DEDİKODU – MALUM KİŞİ
Belediye-İş Sendikası Genel Başkanı Nihat Yurdakul, önce Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın’ı, ardından Altıeylül Belediye Başkanı Hakan Şehirli’yi ziyaret etmiş.
Ziyaretlerde çalışma hayatındaki güncel gelişmeler, belediye çalışanlarının sorunları ve talepleri ele alınmış.
Normal şartlarda rutin bir sendika-belediye ziyareti.
Fotoğraflar çekilir, karşılıklı iyi dilekler söylenir, “çalışanlarımızın hakları, talepleri ve çalışma hayatındaki gelişmeler değerlendirildi” denilir ve haber tamamlanır.
Ama ben bu ziyaret haberlerini görünce, birkaç hafta öncesine gittim.
Hani Büyükşehir Belediyesi’nde bir anda patlayan, ardından yine bir anda sönen Çağdaş-Sen operasyonu vardı ya…
İşte onu hatırladım.
Ve aklıma gelenleri sizlerle paylaşayım dedim.
***
Her şey, Büyükşehir Belediyesi’nde Belediye-İş Sendikası’ndan peş peşe istifaların gelmesiyle başladı.
Hüseyin Pastal liderliğinde ekip, Belediye-İş’ten ayrılıp yeni bir sendika kurma hazırlığına girişti.
Adı da Çağdaş-Sen olacaktı.
Sayıları siz deyin bin, ben diyeyim iki bin…
Birkaç gün içerisinde yüzlerce belediye çalışanının Belediye-İş’ten ayrılarak yeni sendikaya yöneldiği konuşuluyordu.
Büyükşehir Belediyesi’nin hemen karşı köşesindeki Yonca Çayevi de adeta sendika karargâhına dönüşmüştü.
Üç dört gün üst üste Pastal’la orada karşılaştık.
Sabah geliyordu, ekip arkadaşlarıyla birlikte akşama kadar çay-kahve sohbetleri devam ediyordu.
Gelen gidene sendika anlatılıyor, kulisler konuşuluyor, yeni üyelerden bahsediliyor, istifalar değerlendiriliyordu.
Biz de gazeteciyiz. Haliyle merak ediyoruz.
Oturduk, çayımızı kahvemizi içtik, uzun uzun konuştuk.
Pastal anlatıyordu.
Belediye-İş’in politikalarını yerden yere vuruyordu.
Sendikanın yönetim anlayışından şikâyet ediyordu.
Genel Başkan’ın sendikayı adeta bir imparatorluk gibi yönettiğini, oğlunu genel koordinatör yaptığını, sendikanın şirket gibi yönetildiğini söylüyordu.
Büyükşehir Belediyesi işçilerinden sendika aidatı adı altında ciddi miktarlarda para kesildiğini, rakamların çok yüksek olduğunu anlatıyordu.
Hatta bir gün üç-dört saat oturduk.
Uzun uzun dinledik. Pastal’ın anlattıkları öylesine iddialıydı ki…
İnsan ister istemez “Bu iş ciddi” diyordu.
***
Aslında Hüseyin Pastal’ın Büyükşehir Belediyesi hikâyesi de ilginçti.
Ahmet Akın’ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturduğu günlerde belediyede görev almaya başlamıştı.
Akın’ın uzun yıllardır yanında olan bir isimdi. Başkan açısından özel bir yeri olduğu biliniyordu.
Öyle ki, Pastal’ın Ahmet Akın’ın sözünden çıkmayacağı yönünde güçlü bir kanaat vardı.
Göreve başladığı ilk günlerde sabahın erken saatlerinde Büyükşehir Belediyesi’nin kapısında oturduğunu, işe giren çıkanları takip ettiğini, geç gelenleri not aldığını görüyorduk.
Çünkü belediyede işe zamanında gelen de vardı, geç gelen de…
Öğleye doğru mesaiye başlayan da… Hiç gelmediği halde geliyormuş gibi yapan da…
Pastal bu duruma müdahale etti.
Açık söyleyeyim, o dönem hoşumuza da gitmişti.
Çünkü birilerinin bunu yapması gerekiyordu.
Personelin çalışma saatlerine riayet etmesi açısından etkili de oldu.
Sonra bir baktık… Bizim Pastal, Belediye-İş Sendikası 1 No’lu Şube Başkanı oluvermiş!
Sendika binası tutuldu.
Tefrişatı yapıldı.
Pastal artık sendikacıydı.
Büyükşehir Belediyesi ile işçiler arasındaki ilişkilerde, dolayısıyla işçi-işveren ilişkilerinde söz sahibi bir sendikanın başındaydı.
O dönemde kamuoyunda şu yorumlar da yapıldı:
“Ahmet Akın, sendikal dengeleri kontrol altında tutmak için Pastal’ı Belediye-İş’in başına getirdi.”
Bu yorumların ne kadar doğru olduğunu elbette bilemeyiz.
Ama siyaset ve sendika ilişkilerinin konuşulduğu bir ortamda bu tür iddiaların ortaya atılması da şaşırtıcı değildi.
***
Derken bir gün… Her şey değişti. Belediye-İş’te toplu istifalar başladı.
Pastal ve ekibi yeni bir sendika kurmak üzere yola çıktı.
Çağdaş-Sen…
Çavuş Sokak’ta bir ofis kiralandı.
Boya, badana, tadilat, tefrişat işleri başladı.
Yeni sendikanın merkezi hazırlanıyordu.
Ama sendikanın asıl merkezi sanki bir süreliğine Yonca Çayevi olmuştu.
Pastal ve arkadaşları sabahın erken saatlerinde oradaydı.
Çaylar, kahveler… Telefonlar… WhatsApp mesajları… Yeni üyelikler… Yeni istifalar…
Pastal zaman zaman telefonundan gelen mesajları gösteriyordu.
“Şu kadar kişi daha geçti.”
“Bu kadar kişi istifa etti.”
Rakamlar büyüdükçe morali de yükseliyordu.
Anlattıklarına göre işler çok iyi gidiyordu.
Hatta bu hız devam ederse Büyükşehir Belediyesi’nde toplu sözleşme yetkisinin Çağdaş-Sen’e geçebileceğini söylüyordu.
Büyükşehir Belediyesi’nde işçilerin yeni sendikal muhatabının Çağdaş-Sen olacağını anlatıyordu.
Kısacası… Pastal kararlıydı. Pastal mücadeleciydi. Pastal bu kez gerçekten “sendika savaşı” veriyordu.
Biz de gazeteci olarak olan biteni izliyorduk.
Çünkü ortada gerçekten önemli bir gelişme vardı.
***
Sonra…
Bir gün Pastal kayboldu.
Ertesi gün yok.
Sonraki gün yok.
Derken birkaç gün geçti.
Biz de “Ne oluyor?” diye merak ettik.
Çünkü Büyükşehir Belediyesi’nde sendika savaşı yaşanıyor diye haber yapmaya hazırlanıyoruz.
Pastal ortada yok!
Aradık. Son durumu sorduk.
Ve aldığımız cevap kısa ama bir o kadar da şaşırtıcıydı:
“Biz Ahmet Başkan’la görüştük, anlaştık. Sendika işinden vazgeçtik.”
Hoppala!
Ne oldu şimdi?
Daha birkaç gün önce Belediye-İş’i yerden yere vuran… Yeni sendika kurmak için gece gündüz çalışan… Her yeni istifayla sevinen…
Çağdaş-Sen’in Büyükşehir Belediyesi’nde yetki alacağını anlatan…
Oldukça kararlı, oldukça mücadeleci görünen Pastal gitmişti.
Yerine…
“Ahmet Akın ne derse o olur” diyen eski Pastal gelmişti.
***
Şimdi burada duralım. Ben kimsenin zihnini okuyamam. Kapalı kapılar ardında ne konuşulduğunu da bilemem.
Ahmet Akın ile Hüseyin Pastal arasında ne geçtiğini de bilmiyorum.
Ama ortada bir gerçek var. Bir sendikal hareket başladı.
Yüzlerce, belki binlerce işçi Belediye-İş’ten istifa ederek yeni bir yapılanmaya yöneldi.
Bu işçilerin önemli bir bölümü, Pastal’ın çağrısıyla hareket etti.
Yeni bir sendika kurulacağına inandılar. Mücadeleye girdiler. Sendika değiştirdiler.
Sonra… Hareketin başındaki isim bir anda geri çekildi.
Ve bütün hikâye bitti.
İşçiler ne yapacaktı? Nereye dönecekti? Belediye-İş’e mi? Yeni sendikaya mı?
Ortada kalanlar ne düşünecekti?
Bilmiyoruz.
Ama şunu biliyoruz:
İşçilerin kafasında ciddi soru işaretleri oluştu.
Çünkü dün “yeni sendika geliyor” denilen yerde, bugün “vazgeçtik” denilmişti.
***
Peki neden? Acaba Ahmet Akın ile Hüseyin Pastal arasında gerçekten bir anlaşma mı oldu?
Pastal’ın anlattığı gibi mesele sadece bir görüşme ve anlaşmadan mı ibaretti?
Yoksa başından beri başka bir plan mı vardı?
Çağdaş-Sen hamlesi, Belediye-İş karşısında bir pazarlık gücü oluşturmak için mi kullanıldı?
Büyükşehir Belediyesi’ndeki sendikal dengeleri yeniden şekillendirmek için mi böyle bir yol izlendi?
Yoksa bütün bunlar sadece Pastal ve arkadaşlarının kendi inisiyatifiyle başlattığı ve sonrasında siyasi - kurumsal dengeler nedeniyle vazgeçtiği bir girişim miydi?
Bunların hiçbirinin cevabını kesin olarak bilmiyoruz.
Zaten yazının amacı da hüküm vermek değil. Soruları sormak.
***
Şimdi Belediye-İş Genel Başkanı Nihat Yurdakul geliyor.
Önce Ahmet Akın’ı ziyaret ediyor. Ardından Altıeylül Belediye Başkanı Hakan Şehirli’yi…
Çalışanların sorunları, talepleri, çalışma hayatındaki gelişmeler konuşuluyor.
Gayet normal. Gayet doğal.
Ama benim aklıma ister istemez birkaç hafta önce yaşananlar geliyor.
Çünkü sendika dediğiniz şey sadece tabeladan ibaret değil.
Binlerce işçinin emeği, alın teri ve geleceği söz konusu.
Bir sendikadan başka bir sendikaya geçmek, birkaç kişinin yaptığı sıradan bir siyasi manevra olamaz.
Orada insanların ekmeği var. Toplu sözleşmesi var. Hakları var. Beklentileri var.
Ve en önemlisi, güven duygusu var.
***
Bugün Çağdaş-Sen hikâyesinin neresindeyiz?
Belediye-İş’ten ayrılan işçiler geri döndü mü?
Dönenlerin sayısı ne kadar?
Çağdaş-Sen girişimi tamamen sona mı erdi?
Hüseyin Pastal’ın bu süreçteki rolü neydi?
Neden bir anda geri adım atıldı? Ahmet Akın ile yapılan görüşmede ne konuşuldu?
Gerçekten bir anlaşma mı sağlandı?
Yoksa bu süreç, başından beri kamuoyuna anlatılandan farklı mıydı?
Bunların her biri cevap bekleyen sorular.
***
Bu sendikal mücadele gerçekten işçiler için mi yürütüldü, yoksa başka hesapların parçası mıydı?
Ben cevabı bilmiyorum.
Sadece gördüklerimi, duyduklarımı ve yaşanan süreci hatırlatıyorum.
Gerisini siz düşünün.
Şimdi top sizde.
Neyin ne olduğuna…
Ne olmadığına…
Ve en önemlisi, her görünenin gerçekten göründüğü gibi olup olmadığına siz karar verin.





