Ekranları açıyorsunuz; uzmanlar konuşuyor.
“Tek kutuplu dünya bitti mi?”
“Çok kutuplu sisteme mi geçiyoruz?”
“ABD hegemonyası zayıflıyor mu?”

Cevap net aslında: Hayır.
Sadece dekor değişiyor, senaryo aynı.


ABD hâlâ dünyanın her yerine “demokrasi” ihraç edebilen tek ülke. İlginçtir, bu demokrasi sandıkla değil; uçak gemisiyle, İHA’yla, ambargoyla geliyor. Yan etkileri arasında iç savaş, etnik bölünme, ekonomik çöküş ve kalıcı istikrarsızlık bulunuyor. Ama prospektüste yazmıyor.


BİRLEŞMİŞ MİLLETLER DÜNYANIN EN PAHALI SEYİRCİ TRİBÜNÜ

Yugoslavya parçalanırken BM oradaydı.
Afganistan yerle bir edilirken oradaydı.
Irak’ta “kitle imha silahları” aranırken de oradaydı.
Bulunamadı ama olsun… Aramak bile demokrasi sayıldı.

BM, modern çağın en büyük icadı olabilir:
Her şeye tanık olup hiçbir şeye karışmama sanatı.

Kınama metni yazmakta dünya lideri.
Caydırıcılıkta ise emekli.


11 EYLÜL BİR FELAKET, BİR FIRSAT

11 Eylül oldu.
İnsanlık için büyük bir trajedi.
ABD içinse daha da büyük bir “stratejik fırsat”.

O günden sonra dünya ikiye ayrıldı:
ABD’nin yanında olanlar
ve
ABD’nin “demokrasiye kavuşturacakları”.

Irak’a girildi.
Saddam bulundu.
Mahkeme kuruldu.
İdam edildi.
Petrol… pardon, özgürlük kaldı.


ARAP BAHARI!.. ÇİÇEKLER AÇTI, ÜLKELER SOLDU

Arap Baharı…
Ne romantik isim.

Tunus, Mısır, Libya…
Özellikle Libya.

Kaddafi’nin demokrasiye pek meraklı olmadığı biliniyordu ama ABD’nin de Akdeniz’de kendisine kafa tutan liderlere alerjisi vardı. Sonuç?

Bir ülke yok oldu.
Bir lider linç edildi.
Bir halk yalnız kaldı.

Ama olsun…
Demokrasi gelmedi belki ama petrol akışı hiç aksamadı.


AVRUPA... KUTUP OLAMAYAN KITA

Avrupa deseniz…
Koca kıta ama siyasi olarak “küçük”.

ABD ne derse onu yapan,
itiraz edecek gibi olup vazgeçen,
kendi göbeğini bile kesemeyen bir birlik.

Danimarka’yla Grönland meselesinde bile “acaba” demekten öteye geçemeyen bir Avrupa’dan, dünya dengesi beklemek biraz iyimserlik olur.


VENEZUELLA! DEMOKRASİ HELİKOPTERE BİNERKEN...

Ve geldik son perdeye: Venezuela.

Petrol var mı? Var.
ABD’nin iştahı kabarır mı? Kabardı.
Uluslararası hukuk? O da ne?

Bir ülkenin devlet başkanı helikopterle kaçırılıyor, ABD’ye götürülüyor, yargılanıyor.
Dünya ne yapıyor?

Hiçbir şey.

Bir iki “endişeliyiz” açıklaması,
birkaç diplomatik cümle,
sonra herkes işine gücüne.

Demokrasi böyle bir şey işte:
İstediğinde alınıyor,
istemediğinde geri verilmiyor.


BUGÜN MADURO, YARIN KİM?

Bugün Venezuela.
Dün Libya.
Evvelsi gün Irak.

Yarın kim?

Petrolü olan,
kendi yolunu çizmek isteyen,
“hayır” deme cüreti gösteren herhangi bir ülke.

Yeni dünya düzeni denilen şey tam olarak bu:
Güçlünün hukuku, zayıfın suskunluğu.


DEMOKRASİYİ TEPE TEPE KULLANIN

ABD dünyaya diyor ki:
“Petrol benim, düzen benim, karar benim.
Demokrasi senin… al, tepe tepe kullan.”

Dünya da başını sallıyor.
Çünkü seyirci olmak, hedef olmaktan daha güvenli.

Ama tarih şunu gösteriyor:
Seyirci tribünleri er ya da geç sahaya iner.

Ve o gün geldiğinde,
“Bize dokunmayan yılan” çoktan herkesin evine girmiş olur.