Zeytinyağını bol bol döküyoruz, çünkü sağlıklı. Yumurtayı yerken hâlâ biraz düşünüyoruz, çünkü kolesterol var. Tartıda kilomuz normalse içimiz rahat ediyor. Bir de arada vitaminimizi, omega-3’ümüzü aldık mı kendimizi sağlama almış sayıyoruz.

Peki gerçekten öyle mi?

Beslenme konusunda bazı bilgiler öylesine yerleşmiş durumda ki doğruluğunu sorgulamak aklımıza bile gelmiyor. Hele sosyal medya devreye girdiğinden beri işler iyice karıştı. Bir gün yumurta baş tacı ediliyor, ertesi gün başka bir besin “kalbin düşmanı” ilan ediliyor. Zeytinyağı deseniz zaten dokunulmazlar arasında.

Oysa mesele çoğu zaman bir yiyeceğin iyi ya da kötü olması değil. Ne kadar yediğimiz, yanında ne tükettiğimiz ve genel beslenme düzenimizin nasıl olduğu çok daha önemli.

Zeytinyağı Sağlıklı Diye Şişenin Ucunu Açmanın Âlemi Yok

Zeytinyağının sağlıklı yağlardan biri olduğu konusunda pek tartışma yok. Tekli doymamış yağ asitleri içeriyor, antioksidan bileşenleri var ve dengeli bir beslenme düzeninde gayet kıymetli bir yere sahip.

Ama burada küçük bir ayrıntıyı unutuyoruz: Zeytinyağı da sonuçta yağ.

Yani kalorisi oldukça yüksek.

Salatanın üzerine biraz dökmek başka, “Nasıl olsa sağlıklı” diyerek tabağın dibinde yağ bırakacak kadar kullanmak başka. Yemekte, salatada, kahvaltıda derken gün boyunca tüketilen miktar fark edilmeden ciddi seviyelere çıkabiliyor.

Kısacası zeytinyağının sağlıklı olması, miktarın önemsiz olduğu anlamına gelmiyor.

Gelelim yıllardır haksızlığa uğrayan yumurtaya...

Bir dönem yumurta denildiğinde akla neredeyse doğrudan kolesterol geliyordu. Özellikle kalp sağlığından endişe edenlerin yumurtaya mesafeli yaklaşması gerektiği düşünülüyordu.

Bugün ise tablo eskisi kadar basit görülmüyor.

Kan kolesterolünü değerlendirirken yalnızca bir besinin içerdiği kolesterole bakmak yeterli değil. Beslenmenin tamamındaki doymuş yağ ve trans yağ miktarı da işin içinde. Dolayısıyla “Kolesterol içeriyor, öyleyse zararlı” şeklindeki kestirme hesap her zaman doğru sonucu vermiyor.

Yumurta da kaliteli protein ve çeşitli besin öğeleri içeren bir gıda. Burada yine aynı yere geliyoruz: Miktar, kişinin sağlık durumu ve beslenmenin bütünü.

Aynaya Bakıp Kalbinizin Sağlıklı Olduğunu Anlayamazsınız

Bir başka yaygın düşünce de kalp hastalıklarının belli bir yaştan sonra başlayacağı.

Gençken pek üzerinde durmuyoruz. “Daha yaşımız ne?” deyip geçiyoruz.

Oysa damarların yaşadığı değişimler bir sabah 60 yaşında uyanınca başlamıyor. Damar duvarlarında plak oluşumuyla ilerleyen ateroskleroz süreci çok daha erken dönemlerde gelişmeye başlayabiliyor.

Bu yüzden hareket etmek, sigaradan uzak durmak, beslenmeye dikkat etmek veya düzenli sağlık kontrollerini önemsemek yalnızca ileri yaşların meselesi değil.

Benzer bir yanılgı kilo konusunda da var.

Zayıf birini gördüğümüzde otomatik olarak sağlıklı olduğunu düşünüyoruz. Hatta kişi kendisi için de aynı hesabı yapabiliyor: “Kilom normal, demek ki sorun yok.”

Keşke vücudumuz bu kadar kolay okunabilseydi.

İdeal kiloda olmak elbette önemli olabilir ama tek başına tansiyonun, kan şekerinin veya kolesterolün normal olduğunu göstermiyor. Dışarıdan ince görünen bir kişinin iç organlarının çevresinde yağlanma bulunması da mümkün.

Yani tartı bize bir şeyler söyler ama her şeyi söylemez.

Bir de son yılların vazgeçilmezi takviyeler var.

Vitaminler, mineraller, omega-3 kapsülleri... Raflarda seçenek çok, vaat daha da çok. Bazen birkaç kapsülle kötü beslenmenin açığını kapatabileceğimizi düşünüyoruz.

Ama bir elmanın, bir tabak sebzenin ya da bir porsiyon baklagilin yaptığı işi yalnızca içindeki tek bir vitamine indirgemek mümkün değil. Gerçek besinler liften vitaminlere, minerallerden farklı biyoaktif bileşenlere kadar birçok şeyi aynı anda sunuyor.

Takviyelerin gerekli olduğu durumlar elbette olabilir. Ancak ihtiyaç varsa bunu belirlemenin yolu sosyal medyada karşımıza çıkan bir videodan değil, sağlık değerlendirmesinden geçiyor.

Aslında bütün bu örneklerin ortak bir tarafı var.

Beslenmede en çok sevdiğimiz şey kesin cümleler.

“Bunu ye.”

“Bunu yeme.”

“Bu kalbe iyi gelir.”

“Bu kolesterol yapar.”

Gerçek hayat ise bu kadar siyah-beyaz değil.

Bir kaşık zeytinyağını mucize ilan etmek de yumurtayı tek başına kalp düşmanı görmek de aynı hataya çıkıyor: Beslenmenin tamamını unutup tek bir yiyeceğe gereğinden fazla anlam yüklemek.

Belki de sofrada ihtiyacımız olan yeni bir mucize besin değil.

Biraz ölçü, biraz çeşitlilik ve duyduğumuz her beslenme tavsiyesine hemen inanmamak yeterli olabilir.