YKS sonuçları açıklandı. Dereceye giren, hayallerindeki puanları alan ve yarınlarını şekillendirecek adımları atmaya hazırlanan tüm gençlerimizi yürekten tebrik ediyorum. Şimdi önlerinde belki de hayatlarının ilk büyük yol ayrımı var: Hangi tercih?

Yıllardır tercih dönemlerinde klasik bir tablomuz vardı: Türkiye’nin en parlak zekâları, ilk binlik-iki binlik dilimdeki o pırıl pırıl zihinler, ailelerin de yönlendirmesiyle adeta bir gelenek hâlinde Tıp fakültelerinin yolunu tutardı. Garanti meslek, toplumdaki saygınlık ve iş kaygısının olmaması bu tercihin arkasındaki en güçlü motivasyonlardı.


Ancak son yıllarda bu gelenekte derin bir dip dalgası yaşanıyor. Bugün en yüksek puanı alan gençlerin sohbetlerine kulak verdiğinizde, bambaşka bir ajandanın ve vizyonun şekillendiğini görüyorsunuz.

Tıp, insanlık tarihinin en yüce mesleklerinden biridir. Ancak geçmişte, analitik zekâsı yüksek çocukları "iş garantisi" kaygısıyla adeta otomatik olarak tıbba yönlendiren toplumsal refleksimiz artık sorgulanıyor.

Bir çocuğun matematikte veya problem çözmede dahi olması, onun mutlaka iyi bir hekim olacağı anlamına gelmez. Hekimlik adanmışlık, empati ve çelik gibi bir sabır gerektirir. Bugün gelinen noktada yapay zekânın, veri biliminin ve biyoteknolojinin şekillendiği bir dünyada mühendislik ve tasarım alanları, parlak zihinler için sadece bir meslek değil, dünyayı değiştirme imkânı sunan birer laboratuvara dönüştü.


Gençler neden evrensel geçerliliği olan alanlara veya yurt dışı zeminli kulvarlara yöneliyor? İşte burada, ülkemizin kanayan en büyük acısıyla yüzleşmemiz gerekiyor: Her ilde açılan üniversiteler ve kontrolden çıkan diploma enflasyonu.

Bugün her köşe başında bir üniversite var ancak bu kontrolsüz nicelik artışı ne yazık ki niteliği ve istihdamı beraberinde getirmedi. 4 yıllık iktisat, işletme, uluslararası ilişkiler, kamu yönetimi hatta öğretmenlik bölümleri Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) cenderesine sıkışmış durumda. Yıllarca emek verip gecesini gündüzüne katan pırıl pırıl gençlerimiz, kendi alanlarında iş bulamadıkları için bugün üç harfli zincir marketlerde kasiyerlik yapıyor, mağazalarda tezgahtarlık veya kuryelik yapmak zorunda kalıyor.

Diplomanın değersizleştiği, "ne okursam okuyayım kendi işimi yapamayacağım" duygusunun hakim olduğu bir iklimde derece yapan zeki bir genç bu acı tabloyu izliyor. Ve kendine şu soruyu soruyor: "Yıllarımı verip niteliksiz bir istihdam tuzağına mı düşeceğim, yoksa diplomamın ve emeğimin dünyaca tanındığı bir yol mu seçeceğim?"


Bu yapısal kriz, beyin göçünü veya küresel alan tercihlerini sadece bir "ekonomik arayış" olmaktan çıkarıp, bir "değer, saygı ve liyakat arayışına" dönüştürüyor.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla sohbet ederken anlattığı bir olay, bu yalın gerçeği gözler önüne serdi:

Arkadaşımın oğlu, Bilkent Üniversitesi İç Mimarlık bölümünü bitirmiş, İstanbul’da çalışan yetenekli bir genç. Özel bir ilgiyle parfüm şişesi tasarımları yapıyor. Tasarımlarını alıp Kocaeli/İzmit tarafında bu işin önde gelen büyük bir firmasına götürüyor, randevu alıp görüşüyor. Ancak şirket yetkilisi gencin emeğine ve diplomasına saygı duymak bir yana, onu adeta aşağılıyor, tasarımıyla dalga geçiyor.

Çocuk büyük bir üzüntü ve kırgınlıkla oradan ayrılıyor. Eve dönünce aynı tasarımı İtalya’daki bir firmaya mail ile gönderiyor. Birkaç gün sonra İtalya’dan yanıt geliyor: "Lütfen gelin, görüşelim." Gidiyor ve son derece saygın şartlarda, harika bir iş teklifi alıyor. Genç adam babasına kararlarını açıklarken şunu söylüyor:

"Baba, orada insan yerine konulduğumu, değerli olduğumu hissettim. Neden burada kalayım? Onlar bana ve emeğime değer veriyor, burada ise aşağılanıyorum."

İşte asıl yaramız bu. Bizim gençlerimiz sadece para kazanmak için gitmiyor; okudukları okulun, aldıkları diplomanın ve ürettikleri fikrin karşılık bulduğu, "alan dışı vasıfsız işlere zorlanmadıkları" ve "aşağılanmadıkları" iklimlerin peşinden gidiyor.


Çocuklarımızın başarılarıyla gururlanırken bu tabloyu doğru okumak zorundayız: Diploma değil, diplomanın niteliği ve istihdam gücü önemlidir. Her kente bina dikip üniversite açmak başarı değildir. O mezunların kendi yetkinliklerinde iş bulabilecekleri bir sanayi, üretim ve akademi iklimi şarttır. Aksi halde diplomalı tezgahtarlar ordusu yaratmaya devam ederiz.

Kendi evlatlarımızı kendi kibrimizle itmeyelim. İzmit'teki o firmanın gösterdiği üstenci tavır, bir yeteneğimizi daha sınır dışına kaçırdı. İş insanları ve kurumlar, gençlerin diplomasına ve vizyonuna saygı duymayı öğrenmelidir.

Puan odaklı değil mizaç ve gelecek odaklı tercih yapalım. Zeki bir çocuğu sırf puanı yetti diye, mizaç ve yeteneğine bakmaksızın bir alana sıkıştırmak; geleceğin potansiyel tasarımcılarını, mucitlerini heba etmek anlamına gelebilir.


Ayrıca tercih masasındaki gençlerin düşmemesi gereken en büyük tuzaklardan biri de bugünün şartlarına bakarak 5-10 yıl sonrasını tahmin etmeye çalışmaktır. Popülerliğini kaybetmiş, yapay zekâ ve otomasyon karşısında kıymeti kalmayan geleneksel mesleklerin sayısı her geçen gün artıyor. Gençlerimizin yapması gereken bugün popüler olanı değil, kendileri mezun olduklarında, yani 4 veya 5 yıl sonra, seçtikleri alanda kaç nitelikli insana ihtiyaç duyulacağını analiz etmektir. Kontrolsüz kontenjanlar ve mezun enflasyonu karşısında, sadece bir diplomaya sahip olmak değil, o diplomanın mezuniyet tarihindeki reel pazar karşılığını hesaplamak bir zorunluluktur.


Örneği çok uzağa gitmeden öğretmenlik üzerinden verelim: Son beş yılda ilgili alanlarda ne kadar kamu veya özel sektör alımı yapılmış, bu alanlara kaç bin yeni mezun dâhil olmuş ve önümüzdeki 5 yıllık süreçte emeklilik veya sistem ihtiyacı dolayısıyla kaç yeni istihdam doğacak? Bu hesabı yapmadan, sadece lise yıllarındaki sempatiyle yapılan tercihler ne yazık ki üniversite bitiminde acı bir KPSS veya istihdam duvarına çarpmaktadır. Gençlerimizin ve ailelerimizin, teknolojiyle dönüşen iş dünyasında geçerliliğini yitiren alanları iyi analiz etmeleri; duygusal veya geleneksel ezberlerle değil, geleceğin veri ve ihtiyaç analiziyle hareket etmeleri hayati önem taşımaktadır.

Tercih masasına oturan gençlerimize ve velilerimize çağrımdır: Çocuklarınızın puanlarına bakarak bir elbise biçmeyin, onların tutkularına, kendi alanlarında özgürce ve saygıyla üretebilecekleri yolları açmalarına rehberlik edin. Zira geleceği, diplomasının hakkını veren ve işini tutkuyla yapan gençler inşa edecek.