Balıkesir’in en eski semt pazarlarından biri olan Cumartesi Pazarı… Çocukluğumuzun, alışkanlıklarımızın, haftalık rutinlerimizin bir parçası. Tezgâh tezgâh dolaşıp ürünleri incelemek, pazarcılarla kısa sohbetler etmek, özellikle köylü kadınların getirdiği ot çeşitlerini kurcalamak… Bunlar bir dönemin sıradan ama kıymetli anlarıydı.
26 Evler ile İzmir Caddesi arasında büyüyen biri olarak, Cumartesi Pazarı hayatımın doğal bir parçasıydı. Hemen her hafta gider, alışveriş yapardık. Şimdi ne o mahalledeyiz ne de o eski alışkanlıklar yerinde. Zaman değişti, biz değiştik… Ama değişmeyen bir şey var: Pazar yerlerinin ardında bıraktığı manzara.
Geçtiğimiz akşam Bahçelievler tarafından geçerken Cumartesi Pazarı’nın kurulduğu sokaklardan ilerledim. Manzara tanıdık ama yine de sarsıcıydı. Her yer çöp yığınlarıyla dolu… Sebze-meyve artıkları, ezilmiş kasalar, naylon poşetler, parçalanmış ambalajlar… Üzerine basılmış, çürümeye yüz tutmuş ürünler… Kısacası bir semt pazarı değil, adeta şehir çöplüğü.
Bu manzarayı görünce ilk refleksimiz belli: “Belediye nerede?”
Evet, haklı bir soru. Saatler geçmiş, pazar dağılmış ama temizlik hâlâ tamamlanmamış. Birkaç görevli ellerinde süpürgeyle mücadele ediyor. Temizlik yavaş ilerliyor ve iş gecenin bir yarısına kadar sürüyor.
Ama burada durup şu soruyu da sormak gerekiyor:
Bu çöpü kim üretiyor?
Cevap açık… Pazarcılar.
***
Tezgâhını kurarken büyük bir özen gösteren, ürünlerini adeta kuyumcu titizliğiyle dizen, gün boyu satış yapıp kazancını cebine koyan pazarcı; iş bitince geriye ne varsa olduğu gibi bırakıp gidiyor. Çürük sebzeler yola boşaltılıyor, yapraklar savruluyor, ambalajlar sağa sola saçılıyor. Çünkü nasıl olsa biri gelip temizleyecek…
Peki gerçekten böyle mi olmalı?
Herkes kendi çöpünü toplasa, büyük poşetlere koyup bir köşeye bırakarak tezgâhını temiz teslim etse… Temizlik ekipleri bu kadar zorlanır mı? Sokaklar saatlerce bu halde kalır mı?
Bizde alışkanlık şu: Sorumluluğu hep başkasına yüklemek. Belediye yapsın, görevli temizlesin… Ya şehir kültürü, şehre karşı sorumluluk duygusu, insani değerler falan?
Avrupa şehirlerini örnek vermeye bile gerek yok aslında. İnsan olmak, başkasının emeğine saygı duymak için yurtdışı görmeye ihtiyaç yok. Bu, en temel haliyle bir vicdan meselesi.
Durum, umumi bir tuvalette sifonu çekmeden çıkmaya benziyor. Arkadan gelenin sizin bıraktığınızı temizlemek zorunda kalması gibi… Ve evet, arkanızdan sövülmesi de işin cabası. Bugün temizlik görevlilerinin içinden neler geçtiğini tahmin etmek zor değil.
Üstelik burası bir pazar yeri ama aynı zamanda bir yaşam alanı. Binlerce insanın yaşadığı bir semt. O çöp yığınlarının arasında yürümek zorunda kalan yayalar, slalom yapan araçlar, yayılan kötü koku… Kimsenin buna hakkı yok.
***
Belediyelere düşen görev elbette var. Denetim artırılmalı, yaptırımlar uygulanmalı. Pazarcı esnafının bağlı olduğu odalar devreye girmeli. Tezgâhını temiz bırakmayan uyarılmalı, tekrarında cezai işlem uygulanmalı. Gerekirse belediye çöp torbası dağıtmalı, sistem kurmalı.
Ama aslolan nedir; temizliği, kirletenin yapması gerekir.
Herkes kendi kapısının önünü temiz tutsa, şehir pırıl pırıl olur değil mi!
Pazarcı gün sonunda evine gidip kazancını sayarken, başka insanlar gece yarısına kadar onun bıraktığını topluyor. Soğukta, yorgunlukla, çoğu zaman görünmeden…
Tabi mor banknotları sayarken o durumu düşünmüyorlar muhtemelen… Oysa düşünmek zorundayız. Çünkü bu sadece temizlik değil; kul hakkı, şehir hakkı ve insanlık meselesi.
Kimse kimsenin yükünü sırtına bırakmamalı. Hele ki bunu alışkanlık haline getirerek hiç…
Balıkesir’in pazarı, Balıkesir’e yakışır olmalı.