Son yıllarda evlerimizin en kalabalık çekmecelerinden biri ilaç ve vitamin çekmecesi oldu. D vitamini, C vitamini, magnezyum, çinko, omega-3... Neredeyse herkesin "iyi gelir" diye kullandığı bir takviye var. Sosyal medyada bir video izliyoruz, ertesi gün kendimizi eczanede buluyoruz. Peki gerçekten buna ihtiyacımız var mı?
İşte asıl sormamız gereken soru bu.
Vitaminler elbette vücudumuz için vazgeçilmez. Bağışıklık sisteminden kemik sağlığına, sinir sisteminden kasların çalışmasına kadar sayısız görevi üstleniyorlar. Ancak bu durum, "Ne kadar çok vitamin, o kadar sağlıklı yaşam" anlamına gelmiyor.
Çünkü vitamin de fazlası zarar verebilen maddelerden biri.
Bugün birçok kişi herhangi bir kan tahlili yaptırmadan, doktor önerisi almadan vitamin kullanıyor. Oysa her eksiklik aynı değildir. Her insanın yaşı, beslenme düzeni, yaşam tarzı ve sağlık durumu birbirinden farklıdır. Bir arkadaşınıza iyi gelen takviye, sizin için gereksiz, hatta zararlı olabilir.
Üstelik vitamin eksikliği sadece yetersiz beslenmeden kaynaklanmıyor. Bağırsak hastalıkları, mide sorunları, bazı kronik rahatsızlıklar, gebelik, emzirme dönemi, ileri yaş ve bazı ilaçların uzun süreli kullanımı da vitamin ihtiyacını değiştirebiliyor. İşte tam da bu nedenle takviye kullanımı kişiye özel planlanmalı.
Bir başka gerçek daha var.
Eskisi kadar zengin topraklarda üretim yapılmadığı için meyve ve sebzelerin vitamin-mineral içeriklerinin geçmişe göre azaldığını söyleyen uzmanların sayısı her geçen gün artıyor. Yani dengeli beslendiğini düşünen bazı kişilerde bile eksiklik görülebiliyor. Ancak bunun çözümü yine rastgele takviye kullanmak değil; önce eksikliğin gerçekten var olup olmadığını tespit etmek.
Çünkü vitaminlerin de bir sınırı var.
Örneğin D vitamini, son yılların en popüler takviyesi. Ama gereğinden fazla kullanıldığında kandaki kalsiyum seviyesini yükseltebilir. Bunun sonucu böbrek taşı, damar sertliği ve hatta böbrek sorunları bile gelişebilir.
A vitamini, yüksek dozlarda alındığında baş ağrısından görme problemlerine, cilt sorunlarından saç dökülmesine kadar pek çok istenmeyen tablo ortaya çıkabiliyor.
E vitamini, fazla alındığında kan sulandırıcı ilaç kullanan kişilerde kanama riskini artırabiliyor. C vitamini ise, "Nasıl olsa fazlası idrarla atılır." düşüncesinin aksine, bazı kişilerde böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlayabiliyor.
Yani vitamin masumdur ama bilinçsiz kullanıldığında masum kalmayabilir.
Bir de şu alışkanlığımız var...
Kış gelince C vitamini, yaz gelince D vitamini, biraz yorgun hissedince B12... Sanki mevsime göre vitamin değiştirmek moda olmuş gibi davranıyoruz. Oysa vücudun gerçekten neye ihtiyacı olduğunu sosyal medya değil, kan tahlilleri gösterir.
Unutmamak gerekiyor ki vitaminler tedavinin yerine geçmez. Sağlıklı beslenmenin de alternatifi değildir. Sebze yemeden, meyveyi ihmal edip tüm çözümü kapsüllerde aramak, sağlam bir evin temelini atmadan çatıyı süslemeye benzer.
İşin özü çok basit...
Önce dengeli beslenin. Düzenli hareket edin. Güneşten mümkün olduğunca faydalanın. Uyku düzeninizi koruyun. Bunlara rağmen eksiklik varsa, gerekli testler yapıldıktan sonra doktorunuzun önerdiği dozda takviye kullanın.