19 Mayıs… Bir tarih olmanın çok ötesinde; bir başlangıcın, bir uyanışın, bir milletin kaderini değiştiren adımın adıdır. Ancak her yıl bu anlamlı gün yaklaşırken, kulağımıza sıkça çalınan bir tartışma da beraberinde gelir; Atatürk’ü anma mı, yoksa anlama mı? Aslında bu iki kelime arasındaki fark, yalnızca bir harften ibaret değildir. Bu fark, bir milletin geçmişle kurduğu ilişkinin derinliğini, samimiyetini ve geleceğe bakışını belirleyen temel bir ayrımdır.
19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, adından da anlaşılacağı üzere hem “anma” hem de “gençlik ve spor” kavramlarını içinde barındırır. Ancak burada asıl özne, hiç kuşkusuz Mustafa Kemal Atatürk’tür. Peki, biz onu gerçekten anıyor muyuz, yoksa anlamaya çalışıyor muyuz?
Anmak, çoğu zaman törenlerle, marşlarla, çelenklerle sınırlı bir eylemdir. Saygı duruşunda bulunuruz, nutuklar dinleriz, şiirler okuruz. Bunların hiçbiri değersiz değildir; aksine bir milletin hafızasını diri tutan önemli unsurlardır. Ancak şu soruyu sormadan geçemeyiz; eğer Atatürk sadece yılda birkaç gün hatırlanıyorsa, bu gerçekten bir “anma” mıdır, yoksa bir alışkanlık mıdır? Anmak, çoğu zaman kolaydır. Çünkü sorgulama gerektirmez. Duygusal bir bağ kurmak yeterlidir. Ama bu bağ, eyleme dönüşmediği sürece eksik kalır. Anlamak ise çok daha derin, çok daha zahmetli bir süreçtir. Anlamak; Atatürk’ün neden 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıktığını kavramaktır. O günün şartlarını, umutsuzluğu, işgali ve buna rağmen doğan umudu içselleştirmektir. Anlamak; onun “bütün ümidim gençliktedir” sözünü sadece alkışlamak değil, o sorumluluğu gerçekten taşımaktır. Anlamak; bilime, akla, özgürlüğe ve bağımsızlığa neden bu kadar önem verdiğini kavramaktır. Ve belki de en önemlisi, onun yaptıklarını bugünün şartlarında nasıl sürdürebileceğimizi düşünmektir.
19 Mayıs’ın gençliğe armağan edilmesi tesadüf değildir. Çünkü gençlik, bir cesaret ve bir sorgulama halidir. Bugün genç olmak; sorgulamak, üretmek, haksızlığa karşı durmak ve en önemlisi “neden?” diye sormaktır. Eğer biz gençliği sadece spor müsabakalarıyla, konserlerle sınırlarsak; bu bayramın ruhunu eksik yaşarız. Spor elbette önemlidir, ancak zihinsel dinamizm olmadan fiziksel dinamizmin bir anlamı yoktur.
Bugün kendimize dürüstçe şu soruyu sormalıyız biz Atatürk’ü gerçekten anlıyor muyuz? Onun “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller hayalini ne kadar gerçekleştirebildik?
Bilimi ne kadar merkeze koyduk? Özgürlüğü ne kadar içselleştirdik? Eğer bu sorulara net cevaplar veremiyorsak, sorun anma eksikliğinde değil; anlama eksikliğindedir.
19 Mayıs, bir çağrıdır. Geçmişten bugüne uzanan bir sorumluluk zinciridir. Atatürk’ü anmak, ona saygının başlangıcıdır. Ama onu anlamak, o saygının gerçek karşılığıdır. Bu yüzden 19 Mayıs’ta sadece törenlere katılmakla yetinmeyelim. Biraz durup düşünelim; biz bu mirasın neresindeyiz? Çünkü bir millet, kurucusunu ne kadar anlarsa, geleceğini de o kadar sağlam kurar.