MERCİMEK mi daha faydalı, nohut mu? Aslında yıllardır soframızda olan iki mütevazı bakliyat üzerinden dönüp duran bu tartışma, son dönemde sağlıklı beslenme trendleriyle birlikte yeniden gündeme geldi. Kimisi spor yaptığı için proteine bakıyor, kimisi uzun süre tok kalmak için lif hesabı yapıyor. Ama işin ilginç tarafı şu: Bu iki besin arasında “büyük farklar” arayanlar çoğu zaman cevabı bulamıyor. Çünkü mercimek de nohut da, doğru tüketildiğinde mutfağın sessiz kahramanları arasında yer alıyor. Biz yıllarca mercimeği sadece çorba, nohudu da sadece pilav üstü yemek olarak gördük.


Oysa dünya artık bu ürünleri “bitkisel protein deposu” diye konuşuyor. Sporcu tabaklarında, diyet listelerinde, vegan menülerde başrol oynuyorlar. Bizim annelerimizin yıllar önce keşfettiği şeyi dünya yeni fark etmiş gibi…

Mercimek biraz daha öne çıkıyor gibi görünüyor. Özellikle lif ve protein açısından nohuda göre küçük bir avantajı var. Bir kase mercimek, nohuda göre biraz daha fazla protein içeriyor. Lif oranı da yine biraz daha yüksek. Ama burada “uçurum fark” yok. Yani nohut yiyen kaybetmiyor. Sadece mercimek birkaç adım önde gidiyor o kadar.


Biz yeterince lif tüketmiyoruz.

Modern beslenmenin en büyük sorunlarından biri bu. Hazır gıdalar, beyaz unlu yiyecekler, hızlı atıştırmalıklar derken bağırsak sağlığını destekleyen doğal lif kaynaklarından uzaklaştık. Sonra da “neden sürekli aç hissediyorum”, “neden sindirim problemim var”, “neden enerjim düşük” diye düşünüyoruz.

Halbuki mercimek de nohut da uzun süre tok tutuyor. Kan şekerini daha dengeli yükseltiyor. Sindirimi yavaşlatıyor. Özellikle akşam saatlerinde yaşanan gereksiz atıştırma krizlerini azaltabiliyor. Günümüzde diyetisyenlerin sürekli “baklagil tüketin” demesinin nedeni biraz da bu zaten.


Bir de işin ekonomik tarafı var.

Et fiyatlarının geldiği noktada insanlar doğal olarak alternatif protein kaynaklarına yöneliyor. İşte burada baklagiller devreye giriyor. Hem uygun fiyatlı hem doyurucu hem de besleyici.

Üstelik sadece protein değil; demir, magnezyum, çinko gibi birçok önemli mineral açısından da oldukça zenginler. Özellikle demir konusu önemli. Sürekli halsizlik yaşayan, çabuk yorulan birçok insan aslında farkında olmadan demir eksikliğiyle mücadele ediyor olabilir.


Ama burada küçük bir hata yapıyoruz.

Baklagilleri hâlâ “yan yemek” gibi görüyoruz. Oysa bazen ana karakter olmaları gerekiyor. Mesela güzel bir mercimek salatası tek başına öğün olabilir. Humus artık sadece meze değil; dünyanın birçok yerinde sağlıklı yaşam menülerinin vazgeçilmez olmuş durumda. Kavrulmuş nohut bugün birçok pahalı atıştırmalıkta taş çıkartıyor.

Üstelik bu ürünler bizim kültürümüzde zaten vardı.

Yeni keşfedilmiş şeyler değiller. Biz sadece biraz uzaklaştık. Eskiden evlerde haftada birkaç kez mercimek pişerdi. Nohut geceden ıslatılırdı.

Büyük tencereler kaynardı. Şimdi ise market raflarındaki paketli ürünler daha pratik geliyor. Ama pratik olan her şey sağlıklı olmuyor.


Bir başka önemli detay da konserve ürünler.

Hazır nohut ve mercimek hayat kurtarıyor evet ama içlerindeki sodyum miktarına dikkat etmek gerekiyor. Fazla tuz uzun vadede tansiyon ve kalp sağlığı açısından ciddi risk oluşturabiliyor. Bu yüzden mümkünse yıkayıp kullanmak ya da kuru ürün tercih etmek daha mantıklı.

Sonuçta mesele “mercimek mi nohut mu” sorusundan biraz daha büyük aslında.

Mesele, sofraya yeniden gerçek gıdayı koyabilmekte.

Çünkü bazen en sağlıklı şeyler, en pahalı olanlar değil; yıllardır mutfağın köşesinde sessizce duranlardır.