Son yıllarda market raflarına şöyle bir bakın… Proteinli sütler, proteinli pudingler, protein barları, protein kahveleri… Sanki hepimiz profesyonel sporcu olmuşuz gibi bir hava var. Özellikle sosyal medyada “protein almadan yaşanmaz” algısı o kadar büyüdü ki, insanlar artık normal bir kahvaltı yapınca eksik besleniyormuş gibi hissediyor.
Oysa mesele biraz daha basit aslında.
Vücudun proteine ihtiyacı var, bu doğru. Kas yapımı için de lazım, bağışıklık sistemi için de, enerji dengesi için de… Ama protein denince akla sadece tozlar ve shake’ler gelmeye başladı. Halbuki bizim mutfağımızda yıllardır protein deposu olan o kadar çok doğal besin var ki…
Mesela bir kase süzme peynir. Yıllardır kahvaltı sofralarının en sade ama en güçlü oyuncularından biri. Ya da mercimek… Anadolu’nun en eski yemeklerinden biri ama bugün hâlâ en kaliteli bitkisel protein kaynaklarından biri olarak gösteriliyor. Yumurta, yoğurt, tavuk, balık, kuru fasulye… Bunlar zaten bizim hayatımızın içindeydi.
Şimdi bakıyorsunuz, insanlar spor salonundan çıkıp 700 liralık protein tozu alıyor ama eve gelip doğru düzgün yemek yemiyor. İşte burada biraz durup düşünmek gerekiyor.
Çünkü vücut sadece “protein gramı” istemiyor. Vitamin de istiyor, mineral de, lif de… Yani mesele yalnızca kas yapmak değil, sağlıklı kalabilmek. Tam da bu yüzden doğal besinlerin değeri hâlâ çok büyük.
Örneğin Yunan yoğurdu denilen şey aslında bizim yıllardır bildiğimiz süzme yoğurdun farklı bir versiyonu. Sardalya deseniz küçücük balık ama tam bir besin deposu. Mercimek zaten başlı başına mucize gibi bir şey. Hem tok tutuyor hem ekonomik hem de sağlıklı.
Bir de şu var…
Protein furyası biraz tüketim çılgınlığına dönüştü. İnsanlar artık ihtiyaç duyduğu için değil, trend olduğu için protein ürünü alıyor. Sosyal medya da bunu sürekli pompalıyor. Sabah kahvesine protein tozu koyan, gece yatmadan protein pudingi yiyen, yürüyüşe çıkarken bile protein bar taşıyan insanlar görüyoruz.
Halbuki çoğu kişinin günlük beslenmesinde zaten yeterli protein var.
Elbette profesyonel spor yapanlar, yoğun antrenman programı olanlar ya da özel beslenme düzeni uygulayanlar için protein destekleri gerekli olabilir. Buna kimsenin itirazı yok. Ama masa başında çalışan, gün içinde çok yoğun fiziksel aktivitesi olmayan birinin sırf moda diye sürekli protein takviyesi kullanması da ayrı bir mesele.
Biz biraz sofradan uzaklaştık galiba.
Eskiden insanlar bir tabak kuru fasulyeyle, mercimek çorbasıyla, yoğurtla gayet dengeli beslenebiliyordu. Şimdi ise doğal gıdalar “yetersiz” gibi gösteriliyor. Oysa mesele çoğu zaman pahalı ürünler değil, düzenli ve dengeli beslenme.
Üstelik doğal protein kaynaklarının bir başka avantajı daha var: Gerçek yemek hissi veriyorlar. Bir kase yoğurtla doymak başka, şekerli bir protein barıyla günü geçirmeye çalışmak başka şey.
Bazen en modern görünen şey, en sağlıklı olan olmayabiliyor.
Belki de yeniden mutfağa dönmek gerekiyor. Tencereye, çorbaya, mercimeğe, balığa, yoğurda…
Çünkü sağlık çoğu zaman reklamı en çok yapılan üründe değil, yıllardır soframızda duran sade yiyeceklerde gizli.