Havalar bir sıcak bir soğuk. Sabah evden çıkarken mont giyiyoruz, öğlen güneş açınca üzerimizdekileri çıkarıyoruz. Sonbaharın gelmesiyle birlikte çevremizde öksüren, hapşıran, boğaz ağrısından şikayet eden insanların sayısı da arttı. Hele bir de okulların açılmasıyla birlikte çocukların eve taşıdığı hastalıklar var ki, neredeyse bütün aile sırayla hasta oluyor.
Otobüste, iş yerinde, okulda, markette... Nereye gitsek benzer bir manzarayla karşılaşıyoruz. Peki, bu dönemde hastalıklardan korunmak için ne yapmalıyız?
Öncelikle bir yanlışı düzeltelim. Soğuk hava tek başına bizi hasta etmiyor. Hastalıklara neden olan virüsler. Ancak havaların soğumasıyla kapalı alanlarda daha fazla zaman geçirmemiz, ortamların yeterince havalandırılmaması ve insanların birbirine yakın olması bulaşmayı kolaylaştırıyor.
Bir de işin beslenme tarafı var.
Konu bağışıklık olunca çoğumuzun aklına hemen C vitamini geliyor. C vitamini denildiğinde de ilk düşündüğümüz şey portakal.
Çocukluğumuzdan beri böyle değil mi? Biraz boğazımız ağrısa, burnumuz akmaya başlasa hemen bir bardak portakal suyu hazırlanır.
Peki, C vitamini almak için portakal suyu gerçekten en iyi seçenek mi?
Aslında değil.
Portakal Suyundan Daha Fazla C Vitamini İçeren 3 İçecek
Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir araştırma derlemesinde oldukça ilginç bilgiler vardı. Meğer portakal suyundan çok daha fazla C vitamini içeren meyveler ve içecekler bulunuyormuş.
Üstelik bunlardan biri hemen hepimizin mutfağında bulunan domates!
1. Acerola Kirazı Suyu: C Vitamini Deposu
Acerola kirazını daha önce duydunuz mu?
Brezilya başta olmak üzere tropikal bölgelerde yetişen bu küçük kırmızı meyve, C vitamini açısından oldukça zengin.
Öyle ki yaklaşık 30 mililitre acerola kirazı suyunda 483 miligram C vitamini bulunabiliyor.
Karşılaştırma yapmak gerekirse 177 mililitre portakal suyunda yaklaşık 93 miligram C vitamini var.
Aradaki fark gerçekten büyük.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var. Bir besinde vitaminin çok fazla bulunması, onu sınırsız tüketebileceğimiz anlamına gelmiyor.
Yetişkinlerde günlük 2.000 miligramın üzerinde C vitamini tüketimi ishal, mide bulantısı ve karın ağrısı gibi sorunlara yol açabiliyor. Bazı kişilerde böbrek taşı riskini de artırabiliyor.
Yani acerola suyunu bardak bardak içmek yerine ölçülü tüketmek gerekiyor.
2. Guava Suyu: Bizde Pek Bilinmiyor Ama C Vitamini Oldukça Yüksek
Guava da tropikal bir meyve. Türkiye'de çok yaygın değil ancak büyük marketlerde ve bazı özel meyve satıcılarında karşımıza çıkabiliyor.
Yaklaşık 165 gram taze guava meyvesinde 376 miligram C vitamini bulunabiliyor.
Bu miktar, aynı ağırlıktaki portakalın içerdiğinden oldukça yüksek.
Fakat burada küçük bir ayrıntıyı atlamayalım. Bu değer doğrudan guava suyuna değil, meyvenin kendisine ait.
Hazır satılan guava içeceklerinde meyve oranı düşük, ilave şeker miktarı yüksek olabiliyor. Dolayısıyla her guava suyunun aynı miktarda C vitamini içerdiğini düşünmemek gerekiyor.
Bana sorarsanız imkan varsa meyvenin kendisini tüketmek daha mantıklı. Hem vitamin alıyoruz hem de lifinden yararlanıyoruz.
3. Domates Suyu: En Tanıdık Seçenek
Gelelim listenin en şaşırtıcı ve bize en yakın üyesine.
Domates!
Evet, yanlış okumadınız. Her sabah kahvaltı soframızda gördüğümüz, salatalarımızdan eksik etmediğimiz domates.
Bazı konserve domates sularının 177 mililitresinde yaklaşık 128 miligram C vitamini bulunabiliyor. Bu da aynı miktardaki portakal suyundan yaklaşık 35 miligram daha fazla.
Tabii her domates suyunun vitamin miktarı aynı değil. Üretim şekli, kullanılan domatesin türü ve ürünün zenginleştirilip zenginleştirilmediği sonucu değiştirebiliyor.
Burada dikkat etmemiz gereken bir başka konu da tuz miktarı. Özellikle hazır domates sularında sodyum oranı yüksek olabiliyor.
Evde hazırlanan, tuz ilave edilmemiş domates suyu ise güzel bir alternatif olabilir.
Peki, C Vitamini Bizi Hasta Olmaktan Korur mu?
İşte bence asıl konuşmamız gereken konu bu.
C vitamini bağışıklık sisteminin normal çalışması için gerekli. Ayrıca vücudun kolajen üretiminde, yaraların iyileşmesinde ve bitkisel kaynaklı demirin emiliminde önemli görevleri var.
Ama buradan hareketle ne kadar çok C vitamini alırsak o kadar az hasta olacağımızı düşünmek doğru değil.
Araştırmalar, düzenli C vitamini alımının soğuk algınlığının süresini bir miktar kısaltabildiğini gösteriyor. Ancak genel toplumda soğuk algınlığına yakalanmayı belirgin biçimde önlediğine dair güçlü bir kanıt bulunmuyor.
Yani sabah bir bardak portakal suyu içtik diye gün boyunca virüslerden korunmuş olmuyoruz.
Üstelik bağışıklık sistemimizin sağlıklı çalışması yalnızca C vitaminine bağlı değil.
Yeterli protein almak, düzenli uyumak, dengeli beslenmek ve fiziksel olarak aktif kalmak da önemli.
Bir de çoğu zaman ihmal ettiğimiz basit önlemler var.
Özellikle okulların açıldığı bu dönemde çocuklara el yıkama alışkanlığını kazandırmak gerekiyor. Sınıfların düzenli havalandırılması, hasta olduğumuzda mümkün olduğunca evde kalmamız ve kalabalık kapalı ortamlarda bulaş riskini azaltmamız da en az beslenme kadar önemli.
Aşılarla önlenebilen solunum yolu hastalıklarına karşı önerilen aşıları yaptırmayı da unutmamak gerekiyor.
Bir Bardak Meyve Suyu Yerine Meyvenin Kendisi Daha mı İyi?
Bence beslenme konusunda yaptığımız hatalardan biri de meyve suyunu meyvenin kendisiyle eşdeğer görmek.
Örneğin bir bardak portakal suyu hazırlamak için birkaç portakal sıkıyoruz. Oysa normal şartlarda aynı anda o kadar portakalı yemek istemeyebiliriz.
Meyvenin suyunu sıktığımızda lifinin önemli bir bölümünü de geride bırakıyoruz. Böylece kısa sürede daha fazla doğal şeker tüketebiliyoruz.
Bu nedenle yalnızca C vitamini almak amacıyla sürekli meyve suyu içmek yerine meyvenin kendisini tüketmek daha iyi bir tercih.
Üstelik C vitamini için tropikal meyveler aramamıza da gerek yok.
Kırmızı ve yeşil biber, maydanoz, brokoli, kivi, mandalina ve portakal günlük beslenmemizde rahatlıkla yer verebileceğimiz seçenekler.
Yetişkin erkeklerin günlük C vitamini ihtiyacı yaklaşık 90 miligram, kadınların ise 75 miligram. Sigara kullananların ihtiyacı biraz daha yüksek.
Çeşitli sebze ve meyveler tüketen sağlıklı bireyler için bu miktarlara ulaşmak genellikle zor değil.
Son Olarak...
Sonbahar geldi, kış da kapıda. Önümüzdeki aylarda grip, nezle ve diğer solunum yolu enfeksiyonlarını daha sık konuşacağız.
Bu dönemde bağışıklığımızı korumak için pahalı takviyelere, adını ilk kez duyduğumuz tropikal meyvelere ya da mucize olduğu söylenen karışımlara ihtiyacımız yok.
Portakalımızı da yiyelim, mandalinamızı da. Domatesi, biberi, yeşillikleri soframızdan eksik etmeyelim.
Ama en önemlisi, beslenmeyi tek başına hastalıklardan korunmanın garantisi olarak görmeyelim.
Çünkü bağışıklık sistemi bir bardak meyve suyuyla güçlenip bütün kışı sorunsuz geçirmemizi sağlayan bir mekanizma değil.
İyi beslenmek kadar iyi uyumak, temiz havaya çıkmak, hijyene dikkat etmek ve gerektiğinde dinlenmek de önemli.
Kısacası, hastalıklardan korunmak için yalnızca bardağımızın içine değil, günlük alışkanlıklarımıza da bakmamız gerekiyor.