GEÇEN gün TasteAtlas'ın dünyanın en iyi çorbaları listesinde gördüm. Gaziantep'in meşhur beyranı dünya ikincisi olmuş. Mercimek çorbası da listeye girmiş.

Doğrusunu söylemek gerekirse sevindim ama şaşırmadım.

Çünkü Türkiye'de çorba sadece yemek değildir.


Bizde çorba bazen kahvaltıdır, bazen gece yarısı şifadır, bazen düğünün başlangıcıdır, bazen de kış akşamlarının vazgeçilmezidir.

Dünyanın birçok yerinde çorba bir başlangıç olarak görülürken, Anadolu'nun büyük bölümünde başlı başına bir öğündür.

Gaziantep'te sabahın köründe beyran içen insanları görünce bunu daha iyi anlıyorsunuz. Bir kase beyranın içinde sadece et, pirinç ve sarımsak yoktur. Yüzyılların mutfak kültürü vardır. O yüzden dünyanın dört bir yanındaki yüzlerce çorba arasından sıyrılıp ikinci sıraya yerleşmesi tesadüf değil.


Ama işin beni düşündüren başka bir tarafı var.

Listeye bakınca kendi kendime şunu sordum: Acaba dünya bizim gerçekten ne kadar çorbamızı biliyor?

Tamam, beyranı biliyorlar. Mercimeği de tanıyorlar. Peki ya Bolu'nun tantor çorbasını? Ağır ağır pişen etin suyuyla yapılan, kış günlerinde insanın içini ısıtan o lezzeti?


Ya Balıkesir'in kelle paçasını?

Sabahın erken saatlerinde esnaf lokantalarına girin, buharı tüten bir kelle paçanın başında oturan insanları görün. Kimisi gece vardiyasından çıkmıştır, kimisi güne hazırlık yapıyordur.

Bir çorba düşünün ki hem kahvaltı olsun hem öğün olsun.

Bir de Akhisar'ın pideli paçası var. Ege'nin kendine has yorumuyla ortaya çıkan, dışarıdan bakınca sıradan görünen ama tadına bakınca uzun süre unutulmayan lezzetlerden biri.


Sonra yuvalama geliyor aklıma...

Gaziantep ve Güneydoğu mutfağının o eşsiz mirası. Küçücük köftelerin, nohutun ve yoğurdun buluştuğu bir şölen adeta. Bayram sofralarının baş tacı.

Yabancı bir gurmenin önüne koysanız büyük ihtimalle ilk kaşıktan sonra tarifini sorar.

Aslında mesele sadece çorba değil.

Mesele, bizim sahip olduğumuz zenginliğin ne kadarını dünyaya anlatabildiğimiz.


Japonlar rameni dünyaya tanıttı. Vietnamlılar pho'yu markalaştırdı. Tayland tom kha gai ile küresel mutfak sahnesinde kendine yer açtı.

Biz ise bazen sahip olduğumuz cevherlerin farkına bile varmıyoruz.

Oysa Anadolu'nun her şehrinde başka bir çorba hikâyesi kaynıyor.

Karadeniz'in mısır çorbaları, İç Anadolu'nun arabası, Ege'nin paçaları, Güneydoğu'nun beyranı ve yuvalaması...

Bunların her biri tek başına bir gastronomi elçisi olabilir.


TasteAtlas listesine bakınca gururlandım ama açıkçası biraz da iştahlandım.

Çünkü bu liste bana şunu gösterdi:

Dünya bizim sadece iki çorbamızı keşfetmiş durumda.

Oysa mutfağımızın derinliklerinde keşfedilmeyi bekleyen onlarca lezzet daha var.

Kim bilir...

Belki birkaç yıl sonra dünyanın en iyi 15 çorbası listesine bakacağız ve yarısından fazlasında Anadolu'nun izlerini göreceğiz.

Bence hiç de imkânsız değil.

Yeter ki elimizdeki kaşığın değerini bilelim.