MALUM KİŞİ
Mutlak butlanCHP’de mutlak butlan tartışması, sadece bir mahkeme dosyasının teknik ayrıntısı olmaktan çıktı; parti siyaseti açısından bir tür geri sarma ihtimalini bile konuşulur hale getirdi. Mehkemenin 38. Olağan Kurultay’a ilişkin değerlendirmesi, hukuki zeminde kurultayın yok hükmünde sayılması ihtimalini gündeme getirirken, siyasette asıl sarsıntı bu kararın neye dönüşebileceği sorusunda gizli.
Çünkü konu artık yalnızca “o kurultay geçerli mi değil mi?” sorusu değil. Eğer üst yargı mercilerinden gelecek kararlar bu yönde kesinleşirse, CHP’nin 2023 sonrası kurduğu bütün yönetim mimarisinin yeniden tartışmaya açılması gibi olağanüstü bir tablo ortaya çıkabilir. Ve tam da bu noktada siyaset, hukukla değil; güç dengeleriyle konuşmaya başlar.
***
Eğer bu süreç Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlık koltuğuna dönüşüyle sonuçlanırsa, CHP içinde yaşanacak şey basit bir yönetim değişikliği olmaz. Bu, doğrudan doğruya “iki CHP” gerilimini tetikleyebilecek bir kırılma anlamına gelir. Çünkü bugün partinin örgütleri, belediyeleri ve Meclis grubu büyük ölçüde Özgür Özel liderliğinde şekillenmiş durumda.
Böyle bir dönüş senaryosunda yanıt bekleyen soru şu olur: Bu yapının ne kadarı yeni yönetime uyum sağlar?
Parti kulislerinde en kritik başlık milletvekilleri. Çünkü Meclis grubu, siyasi meşruiyetin günlük üretim merkezi. Eğer eski yönetim geri dönerse, milletvekillerinin önemli bir bölümünün “fiili güç kimdeyse oradayız” refleksiyle hareket etmesi beklenir. Bu da grup içi bölünme, ayrı hiziplenme ve hatta yeni parti tartışmalarını bile gündeme getirebilir.
***
Daha da çarpıcı olanı belediyeler cephesi. CHP’nin bugün en güçlü olduğu alan yerel yönetimler. İstanbul, Ankara ve büyükşehirler üzerinden kurulan siyasi denge, partinin ulusal siyasetteki ağırlığını belirliyor. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş gibi isimler, parti içi güç merkezleri.
Bu yapı içinde herhangi bir “geri dönüş” senaryosu, belediyelerin tavrını kritik hale getirir. Çünkü belediyeler aynı zamanda örgütü besler, finansal ve siyasi hareket alanı yaratır. Eğer merkez yönetimle yerel yönetimler arasında uyumsuzluk doğarsa, CHP içinde fiili bir “çift başlılık” görüntüsü kaçınılmaz hale gelir.
***
Balıkesir özelinde tablo daha da dikkat çekici. Çünkü Ahmet Akın, hem mevcut yerel iktidarın başında hem de parti içi geçmiş dengelerin tam merkezinde yer alan bir isim. Kılıçdaroğlu döneminde genel başkan yardımcılığı yapmış olması, onu eski yönetimle organik bağ kuran önemli figürlerden biri haline getiriyor. Aynı zamanda Özgür Özel yönetimine karşı mesafeli bir çizgi izlediği yorumları da siyaset kulislerinde sıkça dile getiriliyor.
Ahmet Akın’ın son dönemde yaptığı açıklamalar da bu açıdan dikkat çekiciydi. Özellikle Balıkesir’deki mitingde üç kez “CHP’liyim” vurgusuyla yaptığı net çıkış, sadece bir aidiyet beyanı değil, aynı zamanda “transfer iddialarına kapıyı kapatma” hamlesi olarak okunmuştu. Ancak siyaset böyle anlarda tek cümleyle sabit kalmaz; her yeni kriz, geçmiş pozisyonları yeniden yorumlatır.
Bu hukuki süreç Ahmet Akın’ın pozisyonunu nasıl etkiler?
Eğer CHP içinde Kılıçdaroğlu’nun yeniden etkili olduğu bir dönem başlarsa, Ahmet Akın’ın konumu “iki dönem arasında köprü isim” haline gelebilir. Bu durum onu güçlendirir mi, sıkıştırır mı; işte işin o kısmı belirsiz. Çünkü yerel iktidar ile genel merkez arasındaki denge değiştiğinde, belediye başkanlarının en büyük refleksi hayatta kalma ve alan koruma refleksi olur.
***
Öte yandan “yeni bir parti çıkar mı?” sorusu da artık masa başı bir ihtimal olmaktan çıkıp siyasi kulislerin yüksek sesli başlıklarından biri haline gelmiş durumda. CHP içinde bir bölünme yaşanırsa, bu sadece ideolojik değil; örgütsel ve belediyesel bir ayrışmaya da dönüşebilir. Milletvekilleri, belediye başkanları ve il örgütleri farklı merkezlere dağılırsa, ortaya iki farklı siyasi hat çıkması bile ihtimal dışı değil.
Ancak tüm bu senaryoların ortasında unutulmaması gereken gerçek; Türkiye’de siyaset, çoğu zaman hukuk kararlarının çizdiği çerçevede değil, sahadaki güç dengelerinin yön verdiği bir akış içinde ilerler. Bu nedenle mahkeme kararları ne kadar belirleyici olursa olsun, asıl tabloyu parti içi sadakatler, yerel güç odakları ve liderlik karizması belirleyecek.
Gelişmeleri takip ediyoruz. Bakalım neler göreceğiz?