Bir bardak gazlı içecek, öğle yemeğinin yanında içilen hazır meyve suyu ya da sıcak bir yaz gününde serinlemek için tercih ettiğimiz şekerli bir içecek...
Çoğumuz bunları tüketirken sağlığımıza nasıl bir etkisi olabileceğini pek düşünmüyoruz. Oysa çocuklukta edinilen bu alışkanlıklar, yıllar sonra hiç beklemediğimiz sağlık sorunlarıyla karşımıza çıkabiliyor.
Yüksek tansiyon denildiğinde aklımıza genellikle fazla tuz tüketimi, stres, hareketsizlik ve ilerleyen yaş geliyor. Peki ya şeker? Özellikle de içeceklerle aldığımız şeker?
Bu sorunun üzerinde biraz durmak gerekiyor. Çünkü uzun yıllara yayılan bir araştırmanın sonuçları, çocukluk ve ergenlik döneminde tüketilen şekerli içeceklerle yetişkinlikte ortaya çıkan hipertansiyon arasında önemli bir bağlantı olabileceğini gösteriyor.
Araştırmacılar, yaklaşık 25 bin 749 çocuk ve ergenin sağlık verilerini incelemiş. Çalışmanın başlangıcında katılımcıların yaş ortalaması 12 civarında. Bu kişiler 25 yıla kadar uzanan bir süreçte takip edilmiş ve bu süre içerisinde 1.625 kişide hipertansiyon gelişmiş.
Asıl dikkat çekici sonuç ise içecek tüketiminde ortaya çıkmış.
Günde en az iki porsiyon şekerli içecek tüketenlerin ilerleyen yıllarda hipertansiyon geliştirme riski, haftada üç porsiyondan az tüketenlere göre yüzde 52 daha yüksek bulunmuş.
Üstelik araştırmacılar kilo, fiziksel aktivite ve genel beslenme alışkanlıklarını da değerlendirdiklerinde bu bağlantının devam ettiğini görmüş.
Burada küçük ama önemli bir ayrıntı var. Yüzde 52'lik artış, şekerli içecek tüketen herkesin mutlaka tansiyon hastası olacağı anlamına gelmiyor. Araştırma iki durum arasında güçlü bir ilişki olduğunu gösteriyor ancak tek başına şekerli içeceklerin hipertansiyona neden olduğunu kanıtlamıyor.
Yine de üzerinde düşünmeye değer bir sonuç.
Çünkü bugün market raflarına baktığımızda şekerli içeceklerin ne kadar büyük bir yer kapladığını görüyoruz. Gazlı içecekler, aromalı içecekler, enerji içecekleri, hazır çaylar... Özellikle çocukların ve gençlerin bunlara ulaşması son derece kolay.
Dahası, çoğu zaman içtiğimiz şekerin miktarını da fark etmiyoruz. Birkaç dakikada tükettiğimiz bir içecekle ciddi miktarda ilave şeker alabiliyoruz.
Meyve Suyu Gerçekten Meyve Kadar Sağlıklı mı?
Araştırmanın dikkatimi çeken bir başka tarafı da meyve suyuyla ilgili sonuçları oldu.
Genellikle meyve suyunu gazlı içeceklere göre daha sağlıklı kabul ediyoruz. Özellikle çocuklara meyve suyu verirken içimiz daha rahat olabiliyor. Sonuçta meyveden yapılıyor, değil mi?
Ancak mesele o kadar basit değil.
Araştırmada fazla meyve suyu tüketimi de yüksek tansiyon riskiyle ilişkili bulunmuş. Buna karşılık meyvenin bütün olarak tüketilmesinde aynı ilişki gözlenmemiş.
Bunun anlaşılır bir nedeni var. Bir portakalı yediğinizde yalnızca meyvenin şekerini almıyorsunuz. Aynı zamanda lif tüketiyorsunuz. Lif, sindirimi yavaşlatıyor ve tokluk hissine katkı sağlıyor.
Meyve suyu içtiğinizde ise özellikle süzülmüş ürünlerde bu lifin önemli bir bölümünden mahrum kalabiliyorsunuz. Üstelik birkaç portakalın suyunu tek seferde içmek, aynı miktarda meyveyi bütün olarak yemekten çok daha kolay.
Bir de hazır meyve içecekleri var. Bunların bazılarında meyvenin doğal şekerine ek olarak ilave şeker de bulunabiliyor. Dolayısıyla ambalajın üzerinde meyve resmi olması, o içeceğin mutlaka sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor.
Bence burada kendimize sormamız gereken soru şu: Susadığımızda neden ilk olarak suyu değil de başka bir içeceği arıyoruz?
Aslında vücudumuzun susuzluğunu gidermek için şekerli bir içeceğe ihtiyacı yok. Su bu iş için yeterli. Süt ve şekersiz içecekler de beslenme düzenimize göre tercih edilebilir.
Elbette arada bir içilen gazlı içecek ya da meyve suyu yüzünden kimsenin paniğe kapılmasına gerek yok. Önemli olan bunların günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçasına dönüşmemesi.
Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda alışkanlıkların nasıl oluştuğunu düşünmek gerekiyor. Küçük yaşlardan itibaren her öğünün yanında şekerli içecek tüketen bir çocuğun, yetişkin olduğunda bu alışkanlığı bırakması kolay olmayabilir.
Bugün hipertansiyon yalnızca ileri yaştaki insanların sorunu değil. Genetik yatkınlık, fazla kilo, yüksek tuz tüketimi, hareketsizlik ve sağlıksız beslenme gibi pek çok faktör tansiyon üzerinde etkili olabiliyor.
Şekerli içecekler de bu tablonun göz ardı edilmemesi gereken parçalarından biri.
Belki de sağlıklı beslenmeye başlamak için bütün mutfağımızı değiştirmemize gerek yok. Önce buzdolabının kapağını açıp ne içtiğimize bakabiliriz.
Çünkü bazen yıllar sonra sağlığımızı etkileyecek alışkanlıklar, bugün soframıza koyduğumuz bir bardakla başlıyor.