Şeker denildiğinde çoğumuzun aklına tek bir cümle geliyor: "Zararlı." Son yıllarda sosyal medyada yayılan "şekeri tamamen bırakın", "30 gün şeker detoksu yapın" ya da "şeker zehirdir" gibi söylemler de bu düşünceyi daha da güçlendirdi. Oysa beslenme söz konusu olduğunda siyah ve beyaz kadar keskin çizgiler çizmek çoğu zaman doğru olmuyor. Şeker de bunlardan biri.
Aslında vücudumuzun şekere ihtiyacı var. Daha doğrusu glikoza... Çünkü beynimiz başta olmak üzere birçok organımız enerji üretirken glikozu kullanıyor. Sorun, şekerin kendisinden çok onu nereden ve ne kadar aldığımızda başlıyor.
Bir elma ile bir kutu gazlı içeceğin içinde bulunan şeker miktarı birbirine yakın olabilir. Ancak bu iki besin vücudumuzda aynı etkiyi oluşturmaz. Çünkü elmanın içinde lif, vitamin, mineral ve antioksidanlar bulunur. Lif sayesinde şeker kana yavaş karışır ve daha uzun süre tokluk hissi sağlar. Gazlı içeceklerde ise durum tam tersidir. Lif yoktur, besin değeri düşüktür ve şeker çok kısa sürede kana karışarak ani yükselişlere neden olur.
Ne kadar ilginçtir ki, tamamen yasaklanan yiyecekler çoğu zaman daha cazip hale gelir. Kendinize sürekli "Tatlı yemeyeceğim" dediğinizde, zihniniz tam da o tatlıya odaklanır.
Uzmanlar da bu nedenle katı yasaklardan çok bilinçli seçimleri öneriyor. Canınız tatlı çektiğinde önce bir porsiyon meyve deneyebilirsiniz. Elma, armut, çilek ya da portakal gibi meyveler hem doğal şeker içerir hem de lif sayesinde tatlı isteğini daha dengeli şekilde karşılar.
Kuru meyveler de alternatif olabilir. Özellikle hurma, incir veya kuru kayısı enerji verir. Ancak burada ölçü çok önemlidir. Bir avuç yerine birkaç adet tüketmek ve yanına ceviz, badem ya da yoğurt eklemek kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olabilir.
Tatlı tüketirken yapılan en büyük hatalardan biri aç karnına şekerli yiyeceklere yönelmek. Aç mideyle yenilen tatlı, kan şekerinin çok daha hızlı yükselmesine neden olabiliyor.
Bunun yerine tatlıyı ana öğünden sonra, protein ve lif içeren bir yemeğin ardından tüketmek daha doğru bir tercih olabilir. Çünkü öğünde bulunan protein, sağlıklı yağ ve lif, şekerin emilimini yavaşlatarak ani dalgalanmaların önüne geçebilir.
Bir diğer önemli konu ise meyve suyu. Pek çok kişi meyve suyu içmenin meyve yemekle aynı şey olduğunu düşünüyor. Oysa öyle değil. Meyvenin suyu sıkıldığında lifin büyük bölümü kayboluyor. Geriye ise daha hızlı emilen bir şeker kalıyor. Bu yüzden mümkün olduğunca meyveyi suyuyla değil, kendisiyle tüketmek çok daha akıllıca bir seçim.
Sonuç olarak şekeri hayatımızdan tamamen çıkarmaya çalışmak yerine, doğru kaynaklardan ve doğru miktarda tüketmeyi öğrenmek çok daha sürdürülebilir bir yaklaşım. Çünkü sağlıklı beslenme, yasaklarla dolu bir liste değil; doğru seçimleri alışkanlık haline getirebilme becerisidir. Bazen bir dilim tatlı yemek değil, onu nasıl ve ne zaman yediğimiz sağlığımız açısından çok daha büyük fark yaratır.