Balık sezonu kapanınca bizim memlekette aynı soru dönmeye başlıyor: “Şimdi balık yenmez mi?”
Aslında mesele tam da burada başlıyor. Çünkü birçok kişi av yasağıyla birlikte denizdeki bütün balığın ortadan kaybolduğunu düşünüyor. Oysa işin gerçeği biraz farklı.
15 Nisan’da başlayan av yasağı, denizlerdeki balık popülasyonunun korunması için uygulanıyor. Yani amaç; balığın üremesine fırsat vermek, gelecek sezonlarda da denizden bereket çıkmasını sağlamak. Bu yüzden özellikle büyük teknelerin avlanması durduruluyor. Ama bu durum, sofralarda balığın tamamen biteceği anlamına gelmiyor.



Tam tersine…
Bu dönemde kültür balıkları, yani halk arasındaki adıyla çiftlik balıkları daha fazla ön plana çıkıyor.
Şimdi dürüst olmak gerekirse yıllarca “çiftlik balığı sağlıksızdır” algısıyla büyüdük. Özellikle kahvehane sohbetlerinde bile “deniz balığının yerini tutmaz” cümlesini duymayan yoktur. Ama bugün geldiğimiz noktada işler eskisi gibi değil. Türkiye’deki kültür balıkçılığı artık oldukça sıkı denetimlerden geçiyor. Çipura, levrek, alabalık hatta somon üretimi ciddi kalite standartlarıyla yapılıyor.
Zaten Tarım ve Orman Bakanlığı da av yasağı döneminde vatandaşın protein ihtiyacını karşılaması için kültür balıklarının tüketilmesini öneriyor.
Bir de şu tarafı var…



Eskiden balık biraz “lüks kaçamağı” gibiydi. Şimdi sağlık açısından neredeyse doktor tavsiyesi haline geldi. Omega-3, kaliteli protein, vitaminler derken balık artık sadece bir akşam yemeği değil, sağlıklı yaşamın önemli parçalarından biri oldu. Hal böyle olunca insanlar “yasak başladı, balığı bırakalım” demektense alternatif arıyor.
Tezgâhlara bakınca da bunu net görüyorsunuz zaten. Deniz balıkları azalınca levrek, çipura ve alabalık ön plana çıkıyor. Özellikle yaz aylarında mangalda levrek ya da fırında çipura artık birçok evde klasik hale geldi.



Üstelik Balıkesir gibi hem denize kıyısı olan hem de güçlü su ürünleri üretimine sahip şehirlerde kültür balıkçılığı ciddi bir ekonomik alan oluşturuyor. Yani mesele yalnızca sofraya gelen balık değil; üretici, ihracat, istihdam ve şehir ekonomisi de bu işin bir parçası.
Tabii burada önemli olan bilinçli tüketim. Nereden geldiği belli olmayan ürünü almak yerine güvenilir satış noktalarını tercih etmek gerekiyor. Çünkü mesele sadece balık yemek değil, doğru ürünü tüketmek.



Bir de işin doğa tarafı var.
Av yasağı aslında biraz sabır meselesi. Denizden sürekli almak mümkün değil. Bazen doğaya da nefes vermek gerekiyor. Bugün birkaç ay süren yasaklara uyulmazsa yarın çocuklarımız belki de birçok balığı sadece fotoğraflarda görecek.
O yüzden av yasağı dönemini “balık yenmez zamanı” gibi görmek yerine, “denizi koruma dönemi” olarak değerlendirmek lazım.


Kısacası…
Av yasağı başladı diye balığı sofradan kaldırmaya gerek yok. Yeter ki ne yediğimizi bilelim, doğaya saygıyı unutmayalım ve balığın değerini sadece tezgâhta değil denizin içinde de anlayabilelim.