Ekim ayıyla birlikte yağmur yüzünü göstermeye başladı. Yağmurun kokusunu alan doğa severler içinse bunun başka bir anlamı daha var: Mantar sezonu açıldı!

Özellikle Balıkesir bu konuda oldukça şanslı bir coğrafya. Ormanlık alanları, Kazdağları çevresi ve kırsal bölgeleriyle sonbahar geldiğinde mantar peşine düşenlerin rotasında pek çok nokta var.

Yağmurun ardından toprağın nemlenmesiyle birlikte mantar meraklıları da sepetlerini alıp doğaya çıkmaya başladı.

İşin en keyifli tarafı zaten burada.

Ormanda yürüyorsunuz, yaprakların arasını kontrol ediyorsunuz, bazen dakikalarca hiçbir şey bulamıyorsunuz. Sonra bir ağacın dibinde birkaç mantar beliriyor. Bulunca da insan ister istemez seviniyor.

Ama tam burada durmak gerekiyor.

Çünkü doğada karşınıza çıkan her mantar, tavaya atılacak mantar değil.

Hatta mantar konusunda yapılan en tehlikeli hata, "Ben bunu biliyorum" cümlesi olabilir.

Zehirli Mantarın Üzerinde "Beni Yeme" Yazmıyor

Mantarların tehlikeli tarafı şu: Yenilebilir türlerle zehirli türler birbirine oldukça benzeyebiliyor.

Bu nedenle "Biz yıllardır topluyoruz", "Köylüler bunu yiyor", "Böcekler yemiş, demek ki zehirsiz" ya da "Pişirince zehri gider" gibi kulaktan dolma bilgiler ciddi sonuçlara yol açabilir.

Sirkeli suda bekletmek de bir güvenlik testi değil.

Çünkü bazı zehirli mantarların içerdiği toksinler pişirmeyle ortadan kalkmıyor. Mantarın tadının güzel olması veya kötü kokmaması da güvenli olduğu anlamına gelmiyor.

Üstelik mesele yalnızca mantarın zehirli olup olmaması değil. Mantarlar yetiştikleri çevrede bulunan bazı ağır metalleri bünyelerinde biriktirebildikleri için nereden toplandıkları da önemli.

Yol kenarından, sanayi bölgelerinin yakınından veya çevresel kirliliğin yoğun olduğu alanlardan mantar toplamak bu nedenle iyi bir fikir değil.

Peki mantar toplarken ne yapacağız?

Kural aslında son derece basit:

Türünden yüzde 100 emin olmadığınız mantarı toplamayın, hele sofraya hiç getirmeyin.

Fotoğrafa bakarak, internetten benzerini bularak veya telefon uygulamasının verdiği sonuca güvenerek "Bu kesin yenir" demek de riskli. Mantar teşhisi, özellikle birbirine çok benzeyen türler söz konusu olduğunda uzmanlık gerektiriyor.

Doğada mantar aramak güzel bir sonbahar aktivitesi olabilir. Ancak sepete giren mantarın sofraya kadar olan yolculuğunda biraz şüphecilik hayat kurtarabilir.

Mantar Yedikten Sonra Bu Belirtileri Hafife Almayın

Mantar zehirlenmesi her zaman yemeğin hemen ardından ortaya çıkmayabilir.

Bazı zehirlenmelerde bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal, terleme ve baş dönmesi gibi şikayetler ilk saatlerde görülebilir.

Daha tehlikeli bazı zehirlenmelerde ise belirtiler saatler sonra başlayabilir. Sarılık, idrar renginde koyulaşma, idrar miktarında azalma, bilinç bulanıklığı ve uyku hali gibi belirtiler karaciğer veya böbreklerin etkilenmesine işaret edebilir.

Buradaki kritik nokta şu:

"Biraz midem bozuldu, geçer" diye beklememek gerekiyor.

Doğadan toplanan mantar tüketildikten sonra zehirlenme şüphesi oluşmuşsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalı. Kişi kendi kendine kusturmaya çalışmamalı, rastgele ilaç veya sözde "panzehir" yöntemlerine başvurmamalı.

Mümkünse tüketilen mantardan kalan örneklerin veya yemeğin sağlık ekibine gösterilmek üzere saklanması da mantarın belirlenmesine yardımcı olabilir.

Çünkü mantar zehirlenmesi bildiğimiz basit gıda zehirlenmelerinden çok daha ağır seyredebilir. Bazı toksinler karaciğer ve böbreklerde ciddi hasara, ağır vakalarda ise hayati tehlikeye yol açabilir.

O yüzden yağmur yağdı diye sepeti kapıp ormana gitmeyin demiyorum.

Tam tersine...

Sonbaharda Balıkesir'in doğasında yürümek, yağmur sonrası ormanın kokusunu içine çekmek, mantar aramak gerçekten ayrı bir keyif.

Ama bulduğunuz her mantarı da akşam yemeği olarak görmeyin.

Bazen ormanda gördüğünüz güzel bir mantarın fotoğrafını çekip yolunuza devam etmek, onu sepete atmaktan çok daha iyi bir seçimdir.

Çünkü mantar sezonunun belki de en önemli kuralı şu:

Tanımadığınız mantarın güzelliğine bakılır, fotoğrafı çekilir ama yenmez.