiz yerin yatağı olmalı. Bütün bunlar önemli. Yani burada baraj olsun demeyle baraj olmuyor. Sularımızın mümkün olduğunca akıp gitmesine müsaade etmeyip biriktireceğiz. Körfez bölgesinde, Küçükkuyu’dan Dikili'ye kadar alanda baraj projeleri, hidroelektrik santral projeleri var. Ne zaman yapılır bilinmez. Çünkü köylüler geçmiş dönemde kötü çalışmalar dolayısıyla, kötü imaj dolayısıyla hidroelektrik Santraline karşı çıktı. Körfez bölgesinde özellikle Zeytinli barajından bahsediliyor. Orada eğim oldukça fazla. Yüksek kemer barajlar ya da beton baraj inşa edilip enerjisinden yararlanılması gerekiyor. Ne zaman yapılır bilemiyorum. Hepsinin bir sırası var. Sırasıyla yapılmak zorundadır. Evimizde de bazı işlerin öncelikli bir an önce yapılması lazım. Diğerlerini de peyderpey yaparsın. Burada kişi önceliği değil devletin önceliği yani ülkenin önceliği esas.

Gelecekte, Balıkesir’de var olan baraj ve göletler için tehlike çanları çalıyor mu? İçme ve Kullanma suyu ile sulama suyu için yetersiz kalabilme olasılığı var mı?
Şu an bildiğim kadarıyla kısa vadede söz konusu değil. Yeterli bulup geleceği hesaplamamak aymazlık olur. Akarsular, dereler, göller olarak ülkemizin kaynakları belli. Nüfus planlaması yapılması çok önemli. Yerleşim yerlerinin kaldırabileceği bir kapasite var. Diyelim ki şu an şu kadar milyon metre³ su var. Buraya olabileceğinden çok daha fazla insan yerleştirirsen, dengeli nüfus olmazsa tehlike kapıya dayanır. Bir buçuk milyonluk şehre 3 milyon insanı yerleştirirsen, insanlar hangi hastaneye gidecek? Çocuklar hangi okula gidecek? İnsanlar suyu nereden temin edecek? Çünkü su kaynakları artmayacak, yoktan var olmayacak. Su artmıyor ki. Dere yatakları yoktan var olmuyor. Demek ki mevcut olanları verimli kullanacağız. Bu planlama işidir, mühendislik bir planlama işidir. İmar planları neden var? İmar planlarında biz her şeyi oturtuyoruz. Diyoruz ki okul yeri burası, cami yeri burası. Burada ana yollar olacak. Ticaret alanı burada olacak. Ama Maalesef siyasette birileri geliyor buraya okul yapılacak diyor. Ya da ben buraya cami yapacağım diyor. Böyle olmamalı. Belçika’dan kiliseler çok geniş alanlara yapılıyor. Ailesiyle gelenler otomobillerini park edip kiliseye giriyor. Mahalle arasına cami yapılıyor, cenaze namazını kılanlar, karşıdaki evin balkonundakilerle göz göze geliyor. Balıkesir’de trafik sorunun daha da artacağı davul çala çala belli oluyor.

Hep barajlardan bahsettik. Bir de yeraltı suları var. Balıkesir’in yeraltı suları ne durumda? Körfezde deniz suları yeraltı sularının yerini alabilir mi?
Yeraltı suları çok önemlidir. Ülkemiz uzun bir süre kuraklık çekti. Yalnız Türkiye değil tüm dünyada kuraklık vardı. Barajlar boşalırsa yeraltı suları adeta bir can simidi gibidir. Körfezde, yeraltı sularının çekilmesi konusuna gelinci; İzinsiz, kontrolsüz açılacak derin kuyulara çok dikkat edilmeli. Tuzlu suyun yeraltı sularının yerini alması Altınova tarafında var. Tuzlu su geldikten sonra asla geri gitmez, yer aldığı bölgeyi çölleştirir, bitkileri kurutur. Özellikle Akçay, Altınoluk bölgelerinde eskiden açılan tulumbalardan, sondajlardan kendiliğinden su akardı. Oturduğum sitedeki bir tulumbaya vana koymak zorunda kaldılar. Kış döneminde su devamlı boşa akar, Bahçe çamurdan geçilmezdi. Berbat hale getiriyor diye kapatmak zorunda kaldılar. Yeraltı suları azalınca günümüzde bu söz konusu asla olmadı. Bu duruma nüfus artışının da katkısı oldu. Göç alan bölgelerde, trafik, otopark, su sorununu uzun vadede yaşamamak için planlı şehirleşme şart. İmar planlarında bu etkenlere uyulması lazım fakat maalesef uyulmuyor. Yeraltı sularımız kirletiliyor. Yeraltı sularından yararlanmak için belli bir mesafenin altında sondaj yaparken kesinlikle devlet su işlerinden izin alınması gerekiyor. Sondajları DSİ tarafından onaylanmış firmalar yapmalıdır. Yapılan bu mudur derseniz ne yazık ki durum öyle değil. Körfezdeki suyu, havayı kirletirsek insanların geliş nedenlerini ortadan kaldırmış olursunuz. Körfezin en büyük problemi, çözülmesi gereken önceliği nedir derseniz arıtmadır yanıtını alırısınız. Belediyeler, devlet bu konuya el atmalıdır. Sonuçta kirlenen su bizim suyumuz. Kirlenen deniz bizim denizimiz. Bir an önce arıtma sorununun kim çözecekse, nasıl çözülecekse burada siyaset olmamalı, siyaset üstü görülmeli. CHP'li belediyeler yapamadı, biz olsaydık yapardık demek doğru bir davranış, doğru bir siyaset değildir. Sahillerimizde binlerce ev var ve çoğu fosseptik çukurları kullanıyor. Bunlar yeraltı sularının kirlenmesinde bir aktördür. Belediyeler bir an önce önlem almalıdır. Hepimiz bu sorunlar için dikkat etmeliyiz. Oluşan bir çığdan hiçbir kar zerresi kendini sorumlu bulmazmış. Kirlenme de çığa benziyor. Her vatandaş üzerine düşeni yapmak zorundadır. Antalya'ya gidin dağda kayak yapın, inin aşağıya denizde yüzün. Bu bir nimet ama değerlendirirsen, kıymetini bilirsen nimettir. Kıymetini bilmezsen, değerlendirmezsen, kirletirsen, o zaman külfet olur.

Balıkesir’deki her barajda, her gölette, emeğiniz oldu. Fakat devlet memurluğunuz süresince memurlara yasaklanan siyasete nasıl atıldınız?
33 yıl DSİ'de çalıştıktan sonra tayinim “Görülen lüzum üzerine” denilerek Eskişehir'e yapıldı. Haksız bir atamaydı. Doğal olarak Balıkesir’e dönmek için mahkemeye başvurdum. Mahkeme beni haksız bulunca emekli oldum. Çevremde beni tanıyan, bilen insanlar, siyasetin içinde yer almam gerektiğini, birlikte çalışmak istediklerini dile getirdiler. Kendimi bildim bileli sol görüşlü bir insanım. CHP’li bir aileden geliyorum. Ülkenin genel gidişatını gördüğümde siyasetin içinde yer almam gerektiğini düşündüm. TBMM’nin daha doğru çalışmasını temin edecek, demokrasinin, adaletin daha çok işleyeceği bir iktidara ihtiyaç olduğunu düşündüm. Özellikle parlamenter sisteme dönüşün yerinin de muhalefet olduğunu biliyordum. Bu süreç içerisinde İyi Parti'den teklif geldi. Arkadaşlarıma siyasetimin sol tandanslı olduğunu, İyi Parti'nin sağ tandanslı olduğunu ifade ettim. O gün o koşullarda arkadaşlar zaten beni tanıyor, dürüstlüğümü de biliyordu. Hiçbir siyasetin katı bir militanı olmadım, öyle bir siyaseti de tasvip etmiyorum. İnsanlar konuşabilmeli, farklı görüşte de olsa farklı düşünüyor olabilirler. Düşüncelerini ifade edebilmeliler. Bu siyasetini ifade ederken de hiç kimse hakaret görmemeli. Neticede herkes sandığa gidecek, kendi bildiği kişilere ya da siyasete oyunu verecek. Bir teklifle beraber İyi Parti'ye girip, 5 yıl siyaset yaptım. Çok değerli arkadaşlarım, dostlarım var. İyi Parti'den ayrıldım ama İyi Parti'deki arkadaşlarımdan asla ayrılmadım. Ayrılış nedenim, Genel Başkan Meral Akşener'in, benim deyimimle bizi satmasıdır. Çünkü önce söyledikleriyle, sonra tam tersi uyguladıkları bana uymadı. Topuklu Efe dediğimiz, haksızlığa, hukuksuzluğa karşı çıktı dediğimiz, gerekirse çantamı getirdim beni bunlardan dolayı tutuklayacaksanız tutuklayın diyen, o cesareti gösteren kişi birilerine hizmet eder hale geldi benim gözümde. O noktaya gelince ayrılmam gerektiğini düşündüm. İyi Parti'de liyakatsizliği, samimiyetsizliği Balıkesir yerelinde gördüm. Liyakatsizlik ne demektir derseniz örneğini vermek isterim. Belediye meclis üyesi aday listelerini il örgütü, ilçe oluşturuyor. Hiç kimseye saygısızlık etmem. Ama ben bu eğitimle, 30 küsur yıl devlet İşlerinde görev yapmışım. İnşaat Mühendisleri Odası'nda en uzun görev yapanlardan biriyim. Kent Konseyi Çevre ve Şehircilik Çalışma Grubunda başkanlık yapmışım. Balıkesirspor amatörde uzun yıllar futbol oynadım. Takım kaptanlığı yaptım. Mühendislik fakültesinde okul takımında futbol oynadım. Takım kaptanlığı yaptım. Fakat sıralamadaki yerimi görünce liyakatsizliğe daha fazla dayanamayıp istifa ettim.

CHP’ye ne zaman katıldınız?
Ailemin yurtdışında olması dolayısıyla Belçika lisanı olan Flamanca ve Almancayı iyi derece biliyorum. Tüm birikimlerim, özgeçmişim varken, İyi Parti beni değerlendiremiyorsa, ya da beni birileri rakip görüyorsa, benim o partide işim olmaz deyip ayrıldım ve Altıeylül CHP’ye üye oldum. Altıeylül ilçe örgütünün danışma kurulu toplantısında bir üye olarak konuşma yaptım. Eleştirilerimi, düşüncelerimi ifade ettim. Hak ettiğin değeri görüyor musun? Maalesef o değeri görmüyorsun. Hiçbir yerde görmüyorsun. Sadece bizim cenahta değil. Liyakatin önde olmasını istiyorum. Dilekçe yazmasını bilmeyen meclis üyeleri var. Hangi kurum hangi işi yapıyor bilmeyen meclis üyeleri var. DSİ ne görev yapar? Karayolları hangi görevi yapar? Derenin ıslahı ile ilgili belediyeyle uğraşıyor. Islah belediyenin işi değil, DSİ’nin işi. Bunları bilmesi lazım. Bir sağlık komisyonu oluşturulacak, aramızda doktor varken kaportacı sağlık komisyonu başkanı oluyor. Şehir imarı konusunda, yolların trafiğinden tutun lokasyonlarına, yeşil alanlarına varıncaya kadar herkes önemsiyor. İş siyasete geldiği zaman eş dost kayırması ortaya çıkıyor. Çok yanlış. Bu ülkeye yapılmış bir ihanet gibi bir şeydir.

CHP’de aradığınızı bulamadınız mı?
AK Parti, CHP, MHP İyi Parti ve diğer partiler hiçbiri diğerinden farklı değil. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üyesiyim. CHP’de de liyakat konusu diğerlerinden farklı değil. Tüm partilerde liyakatli insanlar var fakat liyakat değer görmüyor. Bunu açıkça söylemem gerekir. Fakat mücadeleyi asla bırakmayacağım.