CHP’den seçilen Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın partisinden istifa etmesi ve AK Parti’ye geçeceği yönündeki iddialar, Türkiye siyasetinin en kronik sorunlarından birini yeniden gündeme taşıdı. Seçilmişlerin, seçildikleri iradeyle kurdukları ilişkinin sınırları.

Bu istifayı sıradan bir “siyasi tercih değişikliği” olarak görmek mümkün değil. Çünkü Mesut Özarslan, bugüne kadar CHP’nin politik çizgisine, muhalefet anlayışına, yerel yönetim programına yönelik tek bir eleştiri getirmedi. Aksine, bu politikaları savundu, bu kimlikle seçim kampanyası yürüttü ve bu kimlikle oy aldı. Ne parti programına itiraz etti, ne “ben bu çizgide değilim” dedi, ne de kamuoyuna yansıyan bir görüş ayrılığı ortaya koydu.

Hal böyleyken bugün ortada duran soru şu:
Eğer bir fikir ayrılığı yoktuysa, bu kopuş neden yaşandı?

Haa, partiyi yöneten iradenin tavrına, tarzına, politikasına falan karşıysan, partisel aidiyet gereği içeride kalır muhalefet yaparsın.. Parti içi muhalefet, parti içi demokrasiyi geliştirir, büyütür...


***

Siyasette istifa haktır. Kimse bir partiye ömür boyu bağlı kalmak zorunda değil. Ancak mesele istifa etmek değil, istifa ettikten sonra neyi, kimin adına temsil etmeye devam ettiğiniz. Çünkü belediye başkanlığı kişisel bir mülk değil, seçmen iradesiyle verilen geçici bir yetki sonuçta!

Türkiye’de yerel seçimlerin, özellikle büyükşehirler ve büyük ilçelerde, adaydan bağımsız düşünülemeyecek bir parti gerçeği var. Seçmen sandığa giderken yalnızca bir isme değil, bir siyasi duruşa, bir muhalefet anlayışına, bir iktidar eleştirisine oy verir. CHP’nin Keçiören’de aldığı oy, yalnızca Mesut Özarslan’ın şahsına verilmiş bir kredi değil ki; o oy, CHP’nin ortaya koyduğu iradeye ve siyaset iddiasına verildi.

Tam da bu nedenle, partiden kopup koltuğu bırakmamak, hukuken mümkün olsa bile siyasal olarak sorunlu. Daha açık söyleyelim: Bu, seçmenin iradesini askıya almaktır.


***

Türkiye bu tabloya yabancı değil. Yıllar boyunca muhalefet saflarından istifa edip iktidara yönelen çok sayıda milletvekili, belediye başkanı gördük. Dün “otoriterlik” eleştirisi yapanların, ertesi gün iktidarın politikalarını savunur hâle gelmesini izledik. Özellikle iktidara geçişler, artık bireysel tercihten çok sistemin dayattığı bir “zorunluluk” gibi sunuluyor. “Hizmet edemedim”, “önüm kesildi”, “baskı gördüm” gerekçeleri, siyasetin en eski ve en aşınmış bahaneleri haline gelmiş durumda. Ama sonuç değişmiyor: Millet iradesi yine yok sayılıyor.

Bu nedenle Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve CHP’li ilçe belediye başkanları tarafından yayımlanan ortak bildiri, sadece bir dayanışma metni değil; açık bir siyasal uyarıdır. Bildiride, seçmenin verdiği yetkinin kişisel hesaplarla taşınamayacağı vurgulanırken, rozet değiştirmenin sıradanlaştırılmasına karşı net bir duruş sergileniyor. Bu metin, yalnızca Mesut Özarslan’a değil, benzer hesaplar yapan tüm seçilmişlere yöneltilmiş bir mesaj aslında... Seçmen iradesi, pazarlık konusu yapılamaz!


***

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in açıklamaları da bu çerçevede okunmalı. Özel’in “partinin kimliğiyle seçilenlerin, o kimliği terk ettiklerinde seçmenin karşısına yeniden çıkması gerektiği” yönündeki vurgusu, siyasetin ahlaki zeminine dair açık bir hatırlatma. Bu, bir tehdit değil, demokrasinin temel kuralı.


***

Bu tartışma yalnızca Ankara’yla sınırlı değil. Balıkesir özelinde aylardır konuşulan Ahmet Akın iddiaları da aynı sorunun başka bir yüzünü oluşturuyor.

Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın’ın CHP’den istifa edeceği, AK Parti’ye geçeceği yönündeki söylentiler uzun süredir kulislerde dolaşıyor. Akın, bu iddialara karşı “olduğum yerdeyim, bir yere gitmiyorum” açıklamaları yaptı. CHP çatısı altında yıllar boyunca üstlendiği görevleri hatırlattı. Ancak bu açıklamalar, uzun süre netlikten uzaktı. “Benim yerim CHP, burası benim baba ocağım” gibi açık ve bağlayıcı bir cümle, son döneme kadar kurulmadı. Bu muğlaklık, doğal olarak soru işaretlerini büyüttü.

En son yaptığı açıklamalarda CHP kimliğine daha güçlü vurgu yapması, bu tartışmaların yarattığı rahatsızlığın farkında olduğunu gösteriyor. Ancak şurası açık: Ahmet Akın’ın böyle bir hamle yapması hâlinde, Balıkesir seçmeninin göstereceği tepki, Keçiören’den farklı olmayacak. Çünkü mesele isimler değil, ilkeler. Bir partinin oylarıyla seçilip başka bir siyasi hatta yönelmek, hangi şehirde olursa olsun aynı meşruiyet sorununu doğurur.


***

Üstelik bu tür geçişlerin, geçilen partinin seçmeninde de tam anlamıyla karşılık bulmadığı bilinen bir gerçek. “Bizden değil” refleksi siyasetin doğasında var. Bu nedenle bu tür hamleler, yalnızca seçildiği kitleyle değil, sığındığı yeni kitleyle de kalıcı bir bağ kurmakta zorlanır.

Sonuç olarak mesele bir istifa meselesi değil. Mesele, siyasetin aidiyetle kurduğu bağ. Aidiyetin olmadığı yerde temsil de olmaz. Bir yerde ait hissetmiyorsan, orada durmak zorunda değilsin; ama o makamı da taşıyamazsın. Çünkü o makam, senin değil; sana oy verenlerin emaneti.


Nereden seçildiysen, orada durursun.
Duramayacaksan, görevi de bırakırsın.

Selam ederim.