Kelle paça, kemik suyu ve tavuk suyu çorba grip ve soğuk algınlığına iyi gelir mi? Kolajenin etkisi, çorbaların faydaları...
Havalar biraz soğusun, boğazımız hafiften yanmaya başlasın ya da sabah yataktan kırgın kalkalım...
Aklımıza gelen ilk şeylerden biri sıcacık bir kase çorba oluyor. Kimi tavuk suyuna güvenir, kimi ilikli kemik suyunu tercih eder, kimi de bol sarımsaklı, limonlu bir kelle paçanın kendisini ayağa kaldıracağına inanır. Peki çocukluğumuzdan beri şifa niyetine içtiğimiz bu çorbalar gerçekten hastalıklarla mücadelede ne kadar etkili?
Bizim kültürümüzde çorbanın yeri başka. Sadece sofraya başlangıç olsun diye içilmez. Bazen kahvaltının yerini tutar, bazen gece yarısı açlığını bastırır, bazen de hasta yatağındaki insanın önüne konur.
Hele konu kelle paça, işkembe ya da kemik suyuna geldiğinde işin içine biraz da aile büyüklerinden duyduğumuz tavsiyeler girer. "İç şu çorbayı, sabaha bir şeyin kalmaz" sözünü duymayanımız pek azdır.
Aslında bu alışkanlığın tamamen temelsiz olduğunu söylemek de doğru değil. Sıcak çorbalar hastalık döneminde sıvı alımını kolaylaştırabilir, boğazı rahatlatabilir ve iştahın azaldığı günlerde vücudun ihtiyaç duyduğu bazı besinleri sağlayabilir. Ancak çorbanın kendisini ilaç yerine koyduğumuzda işler değişiyor.
Kemik Suyu, Kolajen ve Kelle Paça Gerçekten Ne İşe Yarıyor?
Son yıllarda kemik suyu yeniden popüler oldu. Marketlerde hazır satılıyor, evlerde saatlerce kaynatılıyor, hatta sabahları kahve yerine içenler bile var.
Bunun en önemli nedenlerinden biri kolajen.
Kolajen, vücudumuzda bağ dokularının, cildin, kıkırdakların ve kemiklerin yapısında bulunan önemli bir protein. Kemik, kıkırdak ve bağ dokularının uzun süre pişirilmesiyle hazırlanan çorbalara da kolajenden türeyen jelatin ve çeşitli protein parçaları geçebiliyor.
Özellikle kelle paça ve ilikli kemik suyunun soğuduğunda jöle gibi kıvam alması, içindeki jelatinin en belirgin işaretlerinden biri.
Peki bu kolajen doğrudan eklemlerimize, cildimize ya da bağışıklık sistemimize mi gidiyor?
Keşke işler bu kadar kolay olsaydı.
Vücudumuz besinlerle aldığımız kolajeni sindirim sırasında daha küçük peptitlere ve amino asitlere ayırıyor. Bunları da ihtiyaç duyduğu yerlerde kullanıyor. Yani içtiğimiz kelle paçadaki kolajenin doğrudan dizlerimize gidip kıkırdaklarımızı onardığını söyleyemeyiz.
Üstelik kemik suyunun protein ve kolajen miktarı da her tarifte aynı değil. Kullanılan malzeme, su miktarı ve pişirme süresi sonucu değiştirebiliyor.
Yine de iyi hazırlanmış bir kelle paça çorbasını küçümsememek gerek. İçindeki et ve bağ dokuları sayesinde protein sağlayabilir. Özellikle hastalık döneminde yeterli beslenmekte zorlanan kişiler için besleyici bir öğün olabilir.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Kelle paça içmek bağışıklığı bir gecede güçlendirmiyor, grip virüsünü öldürmüyor ya da enfeksiyonu tedavi etmiyor.
Tavuk suyuna çorbanın da benzer şekilde değerlendirilmesi gerekiyor.
Tavuk eti, sebzeler ve şehriyeyle hazırlanan bir çorba hem sıvı hem de besin alımına katkıda bulunabilir. Sıcak olması burun tıkanıklığı ve boğazdaki rahatsızlık hissini geçici olarak hafifletebilir.
Fakat bilimsel araştırmalar, tavuk suyu çorbanın soğuk algınlığını kesin olarak iyileştirdiğini veya hastalık süresini belirgin biçimde kısalttığını göstermiş değil.
Bir de sarımsak ve limon meselesi var.
Kelle paçanın üzerine bol sarımsak, biraz sirke ve limon eklemeyi sevenlerdenim. Bu malzemeler çorbanın lezzetini artırıyor. Sarımsağın bazı bileşenleri laboratuvar araştırmalarında antimikrobiyal özellikler gösterebiliyor. Ancak bu, sarımsaklı çorbanın vücuttaki enfeksiyonu tedavi ettiği anlamına gelmiyor.
Limon da C vitamini içeriyor ama çorbaya sıkılan birkaç damlanın hastalığı ortadan kaldırmasını beklemek gerçekçi değil.
Kısacası, çorbanın faydası var; fakat ona yüklediğimiz mucizevi güçlerin tamamının bilimsel karşılığı yok.
Balıkesir'de Çorba Sadece Yemek Değil, Bir Alışkanlık
Çorbadan söz açılmışken Balıkesir'i ayrı bir yere koymak gerekiyor.
Balıkesir'in mutfak kültüründe çorbanın oldukça köklü bir yeri var. Bir tarafta et ve sakatatla hazırlanan çorbalar, diğer tarafta tahıl, bakliyat ve yoğurtla yapılan ev çorbaları...
Özellikle sabahın erken saatlerinde bir çorbacıya uğrayıp güne sıcak bir kaseyle başlamak, birçok kişinin alışkanlığı.
Kelle paça ve işkembe çorbası sevenler için bol sarımsaklı, sirkeli bir kase bazen kahvaltıdan bile daha cazip gelebiliyor.
Ancak Balıkesir'in çorba kültürü yalnızca sakatat çorbalarından ibaret değil.
Yöresel mutfağın önemli lezzetlerinden biri olan tirit, doğrudan bir çorba sayılmasa da et suyu ve ekmeğin buluştuğu, özellikle doyuruculuğuyla öne çıkan yemeklerden. Balıkesir'de et suyunun mutfaktaki yerini anlatmak için güzel bir örnek.
Bir de düğünlerin, kalabalık sofraların ve ev yemeklerinin vazgeçilmezleri var. Düğün çorbası, tarhana ve mercimek gibi çorbalar, nesilden nesile aktarılan sofra alışkanlıklarının önemli parçaları.
Bence burada gözden kaçırdığımız bir konu var.
Çorbayı değerli yapan yalnızca içindeki kolajen değil. Tarhana gibi fermente bir malzeme, mercimek gibi bitkisel protein ve lif kaynağı ya da etle hazırlanan besleyici bir çorba, farklı ihtiyaçlara cevap verebiliyor.
Mesela mercimek çorbası, lif ve bitkisel protein bakımından oldukça iyi bir seçenek. İçine havuç, soğan ve çeşitli sebzeler eklediğinizde besin çeşitliliği de artıyor.
Tarhana ise kullanılan un, yoğurt ve sebzelere göre farklı besin öğeleri sağlayabiliyor. Ancak tarhananın fermente edilmiş olması, pişirildikten sonra mutlaka canlı probiyotik içerdiği anlamına gelmiyor.
Kelle paça ve işkembe ise özellikle sakatat sevenler için güçlü bir gelenek. Fakat yüksek tuz ve yağ içeriğine sahip tariflerin herkes için uygun olmayabileceğini de unutmamak gerekiyor.
Özellikle tansiyon, böbrek hastalığı, gut veya ürik asit yüksekliği gibi sorunları bulunan kişilerin bu çorbaları tüketirken daha dikkatli olması gerekebilir.
Gelelim asıl meseleye...
Hastalandığımızda neden canımız sıcak bir çorba istiyor?
Çünkü hastalık yalnızca bağışıklık sistemimizi değil, iştahımızı ve günlük beslenmemizi de etkiliyor. Ateş, terleme ve iştahsızlık nedeniyle yeterli sıvı ve besin almak zorlaşabiliyor.
İşte sıcak bir çorba tam da bu noktada işe yarıyor.
Kolay tüketiliyor, sıvı sağlıyor, tarifine göre protein ve enerji alımına katkıda bulunuyor. Üstelik boğazımız ağrırken katı bir yemek yerine çorba içmek çok daha rahat olabiliyor.
Ama çorba içtik diye dinlenmeyi, yeterli sıvı tüketmeyi veya gerektiğinde doktora gitmeyi ihmal etmemeliyiz.
Benim düşüncem şu: Büyüklerimizin yıllardır sofraya koyduğu o sıcacık çorbaların kıymetini bilmek lazım. Fakat her geleneksel yiyeceğe mucize gözüyle bakmak da doğru değil.
Kelle paçayı seviyorsanız için. Tavuk suyuna çorbayı tercih ediyorsanız sofranızdan eksik etmeyin. Mercimeğin, tarhananın, düğün çorbasının da hakkını verin.
Sadece şunu unutmayın: Bağışıklık sistemi tek bir kase çorbayla güçlenmiyor. Düzenli ve dengeli beslenme, yeterli uyku, hareket ve genel sağlık alışkanlıkları çok daha büyük önem taşıyor.
Çorba bazen hastalığı iyileştirmez ama hasta olduğumuz günleri biraz daha kolay geçirmenize yardımcı olabilir.
Belki de bu yüzden, aradan kaç yıl geçerse geçsin, kendimizi biraz kırgın hissettiğimizde aklımıza hala annemizin ya da anneannemizin yaptığı o sıcak çorba geliyor.
Ve bazen insanın ihtiyacı olan şey, tam da o tanıdık lezzet oluyor.