Bir gazetenin içinde geçen çocukluk, dört kuşaktır süren gazetecilik ve 41 yıllık mücadele…

Çocukken gazeteye kızıyordum; bugün aynı gazeteyi yaşatabilmek için gecemi gündüzüme katıyorum. İki sandalyenin birleştiği yerde uyuduğum gecelerden, bugün 41 yıllık bir gazetenin sorumluluğunu taşıdığım günlere geldim.

Gazetecilik bizim ailede sadece meslek değil; dededen toruna geçen bir hayat biçimi. Gazetecilik herkesi memnun etme sanatı değildir; halka karşı sorumluluk taşıma meselesidir.


Ben gazetede doğdum sayılır.

Bebekliğimi hatırlamıyorum elbette ama hatırlamaya başladığım ilk yıllardan itibaren daktilo seslerini, klavye tıkırtılarını, matbaanın gürültüsünü biliyorum. Çocukluğumun sesi buydu benim.

Gazete ofisinde ya da matbaada, gecenin ilerleyen saatlerinde iki sandalye ya da iki koltuk birleştirilir, bana yatak yapılırdı. Gazetecilik koşuşturması sürerken ben bir köşede uyuyakalırdım. Bunu bir kez değil, yüzlerce kez yaşadım.

90’lı yılların ortalarından itibaren benim hayatımın merkezi hep gazete oldu.

Henüz anaokuluna başlamadan önce ofiste bilgisayar masalarının altında saklambaç oynuyordum. Klavyeleri oyuncak sanıyor, monitörleri kurcalıyordum. Okula başladığım yıllarda ise okul çıkışı adresim ev değil, gazeteydi.

Önce gazeteye giderdik.

Gazete bitmeden, sayfalar matbaaya gönderilmeden eve dönülmezdi.

Çocuk aklımla buna çok kızıyordum.

Neden herkes gibi okuldan sonra eve gitmiyordum da gecenin bir yarısına kadar gazetede bekliyordum?

Neden annemle babam bütün günlerini gazetede geçiriyordu?

Hatta uzun yıllar gazeteyi benden daha çok sevdiklerini düşündüm.

O yaşlarda yaptıkları işin ne anlama geldiğini anlayabilecek durumda değildim tabi.

Bir de çevreme bakıyordum…

Arkadaşlarımın aileleri güzel arabalara biniyor, güzel evlerde oturuyordu. İnsan çocukken kıyaslıyor ister istemez. Bizim evde ise sürekli bir gazete telaşı vardı.

Masraflar… Borçlar… Maaşlar… Vergiler… Kiralar…

Ev kira, ofis kira, matbaa kira…

Gazetecilik öyle dışarıdan göründüğü gibi kazandıran bir iş değildi hiçbir zaman. Masrafı çoktu, geliri azdı.


***

Annem gün içinde gelen reklam, ilan ve abonelik tahsilatlarını hızlı hızlı sayarken, ben o paraların hepsini bizim sanıyordum. Sonra büyüdükçe öğrendim ki o paraların büyük bölümü çalışan maaşlarına, SGK primlerine, vergilere, baskı maliyetlerine, elektrik ve diğer giderlere gidiyormuş.

Ödemelerden sonra biraz bir şey kalırsa, beni mutlu etmek için oyuncak alırlardı. Hatta bir dönem Action Man koleksiyonu bile yapmıştım.

Çocuk aklımla gazeteciliğin para kazandırmadığını düşünüyordum.

Bu yüzden büyüdükçe kendi kendime bir karar aldım:

“Ben gazeteci olmayacağım.”


Üniversite tercihi döneminde bizimkiler basın yayın, medya okumamı istedi. Ben kabul etmedim. Çünkü çocukluğum boyunca bu işin ne kadar yorucu ve yıpratıcı olduğunu görmüştüm.

Gittim gastronomi okudum.

Niyetim kendi alanımda ilerlemekti.

Diplomamı aldıktan sonra hayatın beni nereye götüreceğini düşünürken kendimi bir anda yine gazetede buldum.

Üstelik bu kez çocuk olarak değil…

Sorumluluk alan biri olarak.


***

O yıllarda medya dünyası büyük değişim yaşamıştı. Dijital yayıncılık büyüyor, internet haberciliği önem kazanıyordu. Bizimkilerin isteğiyle gazetenin dijital iletişim çalışmalarını üstlendim.

Sonra iş büyüdü. Hem dijital medya… Hem basılı gazete…

Bugün yük benim omuzlarımda.

Çocukken kızdığım gazeteyi bugün neden bu kadar sahiplendiğimi artık çok iyi biliyorum.

Çünkü gazetecilik haber vermekten ibaret bir iş değil.

Bu işin en başında halka karşı sorumluluğunuz var.

Yaşadığınız şehirde insanlara doğru bilgiyi ulaştırmak zorundasınız. Haberi, yorumu, eleştiriyi dürüst biçimde yapmak zorundasınız.

Ama bunu yaparken büyük zorluklarla karşı karşıya kalıyorsunuz.

Yayıncılığı sürdürebilmek için resmî kurallara eksiksiz uymak zorundasınız.

Ekonomik yük ağır… Sorumluluk ağır… Baskı ağır…

Daha da önemlisi, gazetecilik herkesi memnun etme sanatı değil.

İyiye ve güzele “evet” derken, yanlışa da “hayır” diyebilmeniz gerekir.

Eleştiri gazeteciliğin temelidir.

Bu eleştiriyi bazen halk adına yaparsınız, bazen yaşadığınız şehir adına, bazen de yurttaşı olduğunuz ülke adına…

Kamu çıkarlarını korumak zorundasınızdır çünkü.

Yönetenlerin yanlışlarını yazacaksınız ki eksikler görülsün.

Biz hiçbir zaman hakaretle, tehditle, şantajla çıkar sağlamaya çalışan bir anlayışın içinde olmadık.

Ama doğru bildiklerimizi yazdığımızda, yaptığımız eleştiriler bazılarını rahatsız edebiliyor.

Küsen oluyor. Darılıp öfkelenen oluyor. Olsun…

Biz aldığımız aile terbiyesiyle, meslek ahlakıyla doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz.


***

Sanıyorum bugün Balıkesir’de bu mesleği dördüncü kuşak olarak sürdüren tek kişiyim.

Bu hikâye benimle başlamadı.

Babamın dedesi, rahmetli büyük dedem Ali Sürmelioğlu, kara matbaa döneminin mürettiplerindendi. Bugün bilgisayarda saniyeler içinde yaptığımız işler, o yıllarda kurşun harflerin tek tek kasalardan seçilip dizilmesiyle yapılıyordu.

Mürettiplik gerçekten büyük ustalık isteyen bir sanattı.

Dedem rahmetli Kadir Sürmelioğlu ise Balıkesir basınının emekçilerindendi. Muhabirlik yaptı, mürettiplik yaptı, muharrirlik yaptı. Ateş Gazetesi’nin sahibi merhum Cahit Albayrak gibi önemli bir fikir ve sanat insanının yanında yetişti. Sonrasında memuriyete geçse de gazetelerden hiç kopmadı; mahlas isimlerle köşe yazıları yazmayı sürdürdü.

Babam ise ben bildim bileli bu işin içinde.

Gazeteciliğe ilk adımını Politika Gazetesi’nde muhabir olarak attı. 20 Mayıs 1986’da yayın hayatına başlayan gazetede, dönemin sahibi merhum Yıldırım Ovacık onun ustasıydı.

Ve o gazete bugün hâlâ ayakta.


Politika bugün 41’inci yayın yılına giriyor.

Tam kırk yılı geride bırakıyoruz.

Her sabah okuyucusuna ulaşan bir gazete olarak yolumuza devam ediyoruz. Sadece basılı gazeteyle değil, politikam.com üzerinden de Balıkesir’in ve bölgenin gündemini anbean takipçilerimize ulaştırıyoruz.

Politikam.com’u bölgenin en nitelikli ve en çok takip edilen haber platformlarından biri yapmak için gece gündüz çalışıyoruz.

Ne yalan söyleyeyim… En çok da ben çalışıyorum.

Ama bundan şikâyet etmiyorum.

Çünkü artık çocukken anlayamadığım şeyi çok iyi biliyorum:

Gazetecilik bazen fedakârlık demek.

Bazen uykusuzluk…

Bazen maddi zorluk…

Ama en önemlisi büyük bir sorumluluk demek.

Bugün işin başında ben varım.

Balıkesir için çarpıyor yüreğimiz.


***

Politika’yı bugünlere taşıyan, emeği geçen, bizimle birlikte aynı yolda yürüyen tüm çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Hayatta olmayan büyüklerimizi de rahmetle anıyorum.

Biz aynı yolda yürümeye devam ediyoruz.

41 kere maşallah…

Nice yıllara…


41. Yıl Görsel