Tarım ve Orman Bakanlığının taklit ve tağşiş listeleri, gıda güvenliği tartışmasını yeniden gündeme taşırken Balıkesir’in coğrafi kimliği de istismar riskiyle karşı karşıya. Kentin adıyla pazarlanan ürünlerin menşei, üretim yeri ve gerçekliği sorgulanıyor. Marka değerini korumak için denetim, hukuki mücadele ve bilinçli tüketici şart.


Tarım ve Orman Bakanlığı, 12 Ekim 2026 tarihinde taklit ve tağşiş yapılan gıdalar listesini kamuoyuyla paylaştı. Güncellenen bu listede özellikle Balıkesir ve Körfez bölgemizin adı kullanılarak üretilen zeytinyağlarındaki sahtecilik dikkatimi çekti. Bir kentin, bir coğrafyanın yüz yılı aşkın sürede tırnaklarıyla inşa ettiği güven sermayesinin nasıl pervasızca yağmalandığı bir kez daha resmi kayıtlarla belgelenmiş oldu.


Bir ürünün doğduğu toprak, yalnızca bir coğrafi koordinat değildir; iklimi, toprağı, suyu, rüzgârı ve o yörenin emeğidir. Türkiye’de tüketicinin zihninde doğallık, nefaset ve güvenle özdeşleşen en güçlü markaların başında şüphesiz Balıkesir gelir. Ancak son yıllarda piyasa raflarında, pazar tezgâhlarında, online satış platformlarında ve kasap vitrinlerinde tehlikeli bir illüzyon hüküm sürüyor: Ön yüzünde "Balıkesir", "Ayvalık" veya "Edremit" yazan, fakat arkası çevrildiğinde üretim izleri Hatay’a ya da tamamen denetimsiz merdiven altı adreslere uzanan ürünler.

Ayvalık zeytinyağından yerel gazozlara, İstanbul kasaplarındaki "Balıkesir eti" tabelalarına kadar uzanan bu sahtecilik zincirinde neler oluyor, kurumlar ne yapıyor ve tüketici bu oyunu nasıl bozabilir?


Bakanlığın yayımladığı tağşiş listeleri incelendiğinde iki temel istismar yöntemi öne çıkıyor:

Doğrudan Tağşiş: Tenekenin üzerine "Hakiki Ayvalık Taş Baskı Zeytinyağı" etiketi yapıştırılırken içine tohum yağları (ayçiçek, kanola), prina yağı ve boyar maddeler boca ediliyor. Bu operasyonların lojistik ve dolum ayakları sıklıkla Hatay gibi güney illerindeki paravan depolar üzerinden yürütülüyor.

Menşe İstismarı: Hatay veya Doğu Akdeniz havzasının zeytin ve zeytinyağı kendi koşullarında değerlidir; ancak iklim ve toprak farkı nedeniyle Edremit/Ayvalık tipi zeytin profiliyle asidite, polifenol ve aroma açısından tamamen farklıdır. Güneyden ucuza toplanan dökme yağlar, üzerine "Ayvalık" ibaresi basılarak iki-üç katı fiyata satılıyor. Hatay'da doldurulan bir yağın "Ayvalık" adıyla pazarlanması, Türk Ticaret Kanunu açısından açık bir haksız rekabet ve tüketici dolandırıcılığıdır.

Ayvalık Ticaret Odası (ATO), bu istismara karşı kare kodlu hologram sistemini devreye soktu; karekod okutulduğunda zeytinin parseli ve laboratuvar analiz raporu doğrudan ekrana geliyor. Oda ayrıca özellikle sosyal medya ve e-ticaret sitelerindeki sahte ilanlara karşı savcılıklara suç duyurularında bulunuyor. Ancak idari para cezalarının yetersiz kalıyor olmalı ki “Ayvalık, Edremit, Balıkesir zeytinyağı” adıyla sahte markalar piyasaya sürülmeye devam ediyor.


Son yıllarda yükselen yerel gazoz akımı, kentin kültürel hafızasını ranta çevirmek isteyen fırsatçıların iştahını kabarttı. Balıkesir'deki yerel bir marketin rafında duran, üzerinde kentin simgeleri basılı bir gazoz şişesini elinize alıp arkasını çevirdiğinizde şu gerçekle karşılaşıyorsunuz: Üretim Yeri: Hatay.

Bir içeceğin kimliğini yerel suyun mineral yapısı ve kentin damak hafızası belirler. Balıkesir'de tek bir istihdam yaratmayan, kentin suyunu kullanmayan, vergisini buraya ödemeyen fason bir yapının Hatay'daki endüstriyel hatta bastırdığı gazozu "Balıkesir Gazozu" diye kentin kendi marketlerine sokması, ticari kurnazlığın vardığı boyutu özetliyor.


Zeytinyağı ve ette coğrafi tescil varken içecekte henüz yasal bir koruma kalkanı bulunmuyor. Fason üretici marka tescilini alıp dolumu Hatay'da yaptığında yasal alandan faydalanabiliyor. Bu noktada yerel yönetimlerin ve meslek odalarının "tüketiciyi yanıltıcı menşe kullanımı" gerekçesiyle haksız rekabet davaları açması şart.

İstanbul’da et restoranlarının menülerinde veya mahalle kasaplarının camlarında en sık görülen pazarlama argümanı: "Etlerimiz Balıkesir Kuzusudur."

Valiliğimizin web sayfasında şu ifadeleri görüyoruz: “Balıkesir, kırmızı et üretiminde Türkiye’de ilk üçün içindedir. Kırmızı et üretimi sığır ve dana eti ağırlıklıdır. Koyun eti üretimi de oldukça önemli bir yere sahiptir.” Balıkesir İli Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği’nin sayfasından aldığım bilgilere göre “Türkiye büyükbaş hayvan varlığının %3,4’ü ilde bulunmaktadır. 500.000’e yakın büyükbaş bulunmakta olup bunların içinde en büyük pay sığıra aittir. Balıkesir, Türkiye’de bulunan koyun ve keçilerin %2,2’sine sahiptir. Balıkesir’de 177.000 koyun (merinos), 604.000 koyun (yerli), 196.000 keçi (kıl) bulunmaktadır. Bu rakamlarla ilde 1.000.000’a yakın küçükbaş mevcuttur.”. Ancak mega kent İstanbul'un devasa günlük tüketimi göz önüne alındığında, piyasadaki her "Balıkesir eti" iddiasının gerçeği yansıtması matematiksel olarak imkânsızdır. Başka bölgelerden toplanan hayvanlar yalnızca sözlü beyanla "Balıkesir malı" adı altında tezgâha mı çıkarılıyor?


Balıkesir kuzusu konusunda gazetemizin yazarlarından Ümmet Şengül geçen hafta gayet bilgilendirici ve uyarıcı bir yazı kaleme almıştı. Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Akın’ın da konuyla ilgili hassasiyeti olduğunu biliyoruz. Şehir olarak marka değerimize sahip çıkmamız gerektiği bilincinin oluşması güzel bir sonuç.

Bütün tescillere, zabıta kontrollerine ve bakanlık baskınlarına rağmen, bu sahtecilik endüstrisini kökünden kurutacak en etkili mekanizma kanun maddeleri değil, satın almayan tüketici bilincidir.


Bir market reyonunda "Balıkesir Gazozu"nu görüp merak eden bir tüketicinin, şişeyi eline alıp arkasındaki küçük puntolarla yazılmış "Üretim Yeri: Hatay" bilgisini fark ettiği an o ürünü almaktan vazgeçip tezgâha geri bırakması sıradan bir hareket değildir. Bu tavır:

Rant Çarkını Kırar: Satılmayan ürün rafta bekledikçe market işletmecisi fason tedarikçiden sipariş keser.

Kentin Emeğini Korur: Kendi şehrine, suyuna, çiftçisine ve yerel üreticisine tek kuruşluk faydası olmayan fırsatçıların kâr kapısını kapatır.

Piyasaya Mesaj Verir: Üreticiye "Tüketici artık sadece ön yüzdeki nostaljik etikete bakmıyor, arkadaki menşei okuyor" gerçeğini hatırlatır.

Etiketin arkasını çevirip üretim yerine bakmak yalnızca 5 saniye sürer. Ancak o 5 saniye hem bütçeyi ve sağlığı korur hem de Balıkesir’in asırlık itibarının ucuz kurnazlıklara kurban edilmesini engeller.


Yalnızca bireysel tüketici farkındalığıyla yetinemeyiz; yerel yönetimler, basın mensupları, meslek odaları ve topyekûn Balıkesirliler olarak şehrimizin adını kirleten, güven sermayesini ve marka değerini hiçe sayan bu sahtecilere karşı en sert tepkiyi ortaya koymalıyız. Yetkili kurumlarımız ve hukukçularımız vakit kaybetmeksizin yargı yoluna başvurmalı, Türk Ceza Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu kapsamındaki tüm cezai yaptırımların en üst sınırdan uygulanması için süreçleri tavizsiz takip etmelidir. Balıkesir’in emeğini, suyunu, toprağını ve saygın adını bu rant tacirlerine kurban etmemek, şehrimizin geleceğine ve marka değerine sahip çıkmak hepimizin ortak ve ertelenemez görevidir.