Daha genç görünmek, kırışıklıkları azaltmak, cildimizi canlı ve sağlıklı tutmak için ne kadar para harcıyoruz?
Kremler, serumlar, maskeler, yaşlanma karşıtı bakım ürünleri... Kozmetik sektörünün bize sunduğu seçeneklerin sonu yok. Peki, bütün bunlara para harcarken cildimizin asıl ihtiyaç duyduğu şeyleri gözden kaçırıyor olabilir miyiz?
Bugün bir kozmetik mağazasına girin. Küçücük bir kavanoz kremin fiyatını görünce şaşırmamak elde değil. Üstelik ambalajların üzerinde öyle vaatler var ki insan birkaç hafta içinde yılların izlerinden kurtulacağını düşünüyor.
Elbette cilt bakımının önemini inkar edemeyiz. Ancak cildimize yalnızca dışarıdan sürdüğümüz ürünlerle bakabileceğimizi düşünmek de pek doğru değil.
Çünkü cildimiz de diğer organlarımız gibi yediklerimizden etkileniyor.
Son yıllarda yapılan araştırmalar, beslenme alışkanlıklarımızın cildin nem dengesi, elastikiyeti ve yaşlanma süreci üzerinde etkili olabileceğini gösteriyor.
Yani pahalı bir serumun içeriğinde aradığımız bazı maddeler, aslında her hafta pazardan aldığımız sebzelerde, meyvelerde ve mutfağımızdaki diğer besinlerde bulunuyor.
Cildinizi Genç Tutmak İstiyorsanız Önce Renkli Beslenin
Havuç, domates, kırmızı biber, portakal, mandalina...
Bunların ortak özelliği yalnızca renkleri değil. İçerdikleri vitaminler ve antioksidanlar sayesinde cilt sağlığını desteklemeleri.
Özellikle havuç, domates ve kırmızı biberde bulunan karotenoidler, cildimizi çevresel etkenlerin oluşturduğu hasara karşı korumaya yardımcı olabiliyor.
Bir de kolajen meselesi var.
Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz kolajen, cildimize sıkılığını ve esnekliğini veren proteinlerden biri. Yaş ilerledikçe vücudumuzdaki kolajen üretimi azalıyor. Bunun sonucunda da kırışıklıklar ve sarkmalar belirginleşmeye başlıyor.
İşte burada C vitamini devreye giriyor.
Portakal, mandalina, kivi, çilek ve biber gibi C vitamini bakımından zengin besinler, vücudun normal kolajen üretimini destekliyor.
Üstelik bu besinlere ulaşmak için özel bir alışveriş yapmamıza da gerek yok.
Mesela domatesi düşünelim.
Yaz aylarında soframızdan eksik etmediğimiz domates, likopen adı verilen güçlü bir antioksidan içeriyor. Domatesi zeytinyağıyla birlikte tükettiğimizde vücudumuzun likopenden yararlanması da kolaylaşıyor.
Balıkesir gibi zeytinyağının bol olduğu bir memlekette yaşıyorsanız bu konuda oldukça şanslısınız.
Domatesin üzerine biraz zeytinyağı gezdirmek hem lezzetli hem de cilt sağlığı açısından faydalı bir alışkanlık olabilir.
Tabii burada önemli bir ayrıntı var. Bu besinlerin hiçbiri güneş kreminin yerini tutmuyor. Güneşin cilt üzerindeki yaşlandırıcı etkilerine karşı uygun güneş koruyucuları kullanmak hala önemli.
Peki, meyve tüketmek gerçekten kırışıklıkları azaltabilir mi?
Bu konuda ilginç bir araştırma var.
Menopoz sonrası kadınlarla yapılan küçük ölçekli bir çalışmada, 16 hafta boyunca haftada dört kez yaklaşık 85 gram mango tüketen katılımcıların yüzlerindeki bazı kırışıklık ölçümlerinde azalma görülmüş.
Ancak işin ilginç tarafı şu: Daha yüksek miktarda mango tüketen grupta kırışıklıkların arttığı gözlemlenmiş.
Araştırmacılar bunun nedenini henüz kesin olarak açıklayamıyor. Çalışmanın kapsamı da mangonun kırışıklıkları giderdiğini söylemek için yeterli değil.
Ama bize önemli bir şeyi hatırlatıyor: Bir besin faydalı diye onu sınırsız tüketmek gerekmiyor.
Genç Bir Cilt İçin Balık, Ceviz, Zeytinyağı ve Yoğurdu Unutmayın
Cildimiz için önemli olan yalnızca vitaminler değil. Sağlıklı yağların da bu işte ciddi bir payı var.
Örneğin ceviz, badem ve fındık...
Bu besinler E vitamini ve sağlıklı yağlar bakımından zengin. E vitamini, hücrelerin oksidatif stresten korunmasına yardımcı oluyor.
Özellikle badem tüketimi üzerine yapılan küçük bir araştırmada, düzenli badem yiyen kadınların bazı kırışıklık ölçümlerinde iyileşme gözlemlenmiş.
Elbette bu sonuç, her gün bir avuç badem yiyen herkesin daha genç görüneceği anlamına gelmiyor.
Ancak kuruyemişleri dengeli bir beslenme düzenine dahil etmek için bir neden daha sunuyor.
Bir de balık var.
Sardalya, uskumru ve somon gibi yağlı balıklar omega-3 yağ asitleri bakımından zengin.
Omega-3 yağ asitleri, vücuttaki iltihaplanma süreçlerinin düzenlenmesinde görev alıyor. Cilt sağlığını destekleyebileceğine ilişkin araştırmalar da bulunuyor.
Aslında bizim mutfağımız bu açıdan oldukça zengin.
Ege ve Marmara'nın balıkları, zeytinyağlı sebze yemekleri, mevsim meyveleri, ceviz, badem...
Yani sağlıklı beslenmek için dünyanın öbür ucundan getirilen, ismini bile zor telaffuz ettiğimiz pahalı ürünlere ihtiyacımız yok.
Bir başka önemli konu da bağırsak sağlığı.
Son yıllarda bilim insanları bağırsaklarımızla cildimiz arasındaki ilişkiyi daha fazla araştırıyor.
Bağırsaklarımızda yaşayan mikroorganizmalar, bağışıklık sistemimizden iltihaplanma süreçlerine kadar birçok mekanizmada rol oynuyor.
Bu ilişki, bilim dünyasında bağırsak-cilt ekseni olarak adlandırılıyor.
Peki bağırsaklarımızı nasıl destekleyebiliriz?
Yoğurt, kefir ve uygun şekilde fermente edilmiş sebzeler bu konuda yardımcı olabilir. Ayrıca baklagiller, tam tahıllar, sebzeler ve meyveler de bağırsak bakterilerinin yararlanabileceği lifler içeriyor.
Özellikle yoğurt bizim sofralarımızın vazgeçilmezlerinden.
Ama şunu da belirtelim: Yoğurt yemek tek başına kırışıklıkları azaltmaz. Bağırsak sağlığı ile cilt arasındaki ilişki umut verici olsa da hangi besinin cilt yaşlanmasını ne ölçüde etkilediğini anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.
Gelelim işin en önemli kısmına...
Cildimizin yaşlanmasını tamamen durdurmak mümkün değil.
Ne dünyanın en pahalı kremi ne de en sağlıklı besin bizi 60 yaşında 25 yaşındaki halimize döndürebilir.
Yaşlanmak doğal bir süreç. Genetik özelliklerimiz, güneşe maruz kalma süremiz, sigara kullanımı, uyku düzenimiz ve beslenme alışkanlıklarımız bu sürecin nasıl ilerleyeceğini etkiliyor.
Bu yüzden yalnızca bir kremden ya da tek bir besinden mucize beklemek doğru değil.
Bence asıl mesele, genç görünmek uğruna sürekli yeni ürünlerin peşinden koşmak yerine sağlıklı alışkanlıklar edinmek.
Düzenli uyumak, yeterince su içmek, sigaradan uzak durmak, güneşten korunmak ve dengeli beslenmek...
Bunların hiçbiri kulağa yeni bir kozmetik ürününün reklamı kadar heyecan verici gelmeyebilir.
Ama cildimizin uzun yıllar sağlıklı kalması açısından çok daha anlamlı alışkanlıklar.
Bir düşünün...
Yüzümüzdeki kırışıklıkları azaltmak için binlerce liralık kremleri araştırıyoruz ama gün içerisinde kaç porsiyon sebze yediğimize, yeterince protein alıp almadığımıza pek dikkat etmiyoruz.
Belki de değiştirmemiz gereken ilk alışkanlık bu.
Elbette bakım ürünlerini çöpe atalım demiyorum. Cilt tipine uygun bir nemlendirici ve güneş koruyucu, bakım rutinimizin önemli parçaları olabilir.
Ancak sağlıklı bir cildin yalnızca kozmetik mağazalarında aranmayacağını da kabul etmek gerekiyor.
Kısacası, bir dahaki sefere pahalı bir yaşlanma karşıtı krem almadan önce buzdolabınızın kapağını açın. Belki de cildinizin ihtiyaç duyduğu desteğin bir kısmı, zaten mutfağınızda sizi bekliyordur.