Bir zamanlar siyasetçi, halkın arasına çıkıp konuşan, gazetecilerin sorularını yanıtlayan, eleştirilerle yüzleşen, basın toplantıları düzenleyen kişiydi. Bugün ise giderek farklı bir siyasetçi profili oluşuyor. Boynunda kablosuz mikrofon, yanında kameramanı, elinde telefonu... Gittiği her yerde önce kamera açılıyor, sonra siyaset başlıyor. Adeta siyaset yapılmıyor; siyasetin görüntüsü üretiliyor.

***


Sosyal medya, çağımızın en güçlü iletişim araçlarından biri. Bunu inkâr etmek mümkün değil. Siyasetçinin de seçmene doğrudan ulaşması, çalışmalarını duyurması, düşüncelerini paylaşması son derece doğal. Ancak bugün gelinen noktada sosyal medya, iletişimin tamamını ele geçirmiş durumda. Artık birçok siyasetçi için televizyon, gazete, yerel medya ya da basın toplantıları ikinci plana düşmüş durumda. Gazetecilerin sorularına cevap vermek yerine kendi hazırladıkları videoları yayınlamayı tercih ediyorlar. Çünkü sosyal medyada soru yok, itiraz yok, karşı görüş yok. Kurguladığınız kadarını gösteriyor, istemediğiniz kısmı ise hiç göstermiyorsunuz.

İşte tam da bu nedenle siyaset, gerçek hayattan kopup sanal dünyanın algoritmalarına teslim olmaya başladı. Beğeni sayısı, izlenme oranı ve paylaşım istatistikleri, yapılan işin önüne geçti. Bir paylaşımın milyonlarca kişiye ulaşması, o çalışmanın gerçekten önemli olduğu anlamına gelmiyor. Fakat siyasetçiler için görünmek, çoğu zaman çalışmaktan daha değerli hale gelmiş durumda.

***


Bu anlayışın en belirgin örneklerinden biri, Balıkesir'de uzun süredir gözlemleniyor. İYİ Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, neredeyse yıllardır mikrofonsuz ve kamerasız sokağa çıkmayan bir siyasetçi profili çiziyor. Gittiği her yerde kamerası hazır, mikrofonu boynunda. Vatandaşlarla yaptığı sohbetler, ziyaret ettiği pazarlar, köyler, kahvehaneler sürekli kayıt altında. Bugün birçok siyasetçi benzer yöntemi uyguluyor olsa da bu tarzın yaygınlaşmasında Çömez'in önemli bir etkisi olduğu söylenebilir. Bu arada Turhan Çömez çok uzun zamandır muhalif medya diye adlandırılan belli başlı TV kanallarının baş aktörü. Her akşam iki üç ayrı kanalda gündem üzerine yorum yapıyor. Belki de televizyonlara en çok çıkan politikacıların başında…

Burada asıl tartışılması gereken nokta, görüntü üretmekten çok yöntemin kendisi. Seçildiği ilin yerel medyasıyla neredeyse hiç iletişim kurmayan, gazetecilerin sorularına açık olmayan bir siyasetçi; sosyal medya hesaplarına bakıldığında her gün halkın içinde, her gün vatandaşın sorunlarını dinleyen, her gün çözüm üreten bir profil sergiliyor. Oysa bu görüntülerin ne kadarının doğal, ne kadarının kameraya yönelik olduğu sorusu çoğu zaman cevapsız kalıyor.

***


Bir başka dikkat çekici durum ise vatandaşın bu videolardaki konumu. Mikrofon uzatılan herkes rahatça konuşabiliyor mu? Kameraya çıkmayı gerçekten istiyor mu? Söylediği birkaç cümlenin ertesi gün sosyal medyada milyonlarca kişiye ulaşmasını, farklı kesimler tarafından yorumlanmasını ya da başına hukuki veya idari sorunlar açabilecek ihtimalleri hesaplayabiliyor mu? Kişisel verilerin korunması, özel hayatın gizliliği ve insanların kamera karşısındaki psikolojisi çoğu zaman ikinci planda kalıyor. Kamera açıldığı anda vatandaş, farkında olmadan siyasi iletişimin bir parçasına dönüşüyor.

Bugün sosyal medya hesaplarına bakıldığında siyasetçilerin neredeyse tamamı aynı formatta içerikler üretiyor. Sabah bir esnaf ziyareti, öğlen bir taziye, akşam bir açılış, ertesi gün köy hayrı, ardından düğün, festival, pazar gezisi... Bütün bunlar hızlı müziklerle, sinematik geçişlerle, profesyonel montajlarla servis ediliyor. Günün sonunda ortaya çıkan şey çoğu zaman siyasi bir fikir değil, kişisel bir reklam filmi oluyor.

Özellikle yaz aylarında köy hayırları bunun en belirgin örneklerinden biri haline geliyor. Aynı sofralar, aynı tokalaşmalar, aynı kazan başında kepçe tutan görüntüler, aynı çocuk sevme kareleri... Saatler süren ziyaretler, birkaç dakikalık etkileyici videolara dönüşüyor. İzleyen kişi de ister istemez "Ne kadar yoğun çalışıyor" diye düşünüyor. Oysa görüntünün yoğunluğu ile siyasetin niteliği aynı şey değil. Bir köy hayrına katılmak elbette değerlidir. Fakat bunu her gün farklı açılarla çekilmiş görüntüler üzerinden sürekli pazarlamak, yapılan faaliyetin önüne geçmeye başlıyor.

***


Daha düşündürücü olan ise içeriklerin giderek mesajdan uzaklaşması. Eskiden siyasetçiler fikirlerini anlatır, projelerini açıklar, vaatlerini sıralar, eleştirilerini ortaya koyardı. Bugün ise sosyal medya paylaşımlarında bunların hiçbiri yok. Sadece yürüyen, selam veren, çay içen, yemek dağıtan, çocuk seven, alkışlanan siyasetçiler var. İçerik var ama mesaj yok. Görüntü var ama siyaset yok.

Sosyal medya, siyasetin destekleyici bir aracı olduğunda son derece kıymetlidir. Vatandaşa ulaşmayı kolaylaştırır, bilgi akışını hızlandırır, şeffaflığı artırabilir. Ancak araç amaç haline geldiğinde siyaset de içerikten uzaklaşıyor. Politikacılar artık halka ulaşmak için sosyal medyayı kullanmıyor; sosyal medya için siyaset yapıyor görüntüsü veriyor.

***


Belki de en büyük tehlike burada başlıyor. Sürekli paylaşım yapma zorunluluğu hisseden, her etkinliği kameraya göre planlayan, yaşadığı her anı içerik üretme kaygısıyla yaşayan siyasetçi, zamanla gerçek hayatla dijital vitrin arasındaki farkı kaybediyor. Paylaşmadığı günü boşa geçmiş sayıyor, kameraya yansımayan çalışmayı yapılmamış kabul ediyor.

Siyaset, algoritmaların değil toplumun işi. Beğeni butonlarıyla değil, sorunlara üretilen çözümlerle ölçülmelidir. Kamera kapanınca da halkın yanında olabilen siyasetçiler, en etkileyici videoları çekenlerden çok daha kalıcı iz bırakacaktır.