Günümüzün gelişen bilimsel uygulamaları ve iletişim kolaylıkları arasında ilerlemiş denilen dünyamızda her gün, her alanda pek çok yeni buluş ve bulunmuş olanların yeni model ürünleri geliyor, yenilik getiriyor. Getiriyor ama diğer yandan gündelik yaşamda insanlar arası ilişkiler, ortak yaşam kültürü aynı şekilde ilerlemiyor; sanki geriye gidiyor.
Pek çok yaşamsal eksiklik sanki artıyor.
Ya fark edilmiyor, ya yokluğu fazla hissedilmiyor ya da yokluğu kabulleniliyor.
Uygulamalı bilimin (teknoloji) üst seviyelere çıktığı ama insanlığın, ortak yaşam kültürünün alt seviyelere indiği günümüzde haberlerde yer alan saçma kavgalar; otoparka araç koyan komşulardan aynı iş yerindeki diplomalı iş arkadaşlarına, araç sürücülerinden sınıf arkadaşlarına kadar belki bencillik, belki sinirlilik ama temelde görgü, terbiye ve paylaşım seviyesini hissettiriyor.
Hem ortak yaşamı güzelleştiren görgü ve saygı kurallarını hatırlatmak hem de gözden geçirmek, güncellenmesi ihtiyacını doğuruyor gibi.
Hele bizlere evde, daha ilkokulda öğretilen, gazetelerin kitap olarak hediye ettiği "Görgü Kuralları"nı yaşananlarla karşılaştırınca, sokaktaki habersizlere hatırlatmak veya bilmeyenlere bahsetmek çok yerde doğaçlama "Pes!" dedirtiyor.
Görgü kurallarını günümüz ortamında hatırlatmak ve güncellemek gerekiyor.
Konfüçyüs'ün 2500 yıl önce söylediği "Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma!" sözü; kendi kendini denetim altında tutma, insana saygı, yaşadığı topluma sorumluluk ve öz denetim (otokontrol) açısından en güzel yol göstericidir.
Günümüzde okullarda bundan bahsediliyor mu bilmem ama bize ortaokulda Mehmet Hocamız buna ilişkin kompozisyon ödevi vermişti. Resim-İş dersimizde de rahmetli Kemal Hocamız için divit kalemle süslü yazı yazmıştım.
Haberlerde aynı binada yaşayan komşuların park yeri paylaşımı nedeniyle kavga ettiğini görüyoruz. Önceden park edene orada bulunanlar yardımcı olurdu; teklifsiz, talepsiz.
Yoğun kaldırımlarda bile hem yürüyüp hem cep telefonuna bakarken karşıdan gelen insanlara dikkat etmeyen, bodoslama çarpanların görgüsüzlüğü acı acı güldürenlerden.
Yine kalabalık ortamlarda, kaldırımlarda elde sigarayla yürümek çok sakıncalı. Annesinin elinden tutarak yürüyen küçük çocukların gözlerine, saçlarına, yüzlerine; karşıdan veya yanlarından hızla geçenlerin ellerindeki yanık sigaraların geldiğine çok kez tanık oldum. Bu konuda daha hassas olunması gerekir.
Büyüklerden de yanık sigara nedeniyle elbisesi, montu, çantası yanan, iz kalan, bazen mağdur olduğunu bile fark edemeyen nice insan gördüm. "İlle de içeceksen sigaranı uygun yerde iç ama başkasına zarar verme." denilebilmelidir.
Trafik kuralları herkes içindir. Ama bütün araçlar önümüzdeki kırmızı ışığı beklerken yanımızdan aniden geçiveren motosikletler arttı. Çoğunlukla da yiyecek taşıyıcılarının saygısızca, kural tanımadan geçmesi hem suç hem de toplum için kuralsızlığa teşviktir. Eğer trafikte bir "araç" iseler onlar da uymalı; uymayanlara ağır yaptırımlar uygulanmalıdır.
Araçlarını park ederken rastgele, trafiği daraltacak şekilde, park giriş çıkışlarını düşünmeden başkalarını engelleyici biçimde bırakmanın saygısızlığın zirvesi olduğu vurgulanmalı; "Başkası böyle park etmiş olsa acaba sen ne derdin?" diye sorulmalıdır. Silecekleri kaldırmak artık yetmiyor.
Keza okul önlerinde çıkış saatlerinde beklerken sorumsuzca şeritleri tıkayan öğrenci velisi araçları da büyük sorumsuzluk örneğidir. "Acaba başkası yolu tıkamış olsa ben bunu olumlu karşılar mıydım?" diye sorgulamalarını rica ediyorum.
Kalabalık ortamlarda, zaten iki şeritli okul önlerinde istediği yerde durabilme rahatlığını, saygısızlığını gösterenlere; "Arabanızın markası, plakası değil; sizin kaliteniz önemli." hatırlatması yapılmalıdır.
Cep telefonu ile kalabalık ortamlarda, toplu ulaşımda yüksek sesle konuşulmaması gerektiği, herkesin dinlemek zorunda olmadığı uygun şekilde anımsatılmalıdır.
Eskiden kendi kendine konuşana deli denirdi. Yürürken, kasada sıra beklerken, mağazalarda ürün bakarken kendi kendine konuşan kulaklıklı "enteller" epey çoğaldı; dileriz deliler çoğalmaz. İşitme problemi yaşayanların artışını da ayrı düşünmemek gerekir.
Aracını yol kenarına çekip park ettikten sonra inerken arkadan gelen araçları düşünmeden, aynasına hiç bakmadan sorumsuzca kapıyı ardına kadar açmanın, kaldırım yönündeki kapıyı değil de trafik yönündeki kapıyı kullanmanın hem kendisi için tehlike hem suç hem de dikkatsizlik olduğu ehliyet aşamasında vurgulanmalıdır.
Toplu ulaşım araçlarında büyüklere yer vermek ana kural, vermemek büyük saygısızlık diye bilinirdi. Bugünlerde ise aksine, belki hemen oturup cep telefonuyla rahatça oynayabilmek için yer vermek yerine, binerken iteleyip yer kapan gençleri görünce üzülüyorum. Bir keresinde önümdeki yaşlı bir bayanı iteleyip hızla giren birini uyarmak istedim; anlamadı, konuşamadı. Dışarıdan gelenlerin de farklı etkisi olduğunu sanki yaşıyoruz.
Hayvan severlerin ev köpeklerini gezdirirken parklarda, kaldırımlarda her ağaç dibine çiş, kaldırımların ortasına kaka bırakması da güncel sıkıntılardan. Avrupa'da köpeklerini gezdirenler yanlarında poşet ve eldiven taşır; dışkıyı hemen poşete alıp en yakın çöp kutusuna bırakırlar.
Son olarak İtalya'da hayvan idrarlarını temizleme, üzerine su dökme şartı da getirildi. Örnek alınmalıdır.
Kaldırımlarda fark edilmeden basılan, ayakkabılarımızın altında arabamıza, evimize giren hayvan dışkılarının taşıdığı nice mikrop ve zararlı bakteriler olduğu ya da olabileceği konusu ne yazık ki göz ardı ediliyor.
Zengin Anadolu öz kültürümüze, kadına saygıya ve ortak yaşam zenginliğine karşın dışarıdan katılanlarla sokaklar adeta Birleşmiş Milletler toplama kampına dönmüş gibi. Bazı yerlerde mahalle bazında yoğunlaşmalar da görülüyor.
Afganistan'daki burka kadar, belki de tepkisel biçimde kaldırımlarda plaj görüntüsü veren, ortak yaşam kültürümüze aykırı yarı çıplak giyimler de hoş karşılanmıyor.
İçecek pazarındaki çeşitlilik ve rekabetin yarattığı pet şişe ve teneke kutu bolluğunda, boşalan içeceklerin her yere atılıvermesi, çöp yaratma rahatlığı sorumsuzluğun bir başka güncel hâlidir. Aracının penceresinden atan, park yerinden hareket ederken kapısının altına bırakıveren "uyanık" lüks marka araçlar az değil.
Sigara ise daha büyük bir sorun. Yangınlara neden olduğu haberlerde sıkça söyleniyor.
Sokakta, parkta, çocukların çok olduğu yerlerde göstere göstere yemek yenmesi, içecek tüketilmesi de sorgulanmalıdır. Canı çeken küçükler olabilir.
Yenilen hazır yiyeceklerin, katkıları akan burgerlerin artıkları çevreyi kirletiyor. Hazır burgerlerin yarattığı aşırı kilo (obezite) nedeniyle kaba sakallı, iri göbekli tipler giderek artmaktadır.
Park ve bahçelerde toplu tuvalet azlığından olsa gerek, boş şişelere herkesin gözü önünde çocuklarına çiş yaptıran, o şişeleri de parklara, yol kenarlarına bırakıverenler aslında çocuklarına kötü örnek oluyorlar.
Bir de bizim çay evlerimiz, çay ocaklarımız vardı. Yabancı kahve markaları her yeri istila etti, gençler muhabbeti unuttu. Sıralarda bekleyerek karton, plastik, naylon bardaklarda yüksek ücretlerle aldıkları, bağımlılık yapıcı kimyasal katkılı olduğu söylenen içeceklerini olur olmaz yerlere bırakıveriyorlar. Döküldüğü yerleri kirletiyor, karartıyor.
Aynı, hayvanları besliyorum diye evindeki yemek artıklarını olur olmaz yere bırakanlar gibi... Böcek, fare ve sinek artışına etkileri çok fazla.
Devam edilse daha neler neler var.
Ana konu, kendi kendimize "Acaba?" diyerek öz denetim yapmak.
Çünkü bizler böyle değildik.
Unutulmamalıdır:
"Kendin için yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkasına yapma." demiş büyükler.
"Kişisel hakların bittiği yerde kamusal haklar başlar."
Sokaklar, caddeler, yaşadığımız şehir, okullar, yollar ve parklar sadece bizim değil; hep birlikte.
"Yârin yanağından gayrı her yerde, her şeyde hep beraber."
Selam ve saygılarımla.