AGROAYVALIK 2026’da yapılan değerlendirmeler, Türkiye tarımının içinde bulunduğu çıkmazı tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Artan maliyetler, gençlerin üretimden kopuşu, suya erişim sorunu ve yanlış politikalar, sektörün geleceğini tehdit ediyor.


Ayvalık’ta düzenlenen AGROAYVALIK 2026 Tarım ve Hayvancılık Fuarı kapsamındaki Zeytin Üretim Zirvesi, aslında yalnızca bir sektör buluşması değildi. O toplantı, Türkiye tarımının içinde bulunduğu darboğazın, üreticinin yaşadığı çaresizliğin ve kırsalda büyüyen sessiz çöküşün açık bir fotoğrafıydı.

Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, Dikili Belediye Başkanı Adil Kırgöz ve Gömeç Belediye Başkanı Melih Bağcı tarafından yapılan değerlendirmeler, aslında Türkiye’nin dört bir yanında aynı sorunları yaşayan üreticilerin ortak çığlığına dönüştü.

Konuşmalarda dile getirilen başlıklar dikkatle incelendiğinde karşımıza çok net bir tablo çıkıyor: Üretici yalnız bırakılmış durumda. Tarım para kazandırmıyor. Hayvancılık hızla küçülüyor. Gençler köyden kopuyor. Suya erişim giderek zorlaşıyor. Tarım arazileri baskı altında. Üstelik bütün bunlar yaşanırken çiftçi, her geçen gün daha ağır maliyetlerle ayakta kalmaya çalışıyor.


Gıda güvenliği, sosyal denge, kültürel devamlılık ve bağımsızlık!

Bugün Türkiye’de tarım hâlâ çoğu zaman yalnızca ekonomik bir faaliyet gibi görülüyor. Oysa tarım; gıda güvenliği, sosyal denge, kırsal yaşam, kültürel devamlılık ve milli bağımsızlık demek.

Mesut Ergin’in “Tarım yaşamdır, kültürdür, gelecektir” sözleri bu nedenle son derece kıymetlidir. Çünkü üretimin çöktüğü yerde yalnızca çiftçi kaybetmez. Kentler kaybeder, tüketici kaybeder, ülke kaybeder.

Bir zamanlar kendi kendine yetebilen ülkeler arasında gösterilen Türkiye’nin bugün saman ithal eden bir ülke haline geldiğinin hatırlatılması da oldukça çarpıcıdır. Bu ifade aslında yıllardır uygulanan tarım politikalarının sonucunu özetleyen ağır bir tabloyu ortaya koyuyor.


Çiftçi üretiyor ama gerçekte kim kazanıyor?

Bugün üreticinin karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri maliyet baskısı.

Mazot fiyatları yükseliyor. Gübre fiyatları sürekli artıyor. Tohum, ilaç, sulama ve enerji giderleri katlanıyor. Ancak çiftçinin sattığı ürün aynı oranda değer kazanmıyor.

Üretici toprağında kalmakta zorlanıyor.

Tarımın sürdürülebilirliği açısından en büyük tehlike de bu.. Çünkü ekonomik krizle birlikte bir kuşak kırılması yaşanıyor. Gençler tarımdan uzaklaşıyor.

Babalarının yıllarca emek verdiği tarlalarda geleceğini göremeyen yeni nesil, kentlere yöneliyor. Tarımdaki yaş ortalamasının 50’nin üzerine çıkması sıradan bir veri değildir. Bu, gelecekte üretim yapacak insan bulunamayabileceğinin habercisi.

Bugün traktöre binecek genç bulunamaz hale gelirse, yarın sofraya koyacak ürün de bulunamayacak.


Su varsa tarım var!

Zirvede dikkat çeken en önemli başlıklardan biri de su meselesiydi.

Kuzey Ege’de yıllardır yaşanan kuraklık ve sulama sorunları üreticiyi ciddi biçimde etkiledi. Bu yıl baraj doluluk oranlarının yüksek olması elbette sevindirici. Ancak bu tablo geçici rahatlama olarak görülmeli.

Çünkü iklim krizi artık tarımın en temel belirleyicilerinden biri haline geldi.

Türkiye’nin birçok bölgesinde çiftçi suya erişim konusunda ciddi sorunlar yaşıyor. Plansız sulama, vahşi tüketim, yanlış ürün tercihleri ve yetersiz altyapı sorunları büyütüyor.

Tarım politikalarının merkezine artık su yönetimi konulmak zorunda.

Bugün suyu yönetemeyen ülkelerin yarın tarımı yönetmesi mümkün değil.


Hayvancılıkla ilgili kaygılar

Zirvede dile getirilen bir diğer kritik gerçek ise hayvancılıktaki büyük gerileme oldu.

Büyükbaş hayvancılıkta yüzde 50’leri bulan düşüşler, küçükbaşta ise yüzde 80’e yaklaşan kayıplar sıradan rakamlar değildir. Bu tablo, üreticinin artık hayvancılığı sürdüremez hale geldiğini gösteriyor.

Yem maliyetleri, enerji giderleri ve bakım masrafları üreticinin belini büküyor.

Tarım para kazanmayınca hayvancılık da ayakta kalamıyor.

Bugün et fiyatlarını konuşuyoruz ama sorunun kaynağını yeterince konuşmuyoruz. Üretici kazanamazsa, tüketici de ucuz gıdaya ulaşamaz.
Üretici kaybederse ülke kaybeder.


Yerel yönetimlerin çabası yeterli mi?

Ayvalık, Dikili ve Gömeç belediyelerinin üreticiye yönelik destek çalışmaları elbette önemli.

Üreticiye alım garantisi verilmesi, fide ve fidan destekleri sağlanması, yerel üretimin teşvik edilmesi kıymetli adımlar.

Ancak burada çok önemli bir gerçek var; tarımı yalnızca belediyeler kurtaramaz.

Yerel yönetimlerin çabası destekleyici olabilir ama tarım politikalarının ana omurgasını merkezi yönetim belirler.

Tarım Kanunu’nda yer alan destek oranlarının tam uygulanmaması, çiftçinin yeterli destek alamaması, planlama eksikliği ve ithalata dayalı yaklaşım sektörü kırılgan hale getiriyor.

Türkiye’nin artık günü kurtaran değil, uzun vadeli ve sürdürülebilir bir tarım politikasına ihtiyacı var.


Tarım arazileri korunmak zorunda

Toplantıda dikkat çekilen en önemli konulardan biri de tarım arazilerinin hızla yapılaşma baskısı altına girmesi oldu.

Bugün birçok bölgede verimli topraklar küçük parseller halinde üretim dışına çıkıyor. Plansız kullanım ve kontrolsüz yapılaşma tarım alanlarını daraltıyor. Oysa üretim toprağı bir kez kaybedildiğinde geri kazanılması çok zor oluyor.

Tarım toprağı, kısa vadeli rant uğruna feda edilemez. Çünkü toprağını kaybeden toplum, geleceğini de kaybeder.


Üreticinin sorunları daha sık konuşulmalı

Ayvalık’taki toplantının en önemli taraflarından biri de üreticinin sorunlarının açık şekilde konuşulabilmesiydi. Türkiye’de tarım çoğu zaman yalnızca fiyat tartışmaları üzerinden gündeme geliyor. Ama asıl gündemde olması ve konuşulması gerekenler, üretim planlaması, su yönetimi, kooperatifleşme, genç nüfusun tarıma kazandırılması, hayvancılığın yeniden ayağa kaldırılması, girdi maliyetlerinin düşürülmesi, tarım arazilerinin korunması…

Bütün bunların bilim insanlarıyla, üreticilerle, kooperatiflerle, yerel yönetimlerle ve sektör temsilcileriyle birlikte sürekli konuşulması gerekiyor.

Bu nedenle AGROAYVALIK gibi organizasyonlar çoğalmalı; çünkü bu organizasyonlar tarımın geleceğine dair ortak akıl platformları.

Türkiye’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri toprağın sesine gerçekten kulak vermek.