Her ayın başında gözler enflasyon rakamlarına çevriliyor. Kimi maaşına ne kadar zam geleceğini hesaplıyor, kimi kira artış oranını bekliyor. Ben ise enflasyon açıklandığında aklıma ilk gelen şeyin market rafları olduğunu fark ettim.
Çünkü enflasyon denilen kavramı ekonomistler grafiklerle anlatıyor olabilir ama biz onu en iyi pazarda, manavda, kasapta ve market kasasında hissediyoruz.
Eskiden alışveriş listesi hazırlanırdı, şimdi ise bütçe hazırlanıyor. Eve çıkmadan önce "Bugün ne yiyeceğiz?" sorusundan önce "Bugün neyi alabilecek durumdayız?" sorusu geliyor. Asıl değişim de burada başlıyor.
Bir ürünün fiyatı tek başına arttığında insan çok önemsemeyebiliyor. Ama ekmek biraz yükseliyor, peynir biraz artıyor, yağ birkaç lira daha pahalanıyor, sebze-meyve haftadan haftaya değişiyor. Sonunda alışveriş fişi uzadıkça poşet hafifliyor.
İşin daha dikkat çekici tarafı ise insanların alışkanlıklarının değişmesi. Eskiden mevsim meyvesi düşünmeden alınırken artık fiyat etiketi görülmeden sepete girmiyor. Kırmızı et birçok aile için özel gün yemeğine dönüşüyor. Balık, kuruyemiş, kaliteli zeytinyağı gibi sağlıklı besinler de yavaş yavaş "lüks tüketim" kategorisine kayıyor.
Oysa sağlıklı beslenme bir tercih değil, ihtiyaç. Fakat gıda fiyatları yükseldikçe insanlar daha ucuz, daha uzun ömürlü ama çoğu zaman daha düşük besin değerine sahip ürünlere yönelmek zorunda kalıyor. Bunun etkisi sadece bugünün bütçesinde değil, geleceğin sağlık harcamalarında da ortaya çıkıyor.
Enflasyonun gıdaya etkisi sadece cebimizi değil, sofralarımızın çeşitliliğini de azaltıyor. Aynı bütçeyle daha az ürün alınabiliyor. Daha az ürün ise daha tek tip beslenme anlamına geliyor. Bu durum özellikle çocuklu aileler açısından çok daha önemli bir mesele haline geliyor.
3 Temmuz'da açıklanacak enflasyon verisi yine uzun uzun konuşulacak. Kimisi maaş hesabı yapacak, kimisi kira artışını inceleyecek. Ama ben yine market raflarına bakacağım. Çünkü açıklanan oran ne olursa olsun, vatandaşın en gerçek enflasyonu alışveriş fişinde yazıyor.
Ekonomik göstergeler elbette önemli. Ancak enflasyonun başarısını ya da başarısızlığını anlamanın en basit yolu, insanların alışveriş yaparken fiyat etiketine kaç kez baktığıdır. Eğer bir aile, sağlıklı beslenmek ile bütçesini korumak arasında seçim yapmak zorunda kalıyorsa, orada konuşulması gereken yalnızca rakamlar değil, sofraların geleceğidir.
Sonuçta enflasyon sadece ekonomik bir veri değildir. Aynı zamanda mutfağın, sofranın ve günlük hayatın en belirleyici misafirlerinden biridir. Dilerim bir gün enflasyon haberlerini yalnızca ekonomi sayfalarında okur, markete girdiğimizde ise ilk baktığımız şey fiyat etiketleri değil, canımızın gerçekten istediği ürünler olur.