Hastalanınca aklımıza ilk gelen şey nedir? Büyük ihtimalle bir bardak portakal suyu ya da mandalina... Çünkü yıllardır C vitamini denince bize hep turunçgiller anlatıldı.
Oysa işin ilginç tarafı şu; mutfağımızdaki bazı sebzeler, C vitamini konusunda portakalı bile geride bırakıyor.
Üstelik sadece bağışıklık sistemini desteklemekle kalmıyor, kemikleri güçlendiriyor, demir emilimini artırıyor, cildi destekliyor ve hücreleri serbest radikallerin zararına karşı koruyor. Yani C vitamini, düşündüğümüzden çok daha fazla iş yapıyor.
Aslında soframızda küçük birkaç değişiklik yaparak günlük C vitamini ihtiyacımızı rahatlıkla karşılayabiliriz.
Bağışıklığın Yıldızı Portakal Değil, Kırmızı Biber
Birçoğumuzun farkında olmadığı gerçek şu ki kırmızı dolmalık biber, C vitamini açısından en zengin sebzelerin başında geliyor. Hatta bir porsiyonu, yetişkin bir insanın günlük ihtiyacının iki katından fazlasını karşılayabiliyor.
Salatalarda çiğ tüketildiğinde bu vitamini neredeyse eksiksiz alabiliyoruz. Izgaraya atıp uzun süre pişirdiğimizde ise faydasının bir kısmını kaybediyoruz.
Demek ki bazen en sağlıklı tarif, en basit olanı.
Brokoli de aynı şekilde sofraların gizli kahramanlarından biri. Çocukken çoğumuzun pek sevmediği bu sebze, bugün bilim insanlarının en çok önerdiği besinlerden biri haline geldi. Hem C vitamini hem de K vitamini açısından oldukça güçlü.
Brüksel lahanası ise yıllarca haksızlığa uğrayan sebzelerden biri. Pek çok kişi tadını sevmediği için uzak duruyor ama içerdiği C vitamini ve kemik sağlığını destekleyen K vitaminiyle tam anlamıyla bir vitamin deposu.
Mor ya da kırmızı lahana da listenin sürpriz isimlerinden biri. İçerdiği antosiyaninler sayesinde yalnızca bağışıklığı değil, hücreleri de oksidatif strese karşı korumaya yardımcı oluyor. Üstelik salatalara kattığı renk de cabası.
Vitamini Tabağa Koyuyoruz Ama Pişirirken Kaybediyoruz
Burada önemli bir ayrıntı var.
C vitamini oldukça hassas bir vitamin. Uzun süre pişirme, yüksek sıcaklık ve bekletme sırasında önemli ölçüde azalabiliyor.
Yani sebzeyi satın almak tek başına yetmiyor. Nasıl hazırladığınız da en az ne yediğiniz kadar önemli.
Mümkün olduğunca çiğ tüketilebilenleri salatalarda değerlendirmek, diğerlerini ise hafif buharda pişirmek veya kısa süre sotelemek C vitaminini korumanın en etkili yollarından biri.
Kara lahana, hardal yaprakları gibi yeşil yapraklı sebzeleri smoothie'lere eklemek ya da sandviçlerin içine koymak da oldukça pratik bir çözüm.
Patates bile doğru pişirildiğinde iyi bir C vitamini kaynağı olabiliyor. Özellikle kabuğuyla birlikte fırınlanan kırmızı patates hem lif hem de vitamin açısından oldukça değerli.
Elbette "Ne kadar çok, o kadar iyi" düşüncesi burada da geçerli değil.
Vücudumuz C vitaminini belli bir miktara kadar verimli kullanıyor. Fazlasını ise depolamak yerine idrar yoluyla dışarı atıyor. Çok yüksek miktarlarda alınması ise mide rahatsızlıkları ve sindirim problemlerine yol açabiliyor.
Sonuçta bağışıklığı güçlendiren mucize tek bir besin yok.
Asıl mucize, tabağımızdaki çeşitlilikte saklı.
Her gün farklı renklerde sebzelere yer vermek, mevsiminde beslenmek ve mümkün olduğunca işlenmemiş gıdaları tercih etmek, vitamin haplarından çok daha kalıcı bir yatırım olabilir.
Belki de bu akşam marketten dönerken portakal yerine birkaç kırmızı biber, biraz brokoli ya da mor lahana almak, bağışıklık sisteminiz için yapacağınız en doğru alışverişlerden biri olacaktır. Çünkü sağlıklı yaşam bazen büyük kararlarla değil, alışveriş sepetine attığımız küçük ama doğru seçimlerle başlar.