MALUM KİŞİ
Vizyon projelerden, modern şehircilikten, sürdürülebilirlikten bahsediyoruz. Ağzını açan yönetici “vizyon” diyor, “hedef” diyor, “akıllı şehir” diyor. Yıllardır duyuyoruz, dinliyoruz, umutlanıyoruz. Sonra bir yağmur geliyor, bir lodos esiyor; memleketin bütün süslü kelimeleri asfalta yapışıp kalıyor. Daha doğrusu, asfalttan geriye ne kaldıysa…
Şu günlerde gökten bereket yağıyor. Haftalardır süren yağışlar, kurak günlerde susuz kalmayacağımızın teminatı gibi. Barajlar doluyor, dereler akıyor, göletler nefes alıyor. Yazın neredeyse kuruma noktasına gelen İkizcetepeler’de doluluk yüzde 40’lara yaklaşmış; şehir için iyi haber. Doğa görevini yapıyor, suyu zamanında veriyor. Peki şehir? Şehir de görevini yapıyor mu?
Bir yanda dolan barajlar; öte yanda sahilleri yutan deniz, taşan dereler, göle dönen cadde ve sokaklar… Balıkesir’in Ağır Sanayi bölgesinde mesela, nicedir unutulmuş sokaklar çamura teslim. Asfalt erimiş, parke taş yok, zemin yok; derin çukurlar yağmur suyuyla doldurulmuş, şehir kendi kendine engelli parkuru kurmuş gibi. Bir sokağa giriyorsunuz, diz hizasında su. Sandal yüzmez belki ama arabayla girenin çıkamayacağı kesin. Şehrin her yeri böyle değil diyen varsa, buyursun bu manzaranın oluşmadığı bir sokak göstersin.
***
Terazisi tutturulamayan yollar, yağmur gideri olmayan ana arterler… Yaya olmak zaten başlı başına cesaret işi. Delik deşik yollarda yürümek kolay mı? Belediyeler keşke vizyon paketinin yanına bir de lastik çizme dağıtsa. Dünya kadar para verilen ayakkabılar bir yağmurda emekliye ayrılıyor. Üstüne bir de hızla geçen araçların su birikintisinden fırlattığı dalgalar ekleniyor; şehirde yaya olmak, beklenmedik bir su sporuna dönüşüyor. “Su birikintilerinden uzak durun” demek isterdim ama su birikintisi olmayan yer yok ki.
İşte tam burada “modern kent imajı” denen şey bir yağmurda yerle yeksan oluyor. Sosyal medya, içi su dolu çukurların, dereye dönen caddelerin görüntüleriyle dolu. Belediyeler de görüyor. Görüyor ama yağmur altında asfalt yaması yapmayı da sürdürüyor. Bir kürek çakıl, bir kürek zift… Yağmurla birlikte dağılan yama, çukuru biraz daha derinleştiriyor. Sonra o yamayla övünme faslı başlıyor. Gülelim mi, ağlayalım mı? Karar verilemiyor.
***
İlçeler de bitap. Sahiller özellikle… Ayvalık, Edremit, Burhaniye… Deniz coşmuş, belki de kendinden alınanı geri istiyor. Caddeler taşmış, sokaklar dolmuş. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın ilçeleri dolaşıyor, lodosun vurduğu yerlerde tespitler yapıyor; “lodos seferberliği” deniyor. Ekipler sahadaymış, çalışıyormuş. Çalışmasınlar demiyoruz elbette. Ama keşke bu manzaralar oluşmadan önce konuşsaydık seferberliği.
Çünkü modern şehircilik, felaket olduktan sonra çer çöp temizlemek değildir. Altyapı dediğiniz şey, kriz anında değil, krizden önce var olur. Yağmur suyunu denize veya derelere, kanallara en kısa yoldan ve güvenle ulaştıran hatlar kurmaktır. Dere yataklarını bilimle ıslah etmektir. Kıyı planlamasını lodosun, fırtınanın, yükselen denizin hesabını yaparak gerçekleştirmektir. Asfaltı hava durumuna bakmadan değil, mühendislik hesabıyla atmaktır. Yama yapmak değil, kalıcı çözüm üretmektir.
Bu manzara yalnızca Balıkesir’e özgü değil; pek çok kentte tablo aynı. Çünkü altyapıya gereken özen gösterilmiyor, işler bilimsel yöntemlerle değil el yordamıyla yapılıyor. Sonuç değişmiyor. Yağmur yağıyor, şehir teslim oluyor.
Vizyon, hedef, modernlik… Bunlar güzel kelimeler. Ama gerçeklik, çöken yollar, göle dönen sokaklar ve çamur deryası. Vizyonun asfaltı yağmurda eriyorsa, orada modern şehircilikten değil, iyi pazarlanmış cümlelerden söz edebiliriz ancak.