Sabah işe yetişmeye çalışırken fırından yükselen o mis gibi simit kokusuna kim hayır diyebilir? Çoğumuzun çocukluğundan beri kahvaltının vazgeçilmezlerinden biri olan simit, son yıllarda "karbonhidrat bombası" ilan edildi. Diyet yapanlar ondan uzak durmaya başladı, sağlıklı beslenmeye çalışanlar ise simit görünce suçluluk hissetmeye başladı.

Ama gerçekten simit bu kadar masumiyetini kaybetti mi?

Bence burada haksızlık edilen şey simidin kendisi değil, onu nasıl tükettiğimiz.

Bugün beslenme konusunda öyle bir noktaya geldik ki, tek tek besinleri "iyi" ya da "kötü" diye etiketlemeye başladık.

Oysa vücudumuz bir siyah-beyaz çalışmıyor. Bir besinin sağlıklı olup olmadığını çoğu zaman tek başına değil, nasıl hazırlandığı, hangi besinlerle birlikte tüketildiği ve kişinin yaşam tarzı belirliyor.


Simit de bunun en güzel örneklerinden biri.

Elbette simit karbonhidrat açısından zengin bir besin. Çünkü temel hammaddesi un. Karbonhidrat ise vücudun en önemli enerji kaynaklarından biri. Özellikle gün içinde yoğun çalışanlar, spor yapanlar ya da hareketli bir yaşam sürenler için karbonhidrat aslında ihtiyaç duyulan bir yakıt.

Sorun karbonhidrat değil, karbonhidratın kalitesi.

Rafine unla hazırlanan simitler kan şekerini daha hızlı yükseltebilir. Bu da kısa süre sonra yeniden acıkmanıza neden olabilir. Ancak tam tahıllı ya da çok tahıllı seçeneklerde durum biraz değişiyor. İçerdikleri lif sayesinde hem daha uzun süre tok tutuyor hem de kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı oluyor.

Yani seçim küçük ama etkisi büyük.

Bir diğer önemli konu ise simidin yalnız yenmesi.


Sabah sadece bir simit yiyip üzerine çay içerek kahvaltıyı geçiştiren çok kişi var. İşte problem tam da burada başlıyor.

Çünkü bu şekilde alınan karbonhidrat kısa sürede sindiriliyor ve birkaç saat sonra yeniden açlık hissi ortaya çıkıyor.

Oysa aynı simidin yanına haşlanmış yumurta, az tuzlu peynir, birkaç dilim avokado, bol yeşillik ya da şekersiz yoğurt eklendiğinde tablo tamamen değişiyor. Protein ve sağlıklı yağlar sindirimi yavaşlatıyor, tokluk süresi uzuyor ve kan şekeri daha dengeli kalıyor.

Aslında simit değişmiyor, kahvaltının dengesi değişiyor.

Son yıllarda geliştirilen protein ilaveli ya da tam tahıllı simit çeşitleri de bu açıdan dikkat çekiyor. Lif oranı daha yüksek, rafine un oranı daha düşük olan bu seçenekler klasik simide göre biraz daha avantaj sağlayabiliyor. Elbette bu da sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmiyor.

Bir başka ayrıntı da porsiyon.

Eskiden simitler daha küçüktü. Günümüzde birçok simit neredeyse iki dilim ekmekten çok daha fazla karbonhidrat içeriyor. Üstelik yanında açma, poğaça veya şekerli içecek de tüketiliyorsa alınan enerji katlanarak artıyor. Günün geri kalanında masa başında çalışan biriyle spor yapan bir kişinin karbonhidrat ihtiyacının aynı olmadığını da unutmamak gerekiyor.


Beslenmede en büyük hata, tek bir besini mucize ya da felaket ilan etmek.

Ne simit tek başına kilo aldırır ne de onu tamamen hayatınızdan çıkarmak sizi otomatik olarak sağlıklı yapar. Önemli olan günün tamamındaki beslenme düzeniniz, hareket seviyeniz ve porsiyon kontrolünüzdür.

Kısacası simit soframızdan kovulacak bir yiyecek değil. Doğru tercih edildiğinde, yanında protein ve sağlıklı yağlarla dengelendiğinde, ölçülü tüketildiğinde gayet sağlıklı bir kahvaltının parçası olabilir.

Belki de artık simide değil, onun yanına koyduklarımıza biraz daha dikkat etmenin zamanı gelmiştir.