Sabah gözünü açar açmaz kahve makinesine yönelenlerden misiniz? Ya da "Bugün kahveyi biraz fazla kaçırdım galiba" diye vicdan yapanlardan... Yıllardır kahve hakkında o kadar çok şey duyduk ki, insan hangisine inanacağını şaşırıyor. Bir gün "Kalbe zarar veriyor" deniliyor, ertesi gün "Ömrü uzatıyor" haberleri çıkıyor.
Son bilimsel değerlendirmeler ise bu tartışmaya biraz daha netlik kazandırıyor. Görünen o ki, kahveyi suçlamak yerine onu nasıl ve ne kadar tükettiğimize bakmak gerekiyor.
Amerikan Kalp Derneği'nin değerlendirmesine göre sağlıklı yetişkinler için günlük 400 miligrama kadar kafein tüketimi güvenli kabul ediliyor. Bu da ortalama 3 ila 5 fincan sade filtre kahve anlamına geliyor. Üstelik araştırmalar, bu miktarlardaki kahve tüketiminin kalp-damar hastalıkları, felç ve tip 2 diyabet riskinin azalmasıyla ilişkilendirilebileceğini gösteriyor.
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir ayrıntı var.
Bizim kahve alışkanlığımız çoğu zaman sadece kahve içmekten ibaret değil. Büyük bardaklarda bol şuruplu, kremalı, çikolatalı ya da şeker yüklü kahveler tüketiyoruz. Sonra da "Kahve zararlıymış" diye yakınıyoruz. Oysa bilim insanlarının faydasından söz ettiği kahve, içine yarım pastane sığdırılmış kahveler değil; sade ya da mümkün olduğunca katkısız hazırlanan kahveler.
Yani kahvenin kendisi masum olabilir ama ona eklediğimiz malzemeler aynı masumiyeti taşımıyor.
Bir diğer önemli konu ise kafeinin kaynağı. Günümüzde birçok kişi enerjisini kahveden değil, enerji içeceklerinden almaya çalışıyor. Oysa ikisi aynı kefeye konulmamalı. Kahve ve çay, antioksidanlar ve bitkisel bileşikler içerirken; enerji içecekleri yüksek miktarda şeker, katkı maddeleri ve yoğun kafein nedeniyle aynı sağlık avantajlarını sunmuyor.
Kısacası "İkisinde de kafein var" demek büyük bir yanılgı olabilir.
Tabii herkes için geçerli tek bir kahve reçetesi de yok. Özellikle yüksek tansiyon hastaları, ritim bozukluğu yaşayanlar, hamileler ya da kronik hastalığı bulunan kişilerde kafeinin etkisi farklı olabiliyor. Bazı insanlarda tek fincan kahve bile çarpıntıya neden olurken, bazıları gün içinde birkaç fincan içmesine rağmen hiçbir sorun yaşamayabiliyor.
Bu nedenle kahve konusunda en doğru ölçü sadece bilimsel veriler değil, kişinin kendi sağlık durumu da olmalı.
Sonuç olarak kahveyi hayatımızdan çıkarmamız gerekmiyor. Aksine doğru miktarda ve doğru şekilde tüketildiğinde keyif veren bir alışkanlığın yanında sağlığımıza da katkı sağlayabiliyor. Ama her güzel şeyde olduğu gibi burada da ipin ucu kaçtığında fayda yerini zarara bırakabiliyor.
Demek ki mesele "Kahve içmeli miyiz?" sorusu değil.
Asıl soru şu:
Kahveyi gerçekten kahve olarak mı içiyoruz, yoksa tatlı niyetine mi tüketiyoruz?