Ocaktaki tencerede yemek değil sabır kaynıyor! Çünkü Türkiye’de uzun süredir gıda fiyatlarıyla birlikte hayatın kendisi de kaynıyor.
Bir gün alınan ürünün ertesi gün yenilenmiş fiyat etiketiyle geri dönmesi, artık kimseyi şaşırtmıyor; ama herkesin cebini yakıyor. Enflasyon rakamlarının soğuk diliyle anlatılamayan şey, market raflarında, pazarda ve kasada yaşanan sıcak bir geçim krizi.
***
Gıda fiyatlarındaki artış, basit bir ekonomik dalgalanma olmaktan çıkalı çok oldu. Bu artık doğrudan sofraya uzanan bir el gibi hissediliyor. Domatesin, ekmeğin, yağın fiyatı değişmiyor, kimlik değiştiriyor. Bir bakıyorsunuz “lüks tüketim”, bir bakıyorsunuz “haftalık planlama meselesi”.
Maliyetler bahanesiyle fiyatlar yükselirken, fırsatçılık iddiaları da büyüyor. Aynı ürün, aynı gün içinde farklı raflarda farklı hikâyeler yazıyor. Kimi zaman gramaj düşüyor, kimi zaman ambalaj küçülüyor ama etiket büyüyor.
Tam da bu noktada siyaset cephesinden gelen sert çıkışlar dikkat çekiyor. Hem de Cumhur ittifakı ortağı MHP’nin Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay’dan fahiş artışlar ve fırsatçılıkla ilgili sert sözler geliyor. Akçay, Meclis’te yaptığı konuşmada fahiş fiyat artışlarını ve fırsatçılığı sert ifadelerle eleştirerek, bu durumun artık kabul edilemez bir noktaya geldiğini vurguluyor.
Akçay’ın sözleri sadece bir ekonomik değerlendirme değil, aynı zamanda siyasi bir rahatsızlığın da dışa vurumu niteliğinde. Çünkü konuşmasının satır aralarında “serbest piyasa” adı altında oluşan kontrolsüz alanın, vatandaşın sofrasına doğrudan yük bindirdiği tespiti açıkça hissediliyor.
Daha da önemlisi, bu çıkış iktidar bloğu içinde yer alan bir isimden geliyor. Yani mesele artık muhalefet-iktidar tartışmasının ötesine geçmiş durumda; doğrudan “aynı gemidekilerin aynı dalgadan etkilenmesi” halini almış görünüyor.
***
Akçay, konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın farklı tarihlerde yaptığı “fırsatçılıkla mücadele” vurgularını da hatırlatarak, devletin bu konuda net bir irade ortaya koyduğunu ifade etti. Ancak sahadaki gerçeklik ile bu iradenin arasındaki mesafe, her geçen gün daha görünür hale geliyor.
Sorun fiyatların yüksekliği mi, yoksa yüksekliğin sürekliliğini mümkün kılan yapısal boşluklar mı?
Çünkü vatandaş için tablo oldukça net. Maaşlar sabit, giderler değişken değil; sürekli yukarı yönlü. Gıda enflasyonu ise artık istatistik değil, günlük hayatın rutini.
Bu yüzden Meclis kürsüsünden gelen “daha ağır yaptırım” çağrıları, sadece bir denetim önerisi değil, aynı zamanda sistemin kendisine yönelik bir uyarı niteliği taşıyor. Teşhir, ağır para cezaları, faaliyet kısıtlamaları ve hatta hapis yaptırımı gibi sert ifadeler, aslında mevcut önlemlerin yetersizliğine dair örtük bir kabulü de içeriyor.
Market raflarında, Pazar tezgahlarında, çarşıda, AVM’de, orada burada etiketlere bakıp iç çeken, yaşadığı geçim sıkıntısı yüzüne yansıyan, gülmeyi unutan, karnını doyurmakta zorlanan milyonların hikayesi herkesin gözünün önünde…
***
MHP’li Akçay’ın çıkışı, ittifak içinden gelen sıradan bir “denetim artırılsın” çağrısından daha fazlasını taşıyor. Tonu sert, hedefi net! Fahiş fiyatlar, örtülü zamlar, gramaj oyunları ve “serbest piyasa” kalkanı arkasına saklanan ticari ahlaksızlıklar.
Aslında yeni bir şey de söylenmiyor… Yıllardır vatandaşın mutfak tezgâhında zaten yaşanan şey, bu kez Meclis tutanaklarına “yüksek sesli bir şikâyet” olarak giriyor.
Emekli pazara gidince fiyat etiketine değil, adeta kaderine bakıyor. İşçi maaşı cebe girmeden eriyor. Asgari ücret, ayın ortasını görmeden tükeniyor. Tüm bunların ortasında “rekabet hürriyeti” cümlesi, vatandaşa giderek daha fazla bir ironi gibi geliyor.
***
MHP’nin bu çıkışı, ister istemez şu soruyu da gündeme taşıyor:
Cumhur İttifakı içinde ekonomi politikalarına dair sabır mı tükeniyor, yoksa saha gerçekleri artık görmezden gelinemeyecek kadar sertleşti mi?
Bir başka dikkat çekici nokta ise çözüm önerilerinin sertliği. Ağır idari para cezaları, faaliyet kısıtlamaları, hatta hapis yaptırımı vurgusu… Bu, klasik “piyasa kendi kendini düzenler” yaklaşımından oldukça uzak, daha müdahaleci ve cezalandırıcı bir çizgiye işaret ediyor.
Bu kez eleştiriyi yapanlar muhalefet değil; iktidar blokunun ortağı. Demek ki onların da sabır eşiği zorlanıyor artık.