Geçtiğimiz günlerde kısa bir yaz tatili için Balıkesir Körfezi’nin o sakin, huzurlu tatil köylerinden birindeydim. Yoğun geçen bir yılın ardından Ege’nin serin sularında balıklarla birlikte yüzmek, yazın güneşinden istifade etmek, yeşille mavinin buluştuğu Kaz Dağları’nın eteklerinde zeytin ağaçlarının gölgesinde şehrin gürültüsünden ve bunaltıcı havasından kurtulup huzuru bulmak en güzel dinlenme bizim için.
Tatil köyünde, şezlonglarına uzanmış, deniz esintisinin tadını çıkaran kalabalığa baktığımda gözüme ilk çarpan şey ne masmavi denizdi ne de parıldayan güneşti. Neredeyse herkesin elinde birer akıllı telefon vardı. Saatler geçiyor, güneş yer değiştiriyor ama şezlonglardaki o parmaklar hummalı bir biçimde ekranı yukarı kaydırmaya devam ediyordu. Koskoca sahilde, o büyüleyici sessizliğin içinde kafasını ekrandan kaldırıp dünyaya bakan, zihnini bir kitabın sayfalarına emanet eden topu topu birkaç kişiydik: Yan şezlongumuzda oturan Amerikalı bir çift, eşim, çocuklarım ve ben...
Bu manzara, üzerine uzun uzun düşünmemiz gereken bir modern zaman trajedisidir. Okulların kapandığı, zihinlerin özgürleştiği şu yaz aylarında, dinlenmeyi sadece "ekran başında uyuşmak" sanıyoruz. Oysa tatil, ruhu ve zihni nadasa bırakma, onu en nitelikli gıdayla, yani kitapla besleme zamanıdır.
Peki, okul döneminde çocuklarının elinden telefon düşmüyor diye feryat eden anne babalar nerede? Muhtemelen o şezlonglarda, çocuklarıyla yan yana, aynı dijital hipnozun içinde. Unuttuğumuz temel bir gerçek var: Çocuklar duyduklarını değil, gördüklerini taklit ederler. Siz elinizde telefonla saatlerinizi eritirken, çocuğunuza "Hadi evladım, biraz da kitap oku." demek boşuna bir çabadır. Yaz tatili, ailece ekranları kapatıp, kitapların kokusunda buluşmak için biçilmiş kaftan. Bu tatilde onlara verebileceğimiz en büyük hediye, bir kitaba odaklanabilmenin o huzurlu, dingin lüksüdür.
İşin bir de öğrenciler boyutu var tabii. Sevgili gençler, okul döneminde kitaplar sizin için hep birer zorunluluk, sınavda çıkacak birer "ödev" gibiydi, biliyorum. Ama şimdi yaz tatilindeyiz. Ne bir sınav baskısı var ne de ezberlenecek formüller. İşte tam da bu an, okumanın asıl tadına varma, yani tamamen özgür olma zamanı. Canınız neyi merak ediyorsa ister bir macera romanı, ister bir bilim kurgu, ister bir tarih yolculuğu... Bu yaz, sayfaları sadece kendi keyfiniz için çevirme lüksüne sahipsiniz.
Bu yaz ekranları kapatıp sayfalara sığınmak istiyor ama hangi kitaptan başlayacağınızı bilmiyorsanız, hem gençlerin hem de yetişkinlerin ellerinden düşüremeyeceği birkaç küçük öneri:
Vladimir Tumanov - Kraliçeyi Kurtarmak: Okulda matematikten köşe bucak kaçan, formüllerden sıkılan tüm çocuklar (ve hatta yetişkinler) için sihirli bir kitap. Matematiği korkutucu bir ders olmaktan çıkarıp, esir düşmüş bir kraliçeyi kurtarmak için çözülmesi gereken heyecan dolu bir bulmacaya, harika bir maceraya dönüştürüyor. Tatilde matematiği sevdirmek için birebir.
Ray Bradbury - Fahrenheit 451: Kitapların yasaklandığı, insanların sadece dev ekranlardaki boş eğlencelerle uyuşturulduğu bir dünyayı anlatıyor. Aslında tam olarak bugün düştüğümüz ekran tuzağını yıllar öncesinden haber veren, sürükleyici bir başyapıt.
Sait Faik Abasıyanık - Öykülerinden Seçmeler (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları): Edebiyatımızın eşsiz rengi Sait Faik’in insanı, denizi, balıkçıları ve sokakları anlatan o sıcacık dünyası yaz aylarına çok yakışıyor. "Bir insanı sevmekle başlar her şey" diyen yazarın bu duru seçkisi, gençlerin hikaye türünü sevmesi ve hayatın içindeki küçük güzellikleri fark etmesi için harika bir rehber.
George Orwell - Hayvan Çiftliği: Gençlerin erken yaşta eleştirel düşünme becerisi kazanması, yetişkinlerin ise toplumsal yapıyı yeniden sorgulaması için zamansız bir klasik. Eğlenceli bir fabl gibi görünse de güç, adalet ve eşitlik kavramlarını zihne nakşeden harika bir edebi taşlama.
Jose Mauro de Vasconcelos - Şeker Portakalı: Küçük Zeze’nin dünyası, hem çocuklara empatiyi ve sevgiyi öğretiyor hem de büyüklere çocuk ruhunun ne kadar kırılgan olduğunu naif bir dille hatırlatıyor. Tatilde içinizi ısıtacak bir klasik.
Daniel Pennac - Roman Gibi: Özellikle "Çocuğuma kitap okutamıyorum" diyen anne babalar için eğlenceli bir kılavuz. Okuma özgürlüğünü ve "okumama hakkını" öyle güzel anlatıyor ki bitirdiğinizde elinize hemen yeni bir kitap almak istiyorsunuz.
Antoine de Saint-Exupéry - Küçük Prens: Her yaşta farklı okunan, her okunduğunda insanın kalbinde yeni pencereler açan bir başucu eseri. Büyümenin getirdiği o kalıplardan sıyrılıp dünyaya yeniden bir çocuğun saf, meraklı ve temiz gözleriyle bakabilmek için bu yaz harika bir fırsat.
Zülfü Livaneli - Sevdalım Hayat: Edebiyatımızın ve müziğimizin usta isminin, kendi anıları üzerinden Türkiye'nin yakın tarihine, kültür ve sanat dünyasına ayna tuttuğu sürükleyici bir yaşam öyküsü. Yaşanmışlıkların içtenliğiyle hem yetişkinlerin hem de gençlerin ufkunu açacak, iç ısıtan bir başucu kitabı.
Füsun Akatlı - Ütopyalar İyidir: Edebiyat eleştirimizin güçlü kalemi Füsun Akatlı’nın felsefe, sanat ve edebiyat üzerine kaleme aldığı derinlikli denemelerden oluşan kıymetli bir eser. Zihni tembellikten kurtarıp yeni düşünce ufuklarına yelken açmak ve hayata daha geniş bir pencereden bakmak isteyenler için harika bir yaz okuması.
İskender Öksüz - Niçin Geri Kaldık: Toplumların, medeniyetlerin gelişim süreçlerini ve geri kalış nedenlerini bilimsel, sosyolojik ve akılcı bir yaklaşımla ele alan ufuk açıcı bir inceleme. Özellikle gençlerin ve toplum üzerine düşünen her yetişkinin, sorgulama ve eleştirel bakış açısı kazanması adına kütüphanesinde bulunması gereken temel bir rehber.
Unutmayalım ki tatil, sadece bedeni dinlendirmek değil, zihni bir sonraki döneme hazırlamaktır. Eylül ayı gelip okullar açıldığında, yaz boyunca zihnini kitapların o derin sularında yüzdürmüş bir çocukla üç ay boyunca ekran kaydırmaktan parmakları nasır tutmuş, dikkat süresi birkaç saniyeye inmiş bir çocuğun hayata başlama enerjisi asla aynı olmayacaktır. Kitap okumak bir kayıp değil aksine hayatın o gürültülü hızına karşı alınmış en güzel moladır.
Bu yüzden gelin, bu yaz tatil çantalarımıza çocuklarımız ve kendimiz için birkaç kitap koyalım. Şezlongda güneşlenirken dünyayı bir ekranın daracık çerçevesinden izlemek yerine, bir kitabın sonsuz sayfalarında kendi dünyamızı büyütelim. Çünkü tatil bittiğinde elimizde kalan, sosyal medyada beğendiğimiz yüzlerce geçici fotoğraf değil zihnimize ektiğimiz, bizi büyüten o kalıcı kelimeler olacak.