Geçtiğimiz yazımızda yaya geçitlerinin durumu hakkında düşüncelerimizi paylaşmış, "Öncelik Hayatın, Öncelik Yayanın" sloganıyla başlatılan farkındalık çalışmalarının önemine dikkat çekmiştik. O yazının ardından gelen geri dönüşler gösterdi ki mesele yalnızca yaya geçitlerinden ibaret değilmiş. Adeta "Bir dokun, bin ah işit" sözü gerçek oldu. Okurlarımız, sokakta yürürken yaşadıkları sıkıntıları bir bir anlattılar. Anladık ki yaya olmanın zorluğu sadece karşıdan karşıya geçerken yaşanmıyor; asıl mücadele kaldırımlarda veriliyor.
Bir şehirde yayaların güvenli şekilde hareket edebilmesi için kaldırımlar vardır. Ancak bugün birçok noktada kaldırımların asli amacı unutulmuş durumda. Kimi yerde esnafın teşhir alanına dönüşmüş, kimi yerde araçların otoparkı olmuş, kimi yerde ise yük indirme-bindirme alanı haline gelmiş. Sonuçta olan yine yürümek zorunda olan vatandaşa oluyor.
Şikâyetlerin başında kaldırım işgalleri geliyor. Özellikle iş yerlerinin ürünlerini gelişigüzel kaldırımlara çıkarması, zaten dar olan yürüme alanlarını tamamen kullanılmaz hale getiriyor. Bunun üzerine bir de kaldırımlara park edilen araçlar eklenince vatandaş ya yolunu değiştirmek zorunda kalıyor ya da araç trafiğinin içine inerek yürümeye mecbur bırakılıyor.
En büyük mağduriyeti ise engelli vatandaşlarımız ile bebek arabası kullanan anneler yaşıyor. Bir kaldırımdan rahatlıkla ilerlerken bir anda karşılarına park edilmiş bir araç çıkıyor. Kaldırım inişi araç tarafından kapatılmış, diğer taraftaki çıkış da yine başka bir araç tarafından işgal edilmiş. Böyle olunca tekerlekli sandalye kullanan bir vatandaşın ya da bebek arabası süren bir annenin ne yapması bekleniyor? Mecburen trafiğin içine çıkıyorlar. Oysa kaldırımlar tam da onların güvenliği için yapılmadı mı?
Sadece araç parkları olsa belki yine bir nebze katlanılabilir denilebilir. Ancak özellikle çarşı bölgesinde tablo çok daha düşündürücü. Kargo ve dağıtım firmalarının yoğun olduğu cadde ve sokaklarda kaldırımlarda yürümek neredeyse imkânsız hale geliyor. Günün büyük bölümünde koli yığınları, el arabaları ve yükleme faaliyetleri kaldırımları tamamen kapatıyor.
Buna meşrubat ve tütün ürünleri dağıtımı yapan firmaların bıraktığı kasalar, paletler ve ürünler de eklendiğinde kaldırımlar adeta depo alanına dönüşüyor. Sanki kaldırımlar yayalar için değil de ticari faaliyetlerin yürütüldüğü özel alanlarmış gibi kullanılıyor. Vatandaş ise bu manzarayı seyrederek araçların arasından yürümek zorunda kalıyor.
Oysa yıllardır "Öncelik Hayatın, Öncelik Yayanın" sloganıyla yaya geçitlerinde ciddi denetimler yapılıyor. Araç sürücülerinin yayalara yol vermesi konusunda önemli bir bilinç oluştuğunu söylemek mümkün. Peki aynı hassasiyet neden kaldırımlar için gösterilmiyor?
Yaya geçidinde yayaya yol vermeyen sürücüye ceza kesiliyorsa, kaldırımı işgal ederek vatandaşın güvenliğini tehlikeye atanlara karşı da aynı kararlılık gösterilmelidir. Çünkü yaya güvenliği sadece yolun ortasında değil, kaldırımlarda başlar.
Vatandaşın en çok dile getirdiği eleştirilerden biri de denetimlerin süreklilik taşımaması. Trafik polislerinin araç parkları konusunda, belediye zabıtalarının ise kaldırım işgalleri konusunda görevlerini yeterince yerine getirmediği yönünde ciddi bir kanaat oluşmuş durumda. Hatta birçok kişi, ayda yılda bir yapılan denetimlerin kalıcı çözüm üretmekten çok kamuoyuna yönelik bir tanıtım çalışması olduğu düşüncesinde.
Elbette her esnafı aynı kefeye koymak doğru olmaz. Kurallara uyan, kaldırımı işgal etmeyen ve vatandaşın geçiş hakkına saygı gösteren çok sayıda işletme de var. Ancak birkaç kişinin sorumsuz davranışı hem şehir estetiğini bozuyor hem de kurallara uyan esnafın emeğini gölgeliyor.
Şehir hayatı karşılıklı saygıyla güzelleşir. Esnaf ticaretini yapacak, dağıtım firmaları görevini yerine getirecek, araç sürücüleri işlerini sürdürecek. Ama bunların hiçbiri yayaların en temel hakkı olan güvenli yürüyüş hakkını elinden almamalıdır.
Unutulmamalıdır ki hepimiz günün bir bölümünde yayayız. Direksiyon başından indiğimizde, iş yerimizin kapısından çıktığımızda ya da evimize yürürken biz de aynı kaldırımları kullanıyoruz. Bugün başkasının yaşadığı mağduriyet, yarın bizim de karşımıza çıkabilir.
Kaldırımların gerçek sahipleri yayalardır. Bu hakkın korunması ise yalnızca vatandaşın değil; belediyelerin, zabıtaların, trafik ekiplerinin, esnafın ve tüm toplumun ortak sorumluluğudur.
Yaya geçitlerinde başlatılan farkındalık hareketi nasıl olumlu sonuçlar verdiyse, aynı kararlılık kaldırımlar için de gösterilmelidir. Çünkü güvenli şehirler, sadece araçların rahat ilerlediği değil; çocukların, yaşlıların, engellilerin ve tüm vatandaşların korkmadan yürüyebildiği şehirlerdir.